Sedat YALÇIN
Zaman Ýlacý
Altýn prangalar, demir olanlardan daha kötüdür. M.Gandhi
Zaman her þeyin ilacýdýr derler ne kadar doðrudur. Tartýþmasýz her þey, adeta zamanýn süzgeç deliklerine takýlýp kalmakta ve zihnimizin derinliklerine gömülmektedir. Her olay zihnimizin derinliklerinde hiç kaybolmaz ama üzeri kabuk baðlayarak kolay kolay zihnin yüzeyine tekrar gelmez.
Her gün çeþitli olaylarla karþýlaþýyoruz. Bunlarýn bazýlarý hoþ, nezih olaylar bazýlarý ise, nahoþ, acý verici, üzüntülü olaylardýr. Bir olay yaþanýr biter. Yaþadýðýmýz bu olaydan ders çýkarýp buna benzer olaylara daha farklý tepkiler veririz. Zihnimizdeki hoþ olaylarý hatýrlamanýn bizi rahatlattýðý bir gerçektir. Hoþ olaylarýn yarattýðý duygularýn, bedenimizin salgýladýðý hormonlar sayesinde olumlu yönde; acý, üzüntü verici olaylarý hatýrlamanýn ise zararlý hormonlar nedeniyle saðlýðýmýz üzerinde olumsuz yönde etkili olduðu hepimizce malumdur. Bunlarý her gün yazýlý veya görsel basýndan takip edebiliyoruz. O halde bizde olumsuz duygular uyandýran, bunun sonucunda da bedenimiz ve zihnimiz için zararlý hormonlarý salgýladýðýný bile bile, bu olaylarý hatýrlamakta neden ýsrar ediyoruz. Ne kadar çabalarsak çabalayalým zihnimiz olumsuz olaylarý tekrar ve tekrar canlandýrýr; her seferinde olumsuz duygular tüm zihin ve bedenimizi sarmalar, terleriz, içimizi sýkýntý basar, yerimizde duramayýz.
Ancak tüm bu üzüntü, acý verici olaylarýn tek ilacý zaman gibi görünüyor. Zamanla zihin bu olaylarý tekrar ve tekrar düþünür, ancak her seferinde biraz daha hafifleyerek. Gittikçe zihnimiz olayý kanýksamaya baþlar; olayýn etkileri bizi daha az sarmalamaya baþlar. Belli bir süre sonra artýk zihin bu olayý tekrar etme gereði duymaz; çünkü artýk iyice kanýksanmýþ ve zihin bir nevi baðýþýklýk kazanmýþtýr. Artýk bu olay zihnin derinliklerinde kaybolmaya adaydýr. Ve sonunda üzeri kabuk baðlayarak zihnimizin derinliklerinde yerini alýr. Arada bir zihnimizin yüzeyine gelse de artýk eski etkisi kalmamýþtýr. Bu olaya KABULLENME diyebiliriz. Kabullenilen bir olay, artýk bizim bir parçamýzdýr ve zihin ve duygularýmýz bu parçamýzla uyum içerisine girmiþtir. Tabii geçmesi gereken süre her olay için farklý uzunluktadýr. Keza kiþiden kiþiye de bu süre deðiþmektedir. Þu veya bu kadar süre sonra olay artýk bizi kolay kolay rahatsýz etmez.
Þimdi gelelim asýl konumuza. Bu süreyi ne kadar kýsaltabilirsek bizim için o kadar iyi olmaz mý her açýdan? Buna kimsenin itirazý olacaðýný sanmýyorum. Sürenin kýsaltýlmasý, yaþamý daha hoþ, daha latif, her bakýmdan daha verimli geçirmemizi saðladýðý konusunda da hemfikiriz sanýrým.
Sürenin kýsaltýlmasý nasýl baþarýlacaktýr? Ýþimizi kaybetmiþ, deprem, sel felaketine uðramýþ, eþimizden boþanmýþ, paramýzý kaybetmiþ, anne babamýzý, çocuklarýmýz kaybetmiþ olabiliriz. Bunlarýn hepsi bir yaþamda uðranýlabilecek en kötü olaylardýr. Bunlardan sadece bir tanesi bile bizi yýkar. Belki hepsi birden baþýmýza gelebilir. Yýkýlýrýz! Yaþamýn bir anlamý kalmaz! Üzüntü ve acý sadece zihnimizi, duygularýmýzý deðil, bedenimizi de kavurur. Kalp krizi, inme geçirebiliriz. Günler, haftalar, aylar, yýllar boyunca bu acý ile yaþamaya çalýþýrýz. Makul bir süre sonunda tüm bu acýlarý da kanýksarýz. Çünkü yaþam devam etmektedir. Her þey taze iken hiç unutulmayacak gibi gelen olaylarýn zaman geçtikçe artýk eskisi kadar acý vermediðini hissetmeye baþlarýz. Yaþamýn devamlýlýðý için unutulma olayýný gerçekleþmiþtir. Ancak bunu ifade etmekten çekiniriz. Çünkü çevremiz ne der?
Uygulamak çok güç biliyorum. Neden her þeyi kabullenmiyoruz. Her þeyde bir hayýr vardýr sözünü eðer ana tema olarak algýlarsak sanýrým kabullenmeyi daha kolay gerçekleþtirebiliriz. Kabullenmek ilahi güce teslim olmak deðil midir (Kabullenmek deyince eðer haksýzlýða uðramýþ isek kabul edip oturalým mý kastetmiyoruz tabii ki , bu baþka bir konu). Teslimiyet duygusu, kabullenmek bizi rahatlattýðý gibi unutmak için gerekli süreyi de kýsaltýr. Burada ince bir nokta var ki o da çevre. Biz kabullenip, unutmaya çabaladýkça çevremiz, gelenek ve göreneklerimiz bize tam tersi davranmaya devam eder ne yazýk ki. Çevre, adeta olayý devamlý baþýmýza kakarak bizim teslimiyet ve kabullenmemizi engellemeye çalýþýr. Çevrenin bu olgunluk düzeyine gelmesi belki daha nesiller alacaktýr..
Ölüm olayý ki en çok üzüldüðümüz bir olaydýr. Ancak bunda da þüphelerim var. Açýklamaya çalýþayým. Ýki baba var. Birinin bir evladý, diðer babanýn dört eþinden 20 evladý olduðunu varsayalým. Her iki baba da birer evladýný kaybediyor. Sizce hangi baba evlat acýsýný daha çabuk unutur? 20 evladý olan kiþi bazen evlatlarýnýn ismini bile karýþtýrýp unuttuðu oluyordur. Bunlardan bir evladýný kaybetmenin üzüntüsü çok çok kýsa sürer kanaatindeyim. Hemen olur mu öyle þey; her evlat evlattýr, ayný derecede sevilir diye itiraz etmeden þöyle bir tarafsýzca sakince düþünün lütfen. Burada 20 evladý olan baba diðer 19 evladý ile olayý çabucak unutabiliyor. O halde ölüm acýsý bile subjektif. Yani kiþinin konumuna göre deðiþiyor. Demek ki ölüm acýsý tamamen kiþilerin egosunu tatminden baþka bir þey deðil. Tek çocuðu olan kiþinin üzüntüsünün fazlalýðý, yalnýzlýðý daha fazla hissedecek olmasý. Yani, aslýnda üzülme, ölen kiþi için deðil, kiþinin kendi yalnýzlýðýna olan üzüntüsüdür. Ölüm olayýný doðal bir olay olarak kabullenmek mümkün. Mademki “her canlý ölümü tadacaktýr” neden isyan ediyoruz, aðlayýp, sýzlanýp, feryat edip ortalýðý velveleye veriyoruz. O yetmezmiþ gibi adeta canlý yayýn yapýyoruz, herkese duyurmak için. Çevreye kendimizi acýndýrarak acýnýn hafifletileceðini zannediyoruz. Sessizce, nedametle kabullenmiyoruz bu acýmýzý. Kabullenerek, bu büyük acýyý çok daha kolaylýkla ve kýsa sürede aþacaðýmýz kesin deðil mi?
O halde yapýlacak olan nedir. Ya bulunduðumuz çevreyi terkedeceðiz yada çevreyi umursamayacaðýz. Bir diðer seçenek de çevreye yenilip acý çekme, ýstýrap süresini uzatacaðýz. Tercih sizin bu üç seçenekten baþka bir seçenek varsa onu uygulayýn. Dileðim odur ki acý, ýstýrap, üzüntüsüz bir yaþam. Ne yaparsak yapalým her þey yolunda gitse de ölüm olayý ile ister istemez karþýlaþacaðýz. Ölüm’ü de doðum gibi olaðan karþýlamayý öðrendiðimiz zaman (çok zor biliyorum) , ancak o zaman gerçek yaþamý öðreneceðiz sanýrým. Tekrar etmekte yarar var “Her canlý ölümü tadacaksa”, eðer buna inanýyorsak; bu tatma olayýný da kabullenmek zorundayýz. Kabullenme acýmýz hafifletmekle kalmaz ayný zamanda üzerinin daha kolay örtülmesini saðlamaz mý?
Tüm olaylara çevre baskýsýna aldýrmadan bu açýdan bakmaya ne dersiniz? Gelenek, görenek adý altýnda ayaklarýmýza dolanan prangalarý söküp atma zamaný gelmedi mi?
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
Altýn prangalar, demir olanlardan daha kötüdür. M.Gandhi
Zaman her þeyin ilacýdýr derler ne kadar doðrudur. Tartýþmasýz her þey, adeta zamanýn süzgeç deliklerine takýlýp kalmakta ve zihnimizin derinliklerine gömülmektedir. Her olay zihnimizin derinliklerinde hiç kaybolmaz ama üzeri kabuk baðlayarak kolay kolay zihnin yüzeyine tekrar gelmez.
Her gün çeþitli olaylarla karþýlaþýyoruz. Bunlarýn bazýlarý hoþ, nezih olaylar bazýlarý ise, nahoþ, acý verici, üzüntülü olaylardýr. Bir olay yaþanýr biter. Yaþadýðýmýz bu olaydan ders çýkarýp buna benzer olaylara daha farklý tepkiler veririz. Zihnimizdeki hoþ olaylarý hatýrlamanýn bizi rahatlattýðý bir gerçektir. Hoþ olaylarýn yarattýðý duygularýn, bedenimizin salgýladýðý hormonlar sayesinde olumlu yönde; acý, üzüntü verici olaylarý hatýrlamanýn ise zararlý hormonlar nedeniyle saðlýðýmýz üzerinde olumsuz yönde etkili olduðu hepimizce malumdur. Bunlarý her gün yazýlý veya görsel basýndan takip edebiliyoruz. O halde bizde olumsuz duygular uyandýran, bunun sonucunda da bedenimiz ve zihnimiz için zararlý hormonlarý salgýladýðýný bile bile, bu olaylarý hatýrlamakta neden ýsrar ediyoruz. Ne kadar çabalarsak çabalayalým zihnimiz olumsuz olaylarý tekrar ve tekrar canlandýrýr; her seferinde olumsuz duygular tüm zihin ve bedenimizi sarmalar, terleriz, içimizi sýkýntý basar, yerimizde duramayýz.
Ancak tüm bu üzüntü, acý verici olaylarýn tek ilacý zaman gibi görünüyor. Zamanla zihin bu olaylarý tekrar ve tekrar düþünür, ancak her seferinde biraz daha hafifleyerek. Gittikçe zihnimiz olayý kanýksamaya baþlar; olayýn etkileri bizi daha az sarmalamaya baþlar. Belli bir süre sonra artýk zihin bu olayý tekrar etme gereði duymaz; çünkü artýk iyice kanýksanmýþ ve zihin bir nevi baðýþýklýk kazanmýþtýr. Artýk bu olay zihnin derinliklerinde kaybolmaya adaydýr. Ve sonunda üzeri kabuk baðlayarak zihnimizin derinliklerinde yerini alýr. Arada bir zihnimizin yüzeyine gelse de artýk eski etkisi kalmamýþtýr. Bu olaya KABULLENME diyebiliriz. Kabullenilen bir olay, artýk bizim bir parçamýzdýr ve zihin ve duygularýmýz bu parçamýzla uyum içerisine girmiþtir. Tabii geçmesi gereken süre her olay için farklý uzunluktadýr. Keza kiþiden kiþiye de bu süre deðiþmektedir. Þu veya bu kadar süre sonra olay artýk bizi kolay kolay rahatsýz etmez.
Þimdi gelelim asýl konumuza. Bu süreyi ne kadar kýsaltabilirsek bizim için o kadar iyi olmaz mý her açýdan? Buna kimsenin itirazý olacaðýný sanmýyorum. Sürenin kýsaltýlmasý, yaþamý daha hoþ, daha latif, her bakýmdan daha verimli geçirmemizi saðladýðý konusunda da hemfikiriz sanýrým.
Sürenin kýsaltýlmasý nasýl baþarýlacaktýr? Ýþimizi kaybetmiþ, deprem, sel felaketine uðramýþ, eþimizden boþanmýþ, paramýzý kaybetmiþ, anne babamýzý, çocuklarýmýz kaybetmiþ olabiliriz. Bunlarýn hepsi bir yaþamda uðranýlabilecek en kötü olaylardýr. Bunlardan sadece bir tanesi bile bizi yýkar. Belki hepsi birden baþýmýza gelebilir. Yýkýlýrýz! Yaþamýn bir anlamý kalmaz! Üzüntü ve acý sadece zihnimizi, duygularýmýzý deðil, bedenimizi de kavurur. Kalp krizi, inme geçirebiliriz. Günler, haftalar, aylar, yýllar boyunca bu acý ile yaþamaya çalýþýrýz. Makul bir süre sonunda tüm bu acýlarý da kanýksarýz. Çünkü yaþam devam etmektedir. Her þey taze iken hiç unutulmayacak gibi gelen olaylarýn zaman geçtikçe artýk eskisi kadar acý vermediðini hissetmeye baþlarýz. Yaþamýn devamlýlýðý için unutulma olayýný gerçekleþmiþtir. Ancak bunu ifade etmekten çekiniriz. Çünkü çevremiz ne der?
Uygulamak çok güç biliyorum. Neden her þeyi kabullenmiyoruz. Her þeyde bir hayýr vardýr sözünü eðer ana tema olarak algýlarsak sanýrým kabullenmeyi daha kolay gerçekleþtirebiliriz. Kabullenmek ilahi güce teslim olmak deðil midir (Kabullenmek deyince eðer haksýzlýða uðramýþ isek kabul edip oturalým mý kastetmiyoruz tabii ki , bu baþka bir konu). Teslimiyet duygusu, kabullenmek bizi rahatlattýðý gibi unutmak için gerekli süreyi de kýsaltýr. Burada ince bir nokta var ki o da çevre. Biz kabullenip, unutmaya çabaladýkça çevremiz, gelenek ve göreneklerimiz bize tam tersi davranmaya devam eder ne yazýk ki. Çevre, adeta olayý devamlý baþýmýza kakarak bizim teslimiyet ve kabullenmemizi engellemeye çalýþýr. Çevrenin bu olgunluk düzeyine gelmesi belki daha nesiller alacaktýr..
Ölüm olayý ki en çok üzüldüðümüz bir olaydýr. Ancak bunda da þüphelerim var. Açýklamaya çalýþayým. Ýki baba var. Birinin bir evladý, diðer babanýn dört eþinden 20 evladý olduðunu varsayalým. Her iki baba da birer evladýný kaybediyor. Sizce hangi baba evlat acýsýný daha çabuk unutur? 20 evladý olan kiþi bazen evlatlarýnýn ismini bile karýþtýrýp unuttuðu oluyordur. Bunlardan bir evladýný kaybetmenin üzüntüsü çok çok kýsa sürer kanaatindeyim. Hemen olur mu öyle þey; her evlat evlattýr, ayný derecede sevilir diye itiraz etmeden þöyle bir tarafsýzca sakince düþünün lütfen. Burada 20 evladý olan baba diðer 19 evladý ile olayý çabucak unutabiliyor. O halde ölüm acýsý bile subjektif. Yani kiþinin konumuna göre deðiþiyor. Demek ki ölüm acýsý tamamen kiþilerin egosunu tatminden baþka bir þey deðil. Tek çocuðu olan kiþinin üzüntüsünün fazlalýðý, yalnýzlýðý daha fazla hissedecek olmasý. Yani, aslýnda üzülme, ölen kiþi için deðil, kiþinin kendi yalnýzlýðýna olan üzüntüsüdür. Ölüm olayýný doðal bir olay olarak kabullenmek mümkün. Mademki “her canlý ölümü tadacaktýr” neden isyan ediyoruz, aðlayýp, sýzlanýp, feryat edip ortalýðý velveleye veriyoruz. O yetmezmiþ gibi adeta canlý yayýn yapýyoruz, herkese duyurmak için. Çevreye kendimizi acýndýrarak acýnýn hafifletileceðini zannediyoruz. Sessizce, nedametle kabullenmiyoruz bu acýmýzý. Kabullenerek, bu büyük acýyý çok daha kolaylýkla ve kýsa sürede aþacaðýmýz kesin deðil mi?
O halde yapýlacak olan nedir. Ya bulunduðumuz çevreyi terkedeceðiz yada çevreyi umursamayacaðýz. Bir diðer seçenek de çevreye yenilip acý çekme, ýstýrap süresini uzatacaðýz. Tercih sizin bu üç seçenekten baþka bir seçenek varsa onu uygulayýn. Dileðim odur ki acý, ýstýrap, üzüntüsüz bir yaþam. Ne yaparsak yapalým her þey yolunda gitse de ölüm olayý ile ister istemez karþýlaþacaðýz. Ölüm’ü de doðum gibi olaðan karþýlamayý öðrendiðimiz zaman (çok zor biliyorum) , ancak o zaman gerçek yaþamý öðreneceðiz sanýrým. Tekrar etmekte yarar var “Her canlý ölümü tadacaksa”, eðer buna inanýyorsak; bu tatma olayýný da kabullenmek zorundayýz. Kabullenme acýmýz hafifletmekle kalmaz ayný zamanda üzerinin daha kolay örtülmesini saðlamaz mý?
Tüm olaylara çevre baskýsýna aldýrmadan bu açýdan bakmaya ne dersiniz? Gelenek, görenek adý altýnda ayaklarýmýza dolanan prangalarý söküp atma zamaný gelmedi mi?
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
"Sedat YALÇIN" bütün yazýlarý için týklayýn...
