ISSN 1308-8483
Urla İskele Pazarı, Çeşme Altı ve Berfe

  Yayın Tarihi: 4.8.2009    


Urla İskele Pazarı, Çeşme Altı ve Berfe


Günlerden Pazar, kentlerden koskoca İzmir, mevsimlerden yaz hem de Ağustos'un ilk günleri. Urla Gülbahçe'deki küçük bir aile toplantısında bulunmak üzere yola çıktık. Varın gerisini siz düşünün derken, hareketli Çeşme oto yolunda uçan arabaların arasından attık kendimizi Urla sapağına, çok şükür. Urla'da uğranacak yerler, gönül alınacak dostlar, yapılacak her daim yeni keşifler var! Keşif dediğimiz ne ki, siz isteyin yeter ki.

Keşfettiğimiz şey ile kendimizde farkettiğimiz o yeni duygu. Dışarıdaki şeyleri keşfettiğimizi sandığımız o içsel duygu. Her keşif, içimizde yeni kapılar aralama isteği uyandırmaz mı? Demek ki; aslında keşif biziz!

***

Kentlerin semt pazarlarının hangi gün kuruldukları gibi acayip bir merakım vardır ya, huyum kurusun Urla İskele Pazarı'nın yeri ve zamanını yine biliveriyorum. Bellek iyi bir katip, unutmuyor.



Pazar pazardır, Urla İskele Pazarı'nın farkı ne ola derseniz, ben de şıp diye şudur diyemem ama, tüketicinin eğittiği bir üretici-köylü-pazarcı üçlemesine mensup, bilinç uyanışının başladığı bir pazar diyebilirim. Önceki yıllarda olmayan sertifikalı ürünlerin, uzun açıklamalı etiketler ve doğal tohumdan üretilmiş sebze meyvelerin pazarda oldukça geniş bir yelpaze oluşturması son derece sevindirici. Doğal hayvan gübresi ile yetiştirilmiş börülce, domates, acur ve yeşillik satan pazarcı esnafıyla sohbet etmek epey keyifliydi, ama siyah naylon poşet kullananları hala görüyor olmak üzücü. Henüz bez torba ve kesekağıdına geçiş gibi bir yenilik yok buralarda.



160 yıllık pembe domates tohumlarından üretilerek bugünlere getirilmiş ince kabuk pembişlerden satın aldım iki kilo kadar. Başka bir şey almadım ama bol bol fotoğraf çektim. Ekşi ve sulu karadutlar, köklü devasa rezeneler, ki onlar kesinlikle ıslah tohum (!) organik gübre olması neyi değiştiriyorsa! Otçu Amca'nın ot satış şekli en güzeliydi. Bütün yaz otlarını toplamış, hepsini bir güzel ayıklayıp doğramış ve rengarenk çiçek yapraklarıyla da albeni katmış satıyor, arkasındaki kocaman çelik levhada da binbir derde deva otlarının listesi...

Bayılıyorum bu zihnifikir düşüncelere.

Pazardan çıkmak canımı sıkar, buzağılı inekler gibi gözüm arkaya bakakalıp çıkarım pazarlarımdan çoğunluk.

Şu sözü edilen 500 yıllık tarihi zeytin ağacına doğru yola devam diyerek Çeşme Altı'ndayız... Yaşlı Ağacı ararken bir bakıyoruz Turgay'ın kan şekeri düştü düşer, hemen kendimizi en yakın pideciye atıyoruz. İyi ki atıyoruz, sunumuyla farklılık yaratan bir işletmeyi farketmiş oluyoruz; Nagihan ve Hüseyin Aydın çiftinin işlettiği Kumru Pide Salonu.



Ahh boşuna; "farklılık ayrıntılarda gizlidir" denmiyor. Pidecilere kadın eli değmesi güzel bir şıklık bence. Tahta servis tabağında tertemiz bir kağıt dantel üzerinde incecik çıtır pidemiz ve üzerinde taze közlenmiş bir koca tatlı yeşil biber. Hiç akıl erdiremezdim eskiden, pideciler niçin yeşil acı biber sunumunda ısrarcıdırlar! Acı isteyene küçük acı biber turşusu ve pul biberi zaten geliyor, bari tabaktaki biberler tatlı olsa diye düşünmüyor olamazsınız değil mi? Neyse uzatmayayım, oradakiler tatlı, yeşil, taze ve lezzetli közlenmişlerdi.



Urla, Çeşme Altı'na yolunuz düşerse, o koskoca tarihi zeytin ağacını görüp sahile doğru ilerleyin ve sağda inci boncuk sergilerini göreceksiniz. Gündüzleri yol kenarı sergileri kapalı o yüzden akşamüzeri ve gece gitmelisiniz.

Yorgo Seferis Otel'in önünden geçiyoruz...
Acaba üstat nerelerde? Otelde buluyor ya onu arayan soran. Üstat dedim diye Seferis sanmadınız değil mi, malum o rahmetli olalı çok oldu. Süreyya Berfe'den söz ediyorum, öğle sıcağı olduğu için serince gölge bir yerdedir der demez telefona sarılıyorum.

- Alooo...

Hemen ardından telaşeli bir kükreme ve haydi şu kahvede buluşalım...

İçinde nane yapraklarıyla ev yapımı taze limonata sunan bir kafede Urla İskele'deyiz, Berfe, Aslı, Turgay ve ben. Şairin dediği gibi; "Urla İskele", hatta Skala. Tadı damakta, gözümüz saatte kaçamak bir sohbete koyuluyoruz. Her kıyı, her iskele şairini ararmış, gözler buğulanıyor eski İskele Mahallesi'nin, ki onun deyimiyle in ile cinin çelik-çomak oynadığı bu yerin yaşanmışlıklarını dinlerken. Yunanistandan gezmeye gelen kökleri Skalalı Rumlarla karşılaşmalarının duygu yükünü, gürleyip yumuşayan bir efkarla içselleştiriyor sevgili Berfe.

Şair yüreği bir başka titreşirmiş, çok doğru.



Kalkmak zorunda olduğumuzdan, üstadın sohbetine doyamadan ver elini Gülbahçe... Gülbahçe mi? O da başka bir yazıya kalsın diyerek üstattan bir dizeyle selam olsun diyelim karşı kıyıya.

"Kim dedi
size balık ağları
icat edin diye?
Oltayla yetinseydiniz."


Süreyya BERFE / (Foklar Söyledi Ben Yazdım'dan)

Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN


www.ascifok.com


5949











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)