Sedat YALÇIN
Karþýlýksýz Yaþamak
Ýsterseniz yanlýþ düþünün, ama her durumda kendi kafanýzla düþünün. Doris Lessing
Hayat bir tahterevalli gibi; kah iniyoruz kah çýkýyoruz. Ancak tahterevalli için karþýmýzda oturacak birisine ihtiyacýmýz var. Ayný zamanda karþýmýzda oturan kiþinin de zaman zaman aðýr gelmesi gerekli. Aksi durumda hep aþaðýlarda kalmak zorundayýz. Tahterevallide hareket olmazsa bir anlam da olmaz. Hareketsiz bir yaþam, yaþam olmaktan çýkar. Ýþte bu nedenle hep karþýmýzda birilerini arýyoruz. Tahterevalli de karþýmýzdakine muhtaç olduðumuz gerçeðini hemen unutuyoruz. Karþýmýzdakini bir rakip olarak algýlamaya baþlýyoruz. Tabii doðal olarak çekiþme de baþlamýþ oluyor. Amaç her durumda tahterevallide hep yukarýda veya aþaðýda kalmak. Tüm yaþamýmýz bu tür mücadele içerisinde deðil mi? Hep kazanmak, üstte olmak yaþamýn olmazsa olmazý haline geliyor ne yazýk ki.
Ýþte hayatýmýz! Hep üstte kalma mücadelesi içerisindeyiz. Her þeye sahip olma arzusu bizi ele geçirmiþ, adeta esir almýþ durumda. Hep alma, hep alma. Zaten bize vermenin gerçek anlamý öðretilmemiþtir; sadece görüntüsü öðretilmiþtir, der bir düþünür. Karþýnýzdaki kiþiye ne verirseniz verin, bir karþýlýðý olmamalýdýr. Ne yazýk ki çocukluðumuzdan beri bize, her þeyin, vermenin de bir karþýlýðý olmasý gerektiði öðretilmiþtir. Örneklemek gerekirse; komþunuza bahçenizdeki meyve aðacýndan kopardýðýnýz bir torba meyve verdiðiniz zaman, muhakkak komþunuzun da size bir þeyler vermesini beklersiniz. Veya gönlünüzden kopan herhangi bir yiyecek... vs tabakla gönderdiðiniz zaman, tabaðýn size dolu olarak gelmesini beklersiniz. Bunu da, bir incelik olarak kabul etme kýlýfýna sarmalarsýnýz. Çok daha kötüsü, yolda selam verdiðiniz kiþinin selamýnýza karþýlýk vermesini hepimiz bekleriz. Selamýmýza karþýlýk alamaz isek, sinirleniriz, adam yerine konmadýðýmýz hissine kapýlýrýz ve o kiþiyle selamý sabahý keseriz.
Karþýlýk beklemenin ve dahi karþýlýk almanýn iliþkileri güçlendireceði fikrine saplanýp kalýrýz. Acaba ne kadar doðru? Hiç hayatýmýza giren insanlarla olan iliþkilerimize bu açýdan baktýnýz mý? Neden hep karþýlýk bekleriz? Bu dünyada karþýlýk beklemeden yaþarsak, ne kadar özgür olacaðýmýzýn farkýnda deðil miyiz! Karþýmýzdaki kiþiye verdiðimiz her ne ise, bizi kendine esir etmiþtir artýk. Beklenti içinde kalmak kendimizi karþýmýzdaki kiþiye baðlamýþ ve de özgürlüðümüz elimizden uçup gitmiþtir. Eðer hiçbir beklentiniz olmazsa, zihniniz tamamen özgürdür. Bu durumda, vermenin, hiçbir karþýlýk beklemeden vermenin bize vereceði iç huzurunu hissedebiliyor musunuz. Tamamen içinizden geldiði gibi, gönlünüzden koptuðu þekilde, hiçbir beklenti içinde kalmadan paylaþmanýn verdiði lezzeti tatmanýn ne demek olduðundan, bu kadar uzak kalmak için deðer mi?
Bu þekilde davranmak doðamýza ters diye içinizden geçiriyorsunuzdur. Mademki insan olmanýn onurunu taþýyoruz. O halde bu onuru hak edebilmeliyiz. Hak edebilmek için de, ne kadar zor olursa olsun, mücadele etmeliyiz. Belki karþýlýk beklemeyince, hep kaybetmiþ görüneceðiz. Çevremiz tarafýnda eleþtirileceðiz, belki arkamýzdan enayi/aptal diyecekler. Olsun, önemli olan zoru baþarmak deðil mi zaten. Burada bir düþünürün veciz bir deyiþini sizlerle paylaþmak isterim: “Herkes gibi yaþarsan, özgür olmazsýn ama yalnýz kalmazsýn; kendin gibi yaþarsan yalnýz kalýrsýn, ama, özgür olursun”. Gerçi karþýlýksýz verince asla yalnýz kalmazsýnýz. Çünkü çevremizdekiler karþýlýksýz almaya çok isteklidir. Böyle bir kiþi enayi olarak algýlandýðýndan, etrafýmýz hep dolu olacaktýr. Ama gerçekte yalnýzsýndýr.
Verdiðiniz kiþiyi ve verdiðiniz þeyi, eðer unutmayý baþarabilirseniz iþte o zaman gerçekten vermeyi becermiþ olursunuz. Hiçbir beklentiniz yoktur artýk. Elinizdeki avucunuzdaki her þeyi daðýtmayý kastetmiyorum tabi ki. Sadece vermiþ olmak için de vermemelisiniz. Ýçinizden geldiði zaman, gönlünüzden geçtiði zaman veriniz. Ýhtiyaç duyulduðunu hissettiðiniz bir þeyi veriniz. Durup dururken, ihtiyaç duyulmayan bir þeyi vermenin de bir anlamý yoktur. Bir þey vaktinde, yeri geldiði zaman karþýmýzdaki kiþiye verirsek bir anlam ifade eder. “El ile gelen öðün olmaz, o da vaktinde gelmez”, deyiþi gereði, ihtiyacý olana vaktinde eriþebilmeyi becerebilmeliyiz. Verirken içimizde en ufak bir acaba kýrýntýsý dahi olmamalýdýr. Eðer en ufak bir tereddüdünüz varsa vermeyiniz. Böyle bir durum istemeseniz dahi, aklýnýzý kurcalayacaktýr. Yani unutmak mümkün olmayacak, bir karþýlýk beklemek duygusunu belirecek, dolayýsý ile gerçek bir veriþ vuku bulmayacaktýr.
Vermek ve almak, alýþveriþ, diðer bir deyiþle ticaretin diðer bir adýdýr. Bizler yaþamý bir alýþveriþ olarak görmek eðilimindeyiz. Alýþveriþten karlý çýkmak için vermekten daha çok almalýyýzdýr. Ýþte bu husus adeta beynimize kazýnmýþ durumdadýr. Her durumda ve þartta, yaptýðýmýz her iþte, bizi yönlendirir. Bu düþünce sisteminden kendimizi kurtarmak çok büyük bir cesaret ve kararlýlýk gerektirir. Aile içinde de ayný durum geçerlidir. Ana baba olarak çocuklarýmýzý yetiþtirmek temel görevimizdir. Bunun, asli görevimiz olduðunu unutup, yaptýklarýmýzýn karþýlýðýný bekleye baþlarýz. Ýþte o zaman çocuklarýmýza yaptýklarýmýzýn hiçbir anlamý kalmaz. Ne yazýk ki toplumumuzda karþýlýk bekleme aile bireyleri arasýna dahi girebilmiþtir. Bunu da kuvvetli aile baðý olarak ile adlandýrarak, karþýlýk beklemenin en doðal hak olduðunu savunuruz.
Karþýlýk beklemek olgusunun insanlar arasýnda hemen hemen her konuda çok yaygýn olmasýnda, dini inanýþlarýn da çok büyük bir etkisi vardýr. Tüm inanýþlarda, yapýlan hareketlerin, karþýlýðý olduðu, yaþarken veya öldükten sonra muhakkak bir karþýlýðý olduðu belirtilir. Yapýlan hareketlerin, davranýþlarýn karþýlýðýnýn iyi veya kötü olmasýna göre ceza veya mükafat vadedilmektedir. Diðer bir deyiþle, cennet ve cehennem kavramlarý bu karþýlýðýn sonuçlarý olarak ortaya konulmuþtur. Karþýlýksýz hiçbir þeyin olamayacaðý, tüm inanýþlar tarafýndan , inanýþlarýn temeli olarak kabul edilmiþtir. Zaten, cennet ve cehennem kavramlarýný kaldýrýn, dini inanýþlarýn da yok olacaðý kaçýnýlmazdýr. Ýþte, yaþam boyunca her söz ve davranýþýmýzýn neden karþýlýksýz olamayacaðýnýn, karþýlýk beklemeden hoþ, güzel, iyi davranýþlar sergileyemememizin temelinde yatan esas sebep budur. Bir beklenti içinde kalarak, zorlama ile iyilik yapmak mý, yoksa hiçbir beklenti olmadan mý tüm canlýlara iyi davranmak daha deðerlidir?
Yukarýda yazdýðým veciz cümleyi tekrarlamak istiyorum; bize vermenin gerçek anlamý deðil, sadece görüntüsü öðretilmiþtir. Artýk, gerçekten vermenin, karþýlýk beklentisi içine girmeden vermenin, bizi ne kadar özgür býrakacaðýný, aramýzdaki görünmez duvarlarý yýkacaðýný, içimizin huzurla dolmasýný saðlayacaðýný, görmenin vakti geldi de, geçiyor. Þimdiden tezi yok uygulamaya baþlayalým. Ben falanca arkadaþýmý aradým, þimdi sýra onda –karþýlýk vermesi gerekir- gibi çok basit iliþkileri bir kenara býrakalým. Ýçimizden geliyorsa, arkadaþýmýzýn, dostumuzun sesini duymaktan hoþnutsak, siz arayýn, defalarca siz arayýn; ne kaybedersiniz! Ýþte size ilk uygulamalardan biri. Ýþe buradan baþlayarak, karþýlýk beklemeden yaþamayý hayatýmýza sokabiliriz belki. Uygulamaya deðmez mi? Ne dersiniz
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
Ýsterseniz yanlýþ düþünün, ama her durumda kendi kafanýzla düþünün. Doris Lessing
Hayat bir tahterevalli gibi; kah iniyoruz kah çýkýyoruz. Ancak tahterevalli için karþýmýzda oturacak birisine ihtiyacýmýz var. Ayný zamanda karþýmýzda oturan kiþinin de zaman zaman aðýr gelmesi gerekli. Aksi durumda hep aþaðýlarda kalmak zorundayýz. Tahterevallide hareket olmazsa bir anlam da olmaz. Hareketsiz bir yaþam, yaþam olmaktan çýkar. Ýþte bu nedenle hep karþýmýzda birilerini arýyoruz. Tahterevalli de karþýmýzdakine muhtaç olduðumuz gerçeðini hemen unutuyoruz. Karþýmýzdakini bir rakip olarak algýlamaya baþlýyoruz. Tabii doðal olarak çekiþme de baþlamýþ oluyor. Amaç her durumda tahterevallide hep yukarýda veya aþaðýda kalmak. Tüm yaþamýmýz bu tür mücadele içerisinde deðil mi? Hep kazanmak, üstte olmak yaþamýn olmazsa olmazý haline geliyor ne yazýk ki.
Ýþte hayatýmýz! Hep üstte kalma mücadelesi içerisindeyiz. Her þeye sahip olma arzusu bizi ele geçirmiþ, adeta esir almýþ durumda. Hep alma, hep alma. Zaten bize vermenin gerçek anlamý öðretilmemiþtir; sadece görüntüsü öðretilmiþtir, der bir düþünür. Karþýnýzdaki kiþiye ne verirseniz verin, bir karþýlýðý olmamalýdýr. Ne yazýk ki çocukluðumuzdan beri bize, her þeyin, vermenin de bir karþýlýðý olmasý gerektiði öðretilmiþtir. Örneklemek gerekirse; komþunuza bahçenizdeki meyve aðacýndan kopardýðýnýz bir torba meyve verdiðiniz zaman, muhakkak komþunuzun da size bir þeyler vermesini beklersiniz. Veya gönlünüzden kopan herhangi bir yiyecek... vs tabakla gönderdiðiniz zaman, tabaðýn size dolu olarak gelmesini beklersiniz. Bunu da, bir incelik olarak kabul etme kýlýfýna sarmalarsýnýz. Çok daha kötüsü, yolda selam verdiðiniz kiþinin selamýnýza karþýlýk vermesini hepimiz bekleriz. Selamýmýza karþýlýk alamaz isek, sinirleniriz, adam yerine konmadýðýmýz hissine kapýlýrýz ve o kiþiyle selamý sabahý keseriz.
Karþýlýk beklemenin ve dahi karþýlýk almanýn iliþkileri güçlendireceði fikrine saplanýp kalýrýz. Acaba ne kadar doðru? Hiç hayatýmýza giren insanlarla olan iliþkilerimize bu açýdan baktýnýz mý? Neden hep karþýlýk bekleriz? Bu dünyada karþýlýk beklemeden yaþarsak, ne kadar özgür olacaðýmýzýn farkýnda deðil miyiz! Karþýmýzdaki kiþiye verdiðimiz her ne ise, bizi kendine esir etmiþtir artýk. Beklenti içinde kalmak kendimizi karþýmýzdaki kiþiye baðlamýþ ve de özgürlüðümüz elimizden uçup gitmiþtir. Eðer hiçbir beklentiniz olmazsa, zihniniz tamamen özgürdür. Bu durumda, vermenin, hiçbir karþýlýk beklemeden vermenin bize vereceði iç huzurunu hissedebiliyor musunuz. Tamamen içinizden geldiði gibi, gönlünüzden koptuðu þekilde, hiçbir beklenti içinde kalmadan paylaþmanýn verdiði lezzeti tatmanýn ne demek olduðundan, bu kadar uzak kalmak için deðer mi?
Bu þekilde davranmak doðamýza ters diye içinizden geçiriyorsunuzdur. Mademki insan olmanýn onurunu taþýyoruz. O halde bu onuru hak edebilmeliyiz. Hak edebilmek için de, ne kadar zor olursa olsun, mücadele etmeliyiz. Belki karþýlýk beklemeyince, hep kaybetmiþ görüneceðiz. Çevremiz tarafýnda eleþtirileceðiz, belki arkamýzdan enayi/aptal diyecekler. Olsun, önemli olan zoru baþarmak deðil mi zaten. Burada bir düþünürün veciz bir deyiþini sizlerle paylaþmak isterim: “Herkes gibi yaþarsan, özgür olmazsýn ama yalnýz kalmazsýn; kendin gibi yaþarsan yalnýz kalýrsýn, ama, özgür olursun”. Gerçi karþýlýksýz verince asla yalnýz kalmazsýnýz. Çünkü çevremizdekiler karþýlýksýz almaya çok isteklidir. Böyle bir kiþi enayi olarak algýlandýðýndan, etrafýmýz hep dolu olacaktýr. Ama gerçekte yalnýzsýndýr.
Verdiðiniz kiþiyi ve verdiðiniz þeyi, eðer unutmayý baþarabilirseniz iþte o zaman gerçekten vermeyi becermiþ olursunuz. Hiçbir beklentiniz yoktur artýk. Elinizdeki avucunuzdaki her þeyi daðýtmayý kastetmiyorum tabi ki. Sadece vermiþ olmak için de vermemelisiniz. Ýçinizden geldiði zaman, gönlünüzden geçtiði zaman veriniz. Ýhtiyaç duyulduðunu hissettiðiniz bir þeyi veriniz. Durup dururken, ihtiyaç duyulmayan bir þeyi vermenin de bir anlamý yoktur. Bir þey vaktinde, yeri geldiði zaman karþýmýzdaki kiþiye verirsek bir anlam ifade eder. “El ile gelen öðün olmaz, o da vaktinde gelmez”, deyiþi gereði, ihtiyacý olana vaktinde eriþebilmeyi becerebilmeliyiz. Verirken içimizde en ufak bir acaba kýrýntýsý dahi olmamalýdýr. Eðer en ufak bir tereddüdünüz varsa vermeyiniz. Böyle bir durum istemeseniz dahi, aklýnýzý kurcalayacaktýr. Yani unutmak mümkün olmayacak, bir karþýlýk beklemek duygusunu belirecek, dolayýsý ile gerçek bir veriþ vuku bulmayacaktýr.
Vermek ve almak, alýþveriþ, diðer bir deyiþle ticaretin diðer bir adýdýr. Bizler yaþamý bir alýþveriþ olarak görmek eðilimindeyiz. Alýþveriþten karlý çýkmak için vermekten daha çok almalýyýzdýr. Ýþte bu husus adeta beynimize kazýnmýþ durumdadýr. Her durumda ve þartta, yaptýðýmýz her iþte, bizi yönlendirir. Bu düþünce sisteminden kendimizi kurtarmak çok büyük bir cesaret ve kararlýlýk gerektirir. Aile içinde de ayný durum geçerlidir. Ana baba olarak çocuklarýmýzý yetiþtirmek temel görevimizdir. Bunun, asli görevimiz olduðunu unutup, yaptýklarýmýzýn karþýlýðýný bekleye baþlarýz. Ýþte o zaman çocuklarýmýza yaptýklarýmýzýn hiçbir anlamý kalmaz. Ne yazýk ki toplumumuzda karþýlýk bekleme aile bireyleri arasýna dahi girebilmiþtir. Bunu da kuvvetli aile baðý olarak ile adlandýrarak, karþýlýk beklemenin en doðal hak olduðunu savunuruz.
Karþýlýk beklemek olgusunun insanlar arasýnda hemen hemen her konuda çok yaygýn olmasýnda, dini inanýþlarýn da çok büyük bir etkisi vardýr. Tüm inanýþlarda, yapýlan hareketlerin, karþýlýðý olduðu, yaþarken veya öldükten sonra muhakkak bir karþýlýðý olduðu belirtilir. Yapýlan hareketlerin, davranýþlarýn karþýlýðýnýn iyi veya kötü olmasýna göre ceza veya mükafat vadedilmektedir. Diðer bir deyiþle, cennet ve cehennem kavramlarý bu karþýlýðýn sonuçlarý olarak ortaya konulmuþtur. Karþýlýksýz hiçbir þeyin olamayacaðý, tüm inanýþlar tarafýndan , inanýþlarýn temeli olarak kabul edilmiþtir. Zaten, cennet ve cehennem kavramlarýný kaldýrýn, dini inanýþlarýn da yok olacaðý kaçýnýlmazdýr. Ýþte, yaþam boyunca her söz ve davranýþýmýzýn neden karþýlýksýz olamayacaðýnýn, karþýlýk beklemeden hoþ, güzel, iyi davranýþlar sergileyemememizin temelinde yatan esas sebep budur. Bir beklenti içinde kalarak, zorlama ile iyilik yapmak mý, yoksa hiçbir beklenti olmadan mý tüm canlýlara iyi davranmak daha deðerlidir?
Yukarýda yazdýðým veciz cümleyi tekrarlamak istiyorum; bize vermenin gerçek anlamý deðil, sadece görüntüsü öðretilmiþtir. Artýk, gerçekten vermenin, karþýlýk beklentisi içine girmeden vermenin, bizi ne kadar özgür býrakacaðýný, aramýzdaki görünmez duvarlarý yýkacaðýný, içimizin huzurla dolmasýný saðlayacaðýný, görmenin vakti geldi de, geçiyor. Þimdiden tezi yok uygulamaya baþlayalým. Ben falanca arkadaþýmý aradým, þimdi sýra onda –karþýlýk vermesi gerekir- gibi çok basit iliþkileri bir kenara býrakalým. Ýçimizden geliyorsa, arkadaþýmýzýn, dostumuzun sesini duymaktan hoþnutsak, siz arayýn, defalarca siz arayýn; ne kaybedersiniz! Ýþte size ilk uygulamalardan biri. Ýþe buradan baþlayarak, karþýlýk beklemeden yaþamayý hayatýmýza sokabiliriz belki. Uygulamaya deðmez mi? Ne dersiniz
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
"Sedat YALÇIN" bütün yazýlarý için týklayýn...
