"Foça" Söz Müzik : Yıldırım Benzer
(Müzik Kontrol)
Site içi arama
Su hayattır Boşa harcamayın!
MASALLARIN GIZLI DILI - Izmir / Foça Foça
Yazarlar
yazı- yorum
Zerrin SOYSAL
Yayın Tarihi: 05.02.2010
Paylaş
MASALLARIN GİZLİ DİLİ
Ünlü Alman Filozof Arthur Schopenhauer Aşkın Metafiziği isimli kitabında aşkın temelini üreme iç güdüsüne dayandırır ve türün sağlıklı devam edebilmesi için eş seçiminde karşıt özelliklerin arandığını iddia eder. Örneğin bodur bir erkek, uzun boylu ve ince kadınlara aşık olacaktır. Esmer zayıf bir kadın, sarışın ve iri yarı erkeklere… Seçicilik görevini kimin üstlendiğine hiç değinmez; çünkü yaşadığı çağda tartışmaya açılmayacak kadar kesindir seçenin cinsiyeti. Tıpkı masalda olduğu gibi…
Külkedisi masalını bilirsiniz. Zavallı kız üç üvey abla ve onların cadı annesiyle çilekeş bir yaşam sürmektedir. Bu arada babanın varla yok arası varlığını başka bir yazıya konu etmek istiyorum. Aynı iskele babasını Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalında da görürüz. Hele rahmetli anneannemin “tın tın kabacık, bizi bırakıp giden babacık” tekerlemesiyle anlattığı bir Andersen masalı uyarlaması vardır ki evlere şenlik. Adam sırf yeni karısı istemiyor diye çocuklarını ormana, kurda kuşa yem olmaya bırakır. Kısacası Sinderella’nın babası türünün tek örneği değildir ve Schopenhauer’in erkek tohumunu bıraktıktan sonra görevi biter, başka dişileri döllemek üzere yoluna devam eder savını destekleyecek biçimde çocuğuyla ilgilenmez.
Yaşadıkları ülkenin kralı bir balo tertipleyerek evlenecek yaştaki bütün kızları davet eder. Balonun amacı biricik oğlu, veliaht prensin evleneceği kızı seçmesidir. Üvey ablalar günlerce kendilerini beğendirmek için hazırlanır, balo akşamı iyice allanıp pullanıp giderler. Külkedisi de iyilik perisinin bir dokunuşuyla giyinip kuşanır, balkabağı ve farelerden yaratılan arabasına binip gider. Gece boyunca öbür kızlara tercih edilmenin saadetiyle prensin kollarında döner de döner. Çok mes’uddur.
Gelin görün ki arabası tekrar kabağa dönmesin diye saat on iki olmadan balodan ayrılmak zorundadır ve sarayın merdivenlerinden koşarak inerken camdan yapılmış minik ayakkabısının tekini düşürür. Ertesi gün Prens elinde ayakkabı ev ev dolaşıp bu eşsiz ayakkabının sahibini aramaya başlar. Sonunda sıra Külkedisinin yaşadığı eve gelir. Üç kız ayakkabıyı denerler, hatta masalın bazı vahşi anlatımlarında ayaklarını pabuca sokabilmek için topuklarını bile kesip kanlar aka aka giymeye çalışırlar. Ayakkabı üçüne de olmaz. Son olarak köşede, küller içinde oturmakta olan Sinderella da üvey annesinin kahkahaları arasında ayakkabıyı dener ve öbür tekini de bir yerlerden çıkarıp giydikten sonra prensin kolunda baba evini terk eder. O andan sonra Külkedisi’ni hiçbir olumsuzlukla gölgelenmeyen lekesiz, sonsuz bir mutluluk beklemektedir. Kötüler cezasını, iyiler mükafatını bulmuştur. Biz de her nedense kerevete çıkarız.
Şimdi hayal gücümüze biraz yüklenelim ve masalı tersine çevirelim. Kapı kapı dolaşıp ayakkabıya uyan erkeği arayan bir prenses olsun masalımızın kahramanı. Bütün erkekler yürek çarpıntılarıyla sıranın kendisine gelmesini ve ayakkabının kendi ayaklarına uymasını bekliyor olsunlar. Nasıl, tuhaf mı? Neden? Sinderella, illa da yakışıklı olan prensin kolunda ayağında cam ayakkabılarla saraya doğru yürürken sevinç göz yaşlarınızı tutamıyordunuz ama. (V. Nabokov ayakkabıların camdan değil Rus sincabı kürkünden olduklarını iddia eder, o ayrı) Ters gelen ne? Kadife yastığın üstünde duran erkek ayakkabısı mı?
Elbette hayır. Seçenin kadın olmasıdır yadırgadığımız. Kadın doğası gereği öbürlerine tercih edilen, seçilen olmak ister söylemi ve buna benzer daha binlerce yalan taaaa bebekliğimizden başlayarak anlatıla anlatıla bizi ne hale sokar dersiniz? Örneğin bu masalla kadına evinde oturup erkek tarafından seçilmeyi beklemesi gerektiği mi öğretiliyordur? Üstelik seçilebilmesi için de özel bir hüner geliştirmesi falan değil, ayağını erkeğin getirdiği ayakkabıya uydurmasıdır istenen. Yani kadının iradesiyle değiştiremeyeceği, doğuştan gelen bir özelliği belirler seçilme nedenini. Burada ayakkabının bir sembol olduğunu, bir kadının erkek tarafından tercih edilmesi için uyması gereken bütün kriterleri temsil ettiğini söylememe bilmem gerek var mı?
Schopenhauer’ın savına geri dönersek erkekler olabildiğince özgür gelişen kendi koca ayaklarını dengelemek için minik ayaklı kadınları tercih ederek kadınları nefes almalarını engelleyen korse benzeri bir cendereye sokmamışlar mıdır?
Masalları gizli mesajlarıyla değerlendirince keşke diyorum, keşke bizi de masallarla değil de şimdiki bebekler gibi elektronik bir cihazdan gelen tekdüze melodilerle büyütselerdi. O zaman belki kafamız bu kadar karışık olmaz; hayatın patikalarında daha az yara bereyle yol alır, karşı cinsle daha aklı başında ilişkiler kurardık.
Canım benim,
Bu yorumun üstüne kim tutar artık beni...:)))Hemen oturup bir yazı daha yazmaz mıyım şu olup biten saçma sapanlıklar üstüne?
Yorum yazan : Nurdan Çakır Tezgin
Tarih : 06.02.2010
Evet, evet sevgili Zerrin kesinlikle moralsiz bir günün olmalı, yoksa böyle düşünmezdin. ''modası geçmiş şeylerden söz eden bir yazar'' gibi hissetmek de ne demek? Farketmemiş olamazsın şimdilerde eskilere öykünmeler had safhada ne varsa eskilerde var! Konuyu dağıtmak gibi olmasın ama eski domateslerin tadı var mı bugün?. Bit pazarı ve nur muhabbeti...
Moda biziz! Modayı biz yaratırız!!! Modası geçmek ne demek? Biz kendimizden vazgeçmedikçe modamız da geçmez merak etme! Bu konuda hiç tevazzu sahibi olamam ve senin de olamayacağını biliyorum. Sadece yaratma sancıları içinde olduğun bir günündesin sanki...
Okuyorsun, seyrediyorsun, geziyorsun, yazıyorsun ve kadınların insanca haklarını koruyorsun, erkekleri korkutup kendine hayran bırakıyorsun, daha ne olsun ayol? (Fazla mı dobra oldu?) :-))
Yorum yazan : zuhal özügül
Tarih : 06.02.2010
Çok haklısınız Zerrin Hanım,Masallar benim de kafamı karıştırmıştır hep.Bir çoğu vahşet içerir hatta. Hele uyumadan önce çocuklara okunan (Amerikan filmleri taklidi) masallar onların mutlaka uykularını kaçırıyordur. Ne yazık ki kadınlar da kendilerine uydurulan bu rolü kabullendiler.Ya hergün dinlediğimiz masallar?
Masalsız günler dileğiyle..
Yorum yazan : zerrin soysal
Tarih : 05.02.2010
Sevgili Nurdan,
Bugün kendimi modası geçmiş şeylerden söz eden bir yazar olarak düşündüğüm düşük moralli bir günümde olduğum için sanırım, güzel yorumunu da hep aynı konunun çevresinde dolanmak gibi yorumluyorum ama dediğim gibi bu benim olumsuz bakış açım.Yarına birşeyim kalmayacak eminim.İstanbul''dan Foça''ya sevgiler
Yorum yazan : Nurdan Çakır Tezgin
Tarih : 05.02.2010
Sevgili Zerrin,
Yine keyifle gülümseterek okutuyorsun... Gözüm kapalı olsa ve biri bana okusa, dese sizin köşeden kim yazmış. Hiç tereddüt etmeden bileceğim doğru yanıtı!
Sevgilerimle
*
Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
* FocaFoca'da yer alan yazı ve görsellerin, herhangi bir biçimde alınarak basılı ve/veya
internet ortamında basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
*
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır.
focafoca.com harici linklerin sorumluluğunu almaz
*
"Otel Arama" ve "Otel Rezervasyonu" hizmeti,
Amsterdam / Hollanda merkezli Avrupa'nın lider online otel rezervasyonları
şirketi booking.com tarafından sağlanmaktadır.