Sedat YALÇIN
Hayat anlamsýzdýr
Bir düþünürün ifadesiyle ”insan zihni yiv ve setler içerisinde hareket etmekten hoþlanýr”. Diðer bir deyiþle insan alýþmýþ olduðu olgulardan -o olgu her ne ise; düþünce, yaptýðý bir iþ, hatta evine giderken kullandýðý yol bile- kolay kolay vazgeçemez. Doðduðu andan beri zihnine kazýnmýþ olan, kaydedilmiþ olan bilgilere hep ayný açýlardan bakmak ister. Adeta ehlileþtirilmiþ bir haldedir. Zihne kaydedilen tüm kavramlar onun için kutsaldýr. Býrakýn deðiþtirilmesini, farklý açýlardan bakýlmasýna bile tahammül edemez. Burada kopya kalýplarýn dýþýna çýkarak hayata daha farklý bir gözle bakmaya çalýþtým.
Hayat dediðimiz olgu hareketten baþka bir þey deðildir. Mikro veya makro kozmoza baktýðýmýz zaman duraðan hiçbir þey yok. Atomlardan (atomaltý dahil) evrendeki çeþitli büyüklükteki galaksilere kadar her þey durmaksýzýn hareket halinde. Daha özele indirgeyip insanoðlunu baz alýrsak ayný durumu gözlemleriz çok kolayca. Tüm hücrelerimiz, tüm kaslarýmýz bir an dahi durmaksýzýn çalýþýr. Hareket vücudumuzun temel özelliðidir. Hareketsiz bir vücut ancak cansýz bir maddedir deriz. Ancak bu cansýz madde dahi duraðan deðil. Çeþitli mikroorganizmalar ile çözülme, çürüme; baþka bir hale dönüþme olayý, yani hareket devam etmektedir. Bedendeki bu hareket olgusu zihinsel yapýmýz için de geçerlidir. Zihin aktivitesini bir an bile durduramaz. Þöyle bir bakýn düþünmeden ne kadar durabiliyorsunuz. Denemek çok kolay. Haydi bir süre düþüncelerimizi durdurmaya çalýþalým. Ne kadar zor olduðunu göreceksiniz. Zihnimiz uykumuzda dahi aktiftir. O halde hareket yaþamýn temel taþýdýr. Hareket yoksa yaþam da yoktur.
Hayat anlamsýzdýr. Evet hayat anlamsýzdýr. Tüm evrenin sadece küçücük bir parçasýdýr. Evrenin ne kadar anlamý varsa yaþamýn da o kadar anlamý vardýr. Çünkü her þey bir; bir her þeydir. Yaþam, hareket olduðu zaman vardýr. Hareket yaþamýn olmazsa olmazýdýr. Çok kaba anlamda hareket ise, çoðunlukla insanýn ihtiyaçlarýný karþýlamak amacýyla yapýlýr. Hayatýný idame ettirmek, beslenmesini saðlamak, üremek bu ihtiyaçlarýn temel taþlarýný oluþturur. Ýnsan ihtiyacýný saðladýktan, biraz da kendini garantiye aldýktan sonra birdenbire boþluk içerisinde kalýr. Büyük bir boþluk ve can sýkýntýsý. Evet can sýkýntýsý insanoðlunu sarmalar. Ta ki yeni bir ihtiyaç belirene kadar. Ýhtiyaç giderilince tekrar boþluk ve can sýkýntýsý. Eðer hayatýn anlamý olsaydý boþluk ve can sýkýntýsý benliðimizi sarmazdý.
Bilinçaltýmýz hayatýn anlamsýz olduðunun farkýndadýr. Ancak zihnimiz bu durumu kabullenmek istemediðinden kendi kendine sanal bir dünya yaratmaya çalýþýr. Bunda da baþarýlý olur. Zihnimize giren her bilgi kategorize edilerek sýnýflandýrmaya tabi tutulur (iyi, kötü, güzel, çirkin, olumlu, olumsuz... vs). Sýnýflandýrýlan bu bilgiler düþünce tarafýndan kullanýlarak yeni bilgiler elde edilir ve tekrar zihnimize girdi olarak kaydedilir. Tüm canlýlarda ayný mekanizma vardýr. Ýnsanoðlu kendini diðer canlýlardan üstün görmekte ve bunu da insanoðlunun “akla” sahip olmasýna baðlamaktadýr. Ancak burada da çeliþki içerisindedir. Aklý temel unsur olarak kabul ettiði zaman “akýl dýþý olgulara ve mucizelere “inanmamasý gerekir. Ancak hayatýn boþ ve anlamsýz olmasý kendisini mecburen “akýldýþý olgulara ve mucizelere inanmaya” yönlendirerek hayatýna bir anlam saðlama çabasý içerine girmektedir.
Hayatýna anlam kazandýrma çabasýndaki insan zihni ilahi gücü bile kullanmak ister. Yaptýðý her davranýþý iyi, kötü diyerek sýralamakta; bunun sonucunda da mükafat, terfi veya ceza beklemektedir. Bu durumun bir iþyerinde patronun personelinin çalýþmasýna göre elemanlarýný mükafatlandýrýp, terfi ettirmesi veya cezalandýrmasý arasýnda hiçbir fark yoktur. Ýlahi gücü dahi kendi çýkarý için kullanan bir zihin bu þekilde hayatýn bir anlamý olduðunu kanýtlamak ister. Tek çýkar yolu da budur zaten.
Ancak insanoðlu bu kadar basit olan bu durumu kabul edemez. Kendince kendine daha büyük anlamlar yüklemek ister. Kendini düþünen tek varlýk olarak tanýmlar; her þeyin kendisi için yaratýldýðý vehmine kapýlýr. Bu þekilde, yaþamýn anlamsýzlýðýný, boþluk hissini örtbas etmeye çalýþýr. Ancak ne yaparsa yapsýn içindeki boþluk duygusunu önleyemez bir türlü. Yaþamýnýn sonlarýna gelmiþ yaþlý insanlarýn hayatýn koca bir hiç olduðunu söylemeleri sebepsiz deðildir. Yaþlýlar için zaman ve mekan bir anlam taþýmaz artýk. Yaþam dedikleri, bir an gibidir onlar için. Aslýnda anlar toplamý deðil midir yaþam. An ise bir an sonra yok olacaktýr. O halde yok olan bir þeyin deðeri de yoktur. Eðer deðeri olsaydý yaþam bomboþ deðil anlamlý gelecekti yaþlýlara. Hayatýnýn son demlerini idrak eden bu kiþiler için artýk kendini kandýrmanýn bir anlamý yoktur. Yaþlýlardan kastettiðim ölümü hisseden, diðer bir deyiþle ölümün kýyýsýnda olan kiþilerdir. Hayat sýnýrýný hissetmeyen insanlarýn zihni ise hala kendini kandýrmaya devam eder çünkü. Bu nedenle insana çok uzun gelen yýllar aslýnda tamamen yok olmuþtur. Yaþlýlarýn söyledikleri ”Yaþam koca bir hiçtir” sözü belki de en veciz bir ifadedir.
Platon’un ifadesiyle mutluluk “süreli oluþun ve asla varolmayýþýn yegane varoluþ biçimi olduðu bir yerde barýnamaz”. Bunu bir ip üzerindeki cambaza benzetebiliriz. Cambaz ip üzerinde sürekli ilerlemek zorundadýr. Durduðu an ip üzerinde durmasý olanaksýzdýr. Yani hareket varsa cambaz mutludur, hareket yoksa cambaz düþer ve mutsuzdur. Ýþte yaþam sürekli bir devridaim içerisinde olduðu sürece her an bir oluþum yaþanmakta, ve o an, bir an sonra geçmiþ olduðundan deðerini yitirmektedir. Dolayýsýyla mutsuzluk kaçýnýlmazdýr. Ýçinde yaþadýðýmýz aný gelip geçici bir þey olarak görürüz ve onu amacýmýza taþýyan bir araç olarak hissederiz. Hayatýmýzýn sonuna geldiðimiz zaman deðer vermediðimiz bu þimdilerin aslýnda hayatýn ta kendisi olduðunu anlarýz.
Hayatýn kendi baþýna bir anlamý olmuþ olsaydý hayatýn sonunda yokluk olmamasý gerekirdi. Ýnsan öldüðü zaman bedeni çürüyerek yok olur. Zihnimiz bu yok olmaya karþý hemen tepkisini gösterir. Sadece beden yok olur ruhumuz yaþamaya devam eder der. Acaba ruhun böyle bir þansý var mýdýr? Yoksa, insanýn fani oluþuna karþý düþüncenin kendi kendine bir kandýrmacýsý mýdýr? Fani bir yaþamý kabul etmeyen insan zihni, öldükten sonra ruhun sonsuza kadar yaþayacaðý inancý ile faniliðe bir çeþit meydan mý okumaktadýr? Bunun cevabýný hiç kimse veremez. Her canlý bu büyük gizemi ancak öldüðü anda öðrenecektir. O nedenle aslýnda ölüm o kadar korkulacak bir olgu deðildir. En büyük gizemin tüm gerçekliðiyle öðrenilme þansý deðil midir.
Ýnsan ihtiyaçlarýný karþýlayýp maddi açýdan bir seviyeye eriþtiði andan itibaren can sýkýntýsýnýn eline esir düþüyor. Can sýkýntýsý, hayatýn boþ olduðunun hissinin bir ifadesidir. Eðer hayatýn bir anlamý olsaydý, hayat tek baþýna bize yeter, bizi tatmin eder, baþka bir þey dilemezdik. Ama maalesef durum böyle deðil. Hayat ancak bir þeyin peþinde koþulduðu zaman bize bir anlam ifade ediyor; ki bu hedefe ulaþýldýðý anda da deðerini yitiriyor.
Bir tabloya eðer çok yakýndan bakarsak bütünü göremeyiz. Yaþam da öyle deðil mi? Yaþamý anlayabilmek yaþama uzaktan bakmakla mümkündür. Ýþte bu bakýþ ancak düþüncenin etkisinden kurtulunduðu ölüm sýnýrýna yaklaþmýþ kiþilerde/yaþlýlarda gözlenebilir. Yukarýdaki paragraflarda yazdýðým cümleyi tekrar ederek yazýyý sonlandýrmak istiyorum; yaþlýlarýn söyledikleri ”Yaþam koca bir hiçtir” sözü belki de en veciz bir ifadedir. Veya “Hayat yerine getirilmesi gerekli bir görevdir” sadece.
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
Bir düþünürün ifadesiyle ”insan zihni yiv ve setler içerisinde hareket etmekten hoþlanýr”. Diðer bir deyiþle insan alýþmýþ olduðu olgulardan -o olgu her ne ise; düþünce, yaptýðý bir iþ, hatta evine giderken kullandýðý yol bile- kolay kolay vazgeçemez. Doðduðu andan beri zihnine kazýnmýþ olan, kaydedilmiþ olan bilgilere hep ayný açýlardan bakmak ister. Adeta ehlileþtirilmiþ bir haldedir. Zihne kaydedilen tüm kavramlar onun için kutsaldýr. Býrakýn deðiþtirilmesini, farklý açýlardan bakýlmasýna bile tahammül edemez. Burada kopya kalýplarýn dýþýna çýkarak hayata daha farklý bir gözle bakmaya çalýþtým.
Hayat dediðimiz olgu hareketten baþka bir þey deðildir. Mikro veya makro kozmoza baktýðýmýz zaman duraðan hiçbir þey yok. Atomlardan (atomaltý dahil) evrendeki çeþitli büyüklükteki galaksilere kadar her þey durmaksýzýn hareket halinde. Daha özele indirgeyip insanoðlunu baz alýrsak ayný durumu gözlemleriz çok kolayca. Tüm hücrelerimiz, tüm kaslarýmýz bir an dahi durmaksýzýn çalýþýr. Hareket vücudumuzun temel özelliðidir. Hareketsiz bir vücut ancak cansýz bir maddedir deriz. Ancak bu cansýz madde dahi duraðan deðil. Çeþitli mikroorganizmalar ile çözülme, çürüme; baþka bir hale dönüþme olayý, yani hareket devam etmektedir. Bedendeki bu hareket olgusu zihinsel yapýmýz için de geçerlidir. Zihin aktivitesini bir an bile durduramaz. Þöyle bir bakýn düþünmeden ne kadar durabiliyorsunuz. Denemek çok kolay. Haydi bir süre düþüncelerimizi durdurmaya çalýþalým. Ne kadar zor olduðunu göreceksiniz. Zihnimiz uykumuzda dahi aktiftir. O halde hareket yaþamýn temel taþýdýr. Hareket yoksa yaþam da yoktur.
Hayat anlamsýzdýr. Evet hayat anlamsýzdýr. Tüm evrenin sadece küçücük bir parçasýdýr. Evrenin ne kadar anlamý varsa yaþamýn da o kadar anlamý vardýr. Çünkü her þey bir; bir her þeydir. Yaþam, hareket olduðu zaman vardýr. Hareket yaþamýn olmazsa olmazýdýr. Çok kaba anlamda hareket ise, çoðunlukla insanýn ihtiyaçlarýný karþýlamak amacýyla yapýlýr. Hayatýný idame ettirmek, beslenmesini saðlamak, üremek bu ihtiyaçlarýn temel taþlarýný oluþturur. Ýnsan ihtiyacýný saðladýktan, biraz da kendini garantiye aldýktan sonra birdenbire boþluk içerisinde kalýr. Büyük bir boþluk ve can sýkýntýsý. Evet can sýkýntýsý insanoðlunu sarmalar. Ta ki yeni bir ihtiyaç belirene kadar. Ýhtiyaç giderilince tekrar boþluk ve can sýkýntýsý. Eðer hayatýn anlamý olsaydý boþluk ve can sýkýntýsý benliðimizi sarmazdý.
Bilinçaltýmýz hayatýn anlamsýz olduðunun farkýndadýr. Ancak zihnimiz bu durumu kabullenmek istemediðinden kendi kendine sanal bir dünya yaratmaya çalýþýr. Bunda da baþarýlý olur. Zihnimize giren her bilgi kategorize edilerek sýnýflandýrmaya tabi tutulur (iyi, kötü, güzel, çirkin, olumlu, olumsuz... vs). Sýnýflandýrýlan bu bilgiler düþünce tarafýndan kullanýlarak yeni bilgiler elde edilir ve tekrar zihnimize girdi olarak kaydedilir. Tüm canlýlarda ayný mekanizma vardýr. Ýnsanoðlu kendini diðer canlýlardan üstün görmekte ve bunu da insanoðlunun “akla” sahip olmasýna baðlamaktadýr. Ancak burada da çeliþki içerisindedir. Aklý temel unsur olarak kabul ettiði zaman “akýl dýþý olgulara ve mucizelere “inanmamasý gerekir. Ancak hayatýn boþ ve anlamsýz olmasý kendisini mecburen “akýldýþý olgulara ve mucizelere inanmaya” yönlendirerek hayatýna bir anlam saðlama çabasý içerine girmektedir.
Hayatýna anlam kazandýrma çabasýndaki insan zihni ilahi gücü bile kullanmak ister. Yaptýðý her davranýþý iyi, kötü diyerek sýralamakta; bunun sonucunda da mükafat, terfi veya ceza beklemektedir. Bu durumun bir iþyerinde patronun personelinin çalýþmasýna göre elemanlarýný mükafatlandýrýp, terfi ettirmesi veya cezalandýrmasý arasýnda hiçbir fark yoktur. Ýlahi gücü dahi kendi çýkarý için kullanan bir zihin bu þekilde hayatýn bir anlamý olduðunu kanýtlamak ister. Tek çýkar yolu da budur zaten.
Ancak insanoðlu bu kadar basit olan bu durumu kabul edemez. Kendince kendine daha büyük anlamlar yüklemek ister. Kendini düþünen tek varlýk olarak tanýmlar; her þeyin kendisi için yaratýldýðý vehmine kapýlýr. Bu þekilde, yaþamýn anlamsýzlýðýný, boþluk hissini örtbas etmeye çalýþýr. Ancak ne yaparsa yapsýn içindeki boþluk duygusunu önleyemez bir türlü. Yaþamýnýn sonlarýna gelmiþ yaþlý insanlarýn hayatýn koca bir hiç olduðunu söylemeleri sebepsiz deðildir. Yaþlýlar için zaman ve mekan bir anlam taþýmaz artýk. Yaþam dedikleri, bir an gibidir onlar için. Aslýnda anlar toplamý deðil midir yaþam. An ise bir an sonra yok olacaktýr. O halde yok olan bir þeyin deðeri de yoktur. Eðer deðeri olsaydý yaþam bomboþ deðil anlamlý gelecekti yaþlýlara. Hayatýnýn son demlerini idrak eden bu kiþiler için artýk kendini kandýrmanýn bir anlamý yoktur. Yaþlýlardan kastettiðim ölümü hisseden, diðer bir deyiþle ölümün kýyýsýnda olan kiþilerdir. Hayat sýnýrýný hissetmeyen insanlarýn zihni ise hala kendini kandýrmaya devam eder çünkü. Bu nedenle insana çok uzun gelen yýllar aslýnda tamamen yok olmuþtur. Yaþlýlarýn söyledikleri ”Yaþam koca bir hiçtir” sözü belki de en veciz bir ifadedir.
Platon’un ifadesiyle mutluluk “süreli oluþun ve asla varolmayýþýn yegane varoluþ biçimi olduðu bir yerde barýnamaz”. Bunu bir ip üzerindeki cambaza benzetebiliriz. Cambaz ip üzerinde sürekli ilerlemek zorundadýr. Durduðu an ip üzerinde durmasý olanaksýzdýr. Yani hareket varsa cambaz mutludur, hareket yoksa cambaz düþer ve mutsuzdur. Ýþte yaþam sürekli bir devridaim içerisinde olduðu sürece her an bir oluþum yaþanmakta, ve o an, bir an sonra geçmiþ olduðundan deðerini yitirmektedir. Dolayýsýyla mutsuzluk kaçýnýlmazdýr. Ýçinde yaþadýðýmýz aný gelip geçici bir þey olarak görürüz ve onu amacýmýza taþýyan bir araç olarak hissederiz. Hayatýmýzýn sonuna geldiðimiz zaman deðer vermediðimiz bu þimdilerin aslýnda hayatýn ta kendisi olduðunu anlarýz.
Hayatýn kendi baþýna bir anlamý olmuþ olsaydý hayatýn sonunda yokluk olmamasý gerekirdi. Ýnsan öldüðü zaman bedeni çürüyerek yok olur. Zihnimiz bu yok olmaya karþý hemen tepkisini gösterir. Sadece beden yok olur ruhumuz yaþamaya devam eder der. Acaba ruhun böyle bir þansý var mýdýr? Yoksa, insanýn fani oluþuna karþý düþüncenin kendi kendine bir kandýrmacýsý mýdýr? Fani bir yaþamý kabul etmeyen insan zihni, öldükten sonra ruhun sonsuza kadar yaþayacaðý inancý ile faniliðe bir çeþit meydan mý okumaktadýr? Bunun cevabýný hiç kimse veremez. Her canlý bu büyük gizemi ancak öldüðü anda öðrenecektir. O nedenle aslýnda ölüm o kadar korkulacak bir olgu deðildir. En büyük gizemin tüm gerçekliðiyle öðrenilme þansý deðil midir.
Ýnsan ihtiyaçlarýný karþýlayýp maddi açýdan bir seviyeye eriþtiði andan itibaren can sýkýntýsýnýn eline esir düþüyor. Can sýkýntýsý, hayatýn boþ olduðunun hissinin bir ifadesidir. Eðer hayatýn bir anlamý olsaydý, hayat tek baþýna bize yeter, bizi tatmin eder, baþka bir þey dilemezdik. Ama maalesef durum böyle deðil. Hayat ancak bir þeyin peþinde koþulduðu zaman bize bir anlam ifade ediyor; ki bu hedefe ulaþýldýðý anda da deðerini yitiriyor.
Bir tabloya eðer çok yakýndan bakarsak bütünü göremeyiz. Yaþam da öyle deðil mi? Yaþamý anlayabilmek yaþama uzaktan bakmakla mümkündür. Ýþte bu bakýþ ancak düþüncenin etkisinden kurtulunduðu ölüm sýnýrýna yaklaþmýþ kiþilerde/yaþlýlarda gözlenebilir. Yukarýdaki paragraflarda yazdýðým cümleyi tekrar ederek yazýyý sonlandýrmak istiyorum; yaþlýlarýn söyledikleri ”Yaþam koca bir hiçtir” sözü belki de en veciz bir ifadedir. Veya “Hayat yerine getirilmesi gerekli bir görevdir” sadece.
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
"Sedat YALÇIN" bütün yazýlarý için týklayýn...
