ISSN 1308-8483
Kaya Çukuru Sanrıları / Sesler

  Yayın Tarihi: 21.10.2011    


Kaya Çukuru Sanrıları / Sesler


Tabiatın bu kadar gürültü çıkardığını unutmuşum!

Gürültü dediysem, öyle rahatsız edici sesler güruhu değil aksine dünyanın capcanlı bir yaşam yumağı olduğunu hatırlatan gürültüler… Seslerini ayırt edemediğim çığlıkla, kükreme, meleme, böğürme, ötme, şakıma, hatta vızıldama, inleme, uluma, hışırdama, havlama, sürünme ve sürtünme türü sayısız garip sesler içinde tabiatı dinlemek hem ürpertici hem de muhteşem bir yeniden keşif! Varoluşumuza dair pek çok şeyi sürekli yeniden keşfeden insanoğluna hiçbir şey yeni değil, biz faniler unutma gibi bir fukaralık içinde olduğumuzdan ve en büyük öğretmen olan doğayı hafife aldığımızdan her defasında yeni baştan öğrenmeye mahkûm oluyoruz!

Biri diğerini kovalayan bir sürüngen ve böcekler, oynayıp şakalaşan sincap ve baykuşlar, yakaladığı ganimeti pat diye ağaçtan yere düşüren gelincikler, onlardan ürküp kaçan tavuklar ve bütün bu hareketliliğe sinirlenen kedi köpeklerle muhteşem bir Kayaköy cangılı içindeyim. Kayaköy’ün hayaletlerinin de bu gürültülü atmosfere katkısı var mı bilmiyorum; lakin, eski taş yıkıkların arasında ıslık çalan rüzgarın sesi hiç de masum gelmiyor bana!

Sincapları izliyorum günlerdir, geveze ve eteği belinde hamarat şeyler! Ne varsa artık o menengiç ağacında, her bir oyuğu ayrı bir sincap yuvası. Anne baba ve yavru sincaplar ailecek güneşleniyor yine. Narları yerlere düşürenleri bulmanın sevinciyle onları ilk keşfedişim muhteşemdi; İlk göz göze gelişimiz bir anlıktı beni hiç kaale almadı, şöyle bir bakış atıp nar ağacının en üst dalına çıktı bir çırpıda! Nar ve menengiç pelitlerini yediğini söylüyor Ömer Dayı; Pelitlerin sert dış kabuklarını nasıl kırdıklarını hayret ederek onlara ait ne varsa meraklanıyorum… Tarlanın otları arasında neyi kimi kovaladıklarını henüz öğrenemedim. Alaca karga ve sığırcıklarla iyi geçiniyorlar, herkes kendi av sahanlığı içinde saygılı gibi, hoş; doğa da saygısızlık var mı ki! O, insana mahsus!

Yağmurlardan sonra içimi şenlendiren güneş ile tabiatın seslerini dinlerken, dünya gezegeninin insandan daha çok, başka varlıkların gezegeni olduğuna kanaat getiriyorum. İnsan denilen varlık bu dünyanın azınlığı mı ne, diğer bütün canlıların seslerine kulak verince insanların o kocaman gürültücülüğü ufalıveriyor gözümde… İnsanoğlu, müzik çalarını ne çok açarsa açsın, ne kadar hızlı döndürürse döndürsün makinelerin dinamosunu yine de bir çağlayanın, coşkuyla akan nehrin sesi ve gücünü bastıramaz!

Keçilerin, çan seslerine karışan haberleşmelerini dinlerken bir atmaca süzülüyor karşıki çitlerin arasına, ağzında bükülüp kıvrılan bir şeyle yükseliyor yine gökyüzüne; ayağımın üzerinde kımıldayan otsu şeyin ne olduğunu merak ediyorum; Şirin bir tırtılmış. Açık yeşil ve krem bir deri üzerinde koyu renk benekleri var, gövdesinden güç alarak hareket ediyor, gülümsüyorum… Yine bir tosbağa geçiyor sebzelere doğru hışırtıyla ağırdan, marullara geliyormuş ne güzel. Ah bir de dağ danası inermiş geceleri bahçeye, işte bu biraz ürkütüyor, dana bütün sebzeleri ezer ve ansızın karşılaşırsak korkutabilir beni! Dağ danası bildiğimiz yaban domuzuymuş meğer, buralarda öyle diyorlar; korkmuyorum, nasılsa alışkınım domuz görmeye!

Bir Kayaköy sanrısı benimki, arayanın bulacağı, dinleyenin duyacağı bir içe dönüş…


Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


1350











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)