ISSN 1308-8483
Etraftaki yürüyen ağaçlar!

  Yayın Tarihi: 7.5.2011    


Etraftaki yürüyen ağaçlar!


Siz de yapar mısınız bilmem; her yıl gelenekselleştirdiğimiz bazı küçük ziyaretlerimiz vardır, onları gerçekleştirmek adına farkında olmadığımız içsel bir çaba içine gireriz! Bazıları şehirlerarasıdır, bazıları yaşadığımız kentin, kasabanın muhtelif semtlerine gezi şeklindedir. Büyük kentlerdekilerin dolaşacakları çok fazla kıyı köşesi vardır ve değişimin ayırdına varmak kolay değildir. Oysa küçük yerleşimlerdeki değişiklikler hemen dikkat çeker, hangi ağaç ne zaman çiçek açar bildiğimiz için mevsimi gelince gözümüz o ağacın çiçeğini arar. İlle de yolumuzu düşürmek isteriz, acaba o sokağın leylakları açtı mı? O evin, o çeşmenin akasya ve mor salkımları açtı mı?

Her bahar görmeye tanık olduğumuz erguvanlar açmıştır şimdi, diyerek heyecanla döneriz mezarlığın köşesini, çoktandır geçmedim oradan deyip sırf mor salkımlarını görmek için geçeriz o çeşmeli sokaktan… Siz de yapar mısınız bilmem, benim aklımı çelen yaşam ritüellerimdir bütün bunlar. Zamanı gelince ararım, gider bir hatır sorarım; “Hani’miş senin güzel renklerin” der okşar, belki birkaç kare de fotoğrafını çekerim. En çok da ruhumun sonsuz görselliğine teşekkürlerle nakşederim o muhteşemliği.

Her mevsim ziyaret edilecek ağaçlarım vardır da, çoğunluğun ilkbahar aylarına denk gelmesi her gün sokaklara çıkmama rağmen beni telaşe memuru yapar!. Ham incir (erkek incir) yeşil incir denilen incire yetişmek isterken bir bakıyorum akasyalar beyaz damlalar halinde sarkıyorlar tepemde. Sarı Kıbrıs akasyalarına ne demeli? Yaz kış mahrum etmediler canlılıklarından bizi.

Tanrım, tabiat nasıl da cömert… Biz insanlar da tabiatın bu cömertliğine saygıda kusur etmesek ne iyi olacak ama, nedendir bilinmez kesiyoruz ağaçları! Kesiyor ya da kurutuyoruz!!!

Sokakların, caddelerin, bahçelerin dili olsa da ağaçlarını geri isteseler… Osmanlı Mezarlığı’nın köşesindeki erguvana kimler kıydı? Sırf onu seyretmek için geçerdim oradan. Pazar sokağında o muhteşem kalınlıktaki beyaz dut ağacı neredesin, yürüyüşe çıkmış olamazsın! Fevzipaşa’daki akasya, dut, erik, Atatürk mahallesindeki karabiber ve mor salkımlar, İsmetpaşa’daki okaliptuslar, menengiç, dut, zeytin ve incirler nerelerdesiniz? Hepiniz mi yürüyüşe çıktınız!


Bu arada coşup şenlenen güzel bahçeleri de unutmamalı, Bilgin Hanım mor salkımlarınız açalı çok oldu neredeyse solacaklar siz neredesiniz? Haydi gelin gâri…

Bir ağaç kesme sevdasıdır hak getire… Manzaramı engelliyor kes, meyveleri sinek yapıyor kes, çiçekleri pislik yapıyor beton dökeceğim kes, bahçe ihlali yapacağız keselim, astımıma dokunuyor, kuşlar geliyor tepesine, temele zarar veriyor keselim diye sür-git bir liste ki evlere ziyanlık…

Okaliptus ağaçları, hüküm giymiş mahkum misali her yerde katli vacip haldeler bunu kanıksadık! Vaktiyle su çeksin diye ekenlere ne demeli diyeceğim ama, okaliptusların da pek çok görevi varmış bu yeryüzüne; Su çekip bataklığı kuruturken iyiydi de, şimdi astımı tetikliyor, temele zarar veriyor diye mi kötü oldu gariplerim! Bir de garip bir budama şekliyle karşılaşıyorum; tam orta sürgününün tepesi kesiliyor ki uzayıp manzarayı engellemesin!

Karabiber ağaçlarının sivrisinek dahil pek çok kanatlıyı uzaklaştırdığını biliyor muydunuz? Her kesilen ağaç ve yok edilen doğal örgü başımıza önceden olmayan ne örgüler örer!. Ya sellere maruz kalıp su baskınları içinde debeleniriz, ya fare, kene, gelincik (gelinkadın), karga çoğalmasına, ya da yılanların insafına kalmış oluruz…

Faydalarını bir kenara koyarsak estetik güzellikleriyle ağaçlarımızı yok etmek nasıl bir dünya duruşudur?




Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


2214











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)