Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
PAKÝSTAN POSTASI
ARÞÝVLERÝN KÜFLÜ TADI,
TOZLU ELLERLE DAMITILDI DAMARDAN ENJEKTE KIVILCIMLA
Arþiv karýþtýrmaya bayýlan insanlar vardýr, hele ki kurcaladýklarý dokümanlarýn mahiyeti hakkýnda en ufak bir bilgiye sahip deðillerse daha bir özgürlerdir. Büyük bir keyifle araþtýrma konumuna geçerler define arayan bir kazýcýnýn heyecanýyla. Çoðu zaman belirli bir cevheri aramadýklarý için, önkoþulsuz sürprizlere de daha açýktýrlar... Bu huylarý sayesinde büyük sýrlara vakýf olanlar hiç de azýmsanmayacak kadar çoktur. Bu sýrlar ki, bir çoðunun yaþam gidiþatlarýný deðiþtirmiþ olsa bile.
Bir genç kýz tanýmýþtým vaktiyle, dedesinin tozlu kütüphanesini karýþtýrýrken öðrendikleri karþýsýnda ciddi bir bunalýma düþmüþtü. Anne ve babasýnýn gizli tutulan geçmiþleriyle burun buruna gelince, yok olmak istemiþti bir anlýk hiçlik duygusuyla. Ailesi sandýðý insanlarla hiçbir kan baðýnýn olmadýðýný öðrendiðinde dünyasý kararývermiþ, kardeþi sandýðý “otistik varlýk”ýn genetik þifresinden uzaklýðý karþýsýnda da bencilce bir ferahlýk duymuþtu!
Romanýmsý þeyler, yaþamýn en umulmadýk yerinde karþýsýna çýkýveriyor insanýn, demiþti çaresiz bir tanýmlamayla. Ýyi ile kötünün tam ortasýndaki bir ip cambazý gibi dengesini koruyamaz haldeydi o arþiv buluþmasý sonucunda.
* * *
Bir mektup, bir evrak sokuþturuluverir belirsiz zamanlarýn önemsizliðinde herhangi bir rafa ve an gelir önem kazanýr tarih yazýnsal okumalarda...
Adamýn öyküsü de benzeþiyordu kýzýnki ile.
Adam da, hiç akýl erdiremezdi babasýnýn biriktirdiði dergilere çocukluðunda.
Hiç sormadýðýný düþündü, niçin aldýðýný ve niçin düzenlice sakladýðýný “Pakistan Postasý” isimli dergiyi babasýnýn. Tarihlerine baktý, taa 50’li yýllardan 6o’lara uzanan, henüz kendisinin ilkokula gittiði yýllar. Ne yapacaðýndan emin bir kararlýlýkla büyük boy çöp torbalarýný sermiþti ayaklarýnýn dibine, atacaktý artýk bunca yýlýn küflü kýrtasiyelerini. Aný diye saklamanýn ardý arkasý gelmiyor nasýlsa, biriktikçe birikmiþ alýnan ne varsa. Haftalýk dergileri çoktandýr biriktirmiyor; fakat, aylýk dergi ve kitaplara el süremiyordu bir gün gerekebilir düþüncesiyle. Kendi çocuðu da yoktu oysa, belki kardeþlerinin çocuklarýna verirdi.
Kitaplýðý, yýldan yýla kütüphaneye dönüþmüþ ve bir odaya sýðmaz olmuþtu. Babadan kalma evinin her odasý, koridorlar kitap, dergi yýðýnlarýyla iþgal olmuþtu. Ýyi ki bütün bu tozlu kalabalýða laf edecek biri yoktu hayatýnda. Karýsý olsa þimdiye kadar çoktan sahaflarý boylamýþtý bunca kitap, dergi.
Yýllardýr hiç dokunulmamýþ, en küflülerinden baþlamalýydý ayýklamaya. Baba yadigarý evin eskisi bitecek gibi deðildi, nereye elini atsa kalýn bir toz bulutu kaplýyordu odayý. Hiç kullanmadýðý alanlarda zaman geçirmektense olduðu gibi kalmasýna göz yummuþtu uzun süre, fakat; gün geçtikçe, yaþama alanýný daraltan görünmez gölgeleri hisseder olmuþtu. Kokular bile eskimiþlik duygusunu kabartýyordu içinde. Yaþlandýkça yenilenme isteði mi arttý ne!
Vedalaþan insanlarýn son bir kez daha isteksizce sarýlýþý gibi þöyle bir uzandý en arka raflara. Önce, annesinin Hayat mecmualarýný doldurmaya baþladý plastik çöp torbalarýna; sonra, babasýnýn þu meþhur Pakistan Postalarýný. Fazla toz kaldýrmadan yavaþça el attý dergilerin bir bölümüne ve elinden kayýveren tomarýn saða sola saçýlan yapraklarýna hiddetle savurdu küfrünü. Simsiyah yapýþkan bir kirliliðe esir olan elleriyle alnýný kaþýdý ve olduðu yere rahatça bir baðdaþ kurmak zorunda kaldý. En üstteki, açýlan Pakistan Postasý’nýn sayfalarý arasýndan kalýnca katlanmýþ bir kaðýt tomarý düþmüþtü. Sarý saman sayfalar, eski okul defterlerinden koparýlmýþ formaya benziyordu, yýllardýr katlý kaldýðý için güçlükle açýlan sayfalarý, baþladý okumaya...
“ 13 Mayýs 1959 Ankara
Ýstikametsiz bir faaliyet bu benim yaptýðým. Vakýa, buna faaliyet denir mi? Muayyen bir zaman ve mekan silsilesi içinde yakýnlaþýyorum terk-i diyarýmýzýn sebeplerine. Merakým ayan beyan serilmekte önüme, babam da dalmýþ mýdýr acaba benimkine benzer tefekkürlere! Ben ki, üzerimde tesir icra eden mazimin meçhuliyetine demir atmýþ gibiyim son vakitler. Babam vakýftý hiç kuþkusuz kendi mevcudiyetinin hakikatlerine!
Rahmetli validemin sýký tembihlerini anlayabilmem vaciptir; ama, nasýl?
Kardeþlik baðlarýmýzý güçlendirmek için, kuvvetli ve lüzumsuz tembihler yapýyor diye kýzdýðým olurdu rahmetliye! Haklýydý besbelli, mazisi çok uzaklarda bir babamýz vardý ve validemizin tek elinden gelen kendi doðurduðu hayatlarýn istikbaliydi... Babamýz, Pakistan’ýn çok fakir bir bölgesinden gelmiþ, Multan diye bir yerden. Ýngilizlerin, köy köy gezip uzak diyarlarda çalýþtýrmak üzere genç erkekleri topladýklarýnda, babamýn babasý ve validesi nasýl rýza göstermiþ olabilirlerdi bu gidiþe? Kardeþleri yaþýyor muydu, akraba-ý tarikatý var mýydý? Bir pusula olsun bulabilsem mazime ýþýk tutacak! Gidebilmek hayal bile olsa...
Arapça yazýlardan oluþan ne kadar kaðýt varsa toplayýp, Mücrim efendinin eski katibi yetmiþlik Abdullah efendiye göstermem de bir netice vermedi. Bütün evrak-ý silsileyi inceleyebildiðinden þüpheliyim Abdullah efendinin; ama, ifþaatýna güvendim çaresiz, onca tomarýn içinde Pakistan’a aid tek bir satýr çýkmamasý bütün kudümlerimi kýrdý. Alacak verecek hesaplarý, bakkal defterleri, kimden nereden geldiði meçhul nameler, doðan çocuklarýnýn doðum gün ve saatleri kaydedilmiþ babam tarafýndan Arapça harflerle... Kagir evimizin kiriþ ölçülerini bile yazmýþ fakat, geçmiþinden biricik ifþaat yok.
Çocukluðumdan mý, delikanlýlýk cehaletimden midir bilinmez, saðlýðýnda hiç sormamýþým babama doðduðu o uzak yerleri! Validemden öðrenebildiklerim de ehemmiyetsiz þeyler. Çok küçükmüþ babamýn kardeþleri o vakitler, hepside oðlan, üç yada dört, (kýz kardeþi ölmüþ). Halalarý ve amcalarý varmýþ, teyze ve dayýlarý da çok kalabalýkmýþ... Bunca kalabalýk sülale mi ürküttü validemi bilinmez, pek de meraklanmamýþ babamýn memleketiyle ilgili mevzulara. Aradan geçen onca vakit sonra sorduklarýmý da manasýz bulurdu, “amaan oðul ne bilirim ben” deyip kestirip atardý babamýn mazisiyle alakalý hatýratlarýný. Sadece, anlatmaktan býkmadýðý o meþ-um hikayeyi anlatýverip kurtulmak isterdi benim ahiret sorusu merakýmdan. Babamýn, ölen kýz kardeþinin baþýna gelen felaketi acýklý bir ses tonuyla anlatýrdý, aðýt yakarcasýna.
6-7 yaþlarýndaymýþ babam, bir gün validesi ve 4 yaþýndaki kýz kardeþiyle komþu köydeki hýsým akrabalarýna gidiyorlarmýþ yanlarýnda babalarý olmadan. Validesinin göbeði epey iriceymiþ, çünkü bir kardeþleri daha olacakmýþ. Yollarýnýn güzergahýnda, sularý tarlalara taþan geniþ bir nehir varmýþ. Bu nehrin sularý öyle bulanýkmýþ ki, daha evvelki geçiþlerinde köprüden düþürdüðü tahta oyuncaðýný suda görüp bulamamýþ babam. Zaten o çürük tahtalý sallanan köprüden sefer eylemek babamýn en korktuðu þeymiþ. O gün de, tam köprünün üzerinde birkaç adým atmýþlar ki validesinin bastýðý çürük zemin apansýz parçalanmýþ ve yanýndaki kýz kardeþi çürük tahtalarýn arasýndan bir anda çamurlu sularýna gömülüvermiþ nehrin. O velvele içinde doðum sancýlarý tutuveren ninem, kýz evladýný kaybetmenin derin ýzdýrabýna ilaveten bir de doðum feryatlarýyla yýrtmýþ nehrin yüzünü saatlerce. Babam, ruhunun çocuk çaresizliðiyle koþup kaçmýþ köprüden, o nehirden, o köyden, günlerce... Günler sonra, bir çalý dibinde bulduklarýnda yarý baygýn olan babamý, ne annesine ne de yeni doðan oðlan bebeðe dönüp baktýðýný gören olmamýþ hiç.
Babamýn mazisi, tekrarlana gelen bu ecel-i kaza hikayesi ile annemin dilinde bir masal methiyesine bürünmüþtü. Her seferinde daha bir debdebeli, daha bir aðdalý anlatýrdý ki, sanki yeni bir þeyler anlatmýþ olabilmenin hissiyatýna kavuþurdu.
Uzak diyarlarda soyumdan olan insanlarý görebilmek hayal belki; fakat, þuurumun muhtevasý hiç istirahat etmezken, nasýl huþu ile mesut olabilirim? Bir çare bulmalýyým müþkülüme...
23 Mayýs 1959
.............. Her seferinde tarifi mümkünsüz bir heyecana kapýlýyorum posta geldikçe. Yine, iki aylýk bir tekmil olmuþ Pakistan Postasý, Babamýn akrabalarýndan gelen bir name gibi hisleniyorum bu postalara, sanki bir mucize olup benim gibi onlar da arayacaklar uzaklara gitmiþ akraba büyüklerini! Heyhat ki, bu teselliye benim beþer yaradýlýþým bile inanmýyor...
Teker teker okuyorum adresli duyurularý, okudukça içime bir ýlýklýk akýyor, bir tuhaf oluyorum. Ruhuma çok yakýn bir muhabbetin muþtulanýþý gibi oralarýn havadisleri.
ABDUL RASHEED ANJUM,
HOUSE NO. 4 BLOCK 122,
AREA 1-D, LANDHÝ COLONY
KARACHI – 30, PAKÝSTAN
(Týbbiye öðrencisi, okumayý, mektuplaþmayý seviyor.)
- - -
CAPT. NASEER MAHMUD
BALUCH REGÝMENT CENTRE
ABBOTABAD – PAKÝSTAN
(24 Yaþýnda, pul koleksiyonu biriktiriyor, golf oynuyor)
- - -
Her postada mutlaka okuyorum muhabbet kurmak isteyen kardeþlerimi, hayalen yazýyorum uzun mektuplarýmý göndermesem de. Sanki bilen biri çýkacakmýþ gibi babamýn ailesini. Hiç israf edilmemiþ tazeliðinde kalýyor uhdelerim, pekala vakýfým halet-i ruhuma, lakin söz geçiremiyorum.
Pakistan Postasý’nýn mektuplaþmak isteyenler diye bir köþesi var, mektup - name ikisi de kullanýlýyor. Kurtulamadým þu Osmanlýca dilinin ahenginden, yeni kelimeler soytarý iþi gibi geliyor hala! Babam rahmetli ne meraklýydý Osmanlýca’ya, kökten saraylý gibi aðýr oturaklý telaffuz ederdi tastamam cümlelerini... 15 Yaþýnda geldiði Anadolu, Osmanlý düsturuyla hemhalmiþ o yýllarda, hayýflanmamýn lüzumu yok þimdi sað olaydý da sorsaydým diye, müþkülüme sebebiyet veren bütün sualleri...
Sað olaydý da okusaydým þu þiiri Pakistan’lý þair bir bacýmýzýn yazdýðý:
/Havada yaratýlmýþým, yoklardan, örümcek aðý gibi bir dokunuþla daðýlan
Kimsenin eriþemeyeceði, yýllar boyu uzaktaki þu yýldýzým ben.
Ben ateþim, mehtabým, uzun, uzak boþ ovalarda rüzgarým esen.
Bir yumurta kabuðu taþýrým kalp yerine, bir dolu fýsýltý beynim,
Kelebekler gibiyim. /
Adeta, kýsaltýlmýþ bir günceye benziyordu adamýn okuduklarý. Okudukça, omuzlarýnýn yüklendiði tonlarca aðýrlýðý taþýyamaz oldu. Görünmez eller tarafýndan bastýrýlýyordu bedeninin üst tarafý, dünyanýn binbir türlü gizini hapsetmiþ bir cezaevi gibi göründü bulunduðu oda ve devasa kitaplýk. Zorunlu bir kalkýþla fýrladý odanýn dýþýna, balkonun beton duvarlarýna dayadý sýrtýný. Soluklarýnýn sessizliðinden þüphelenip salýverdi ciðerlerinden koskoca hýrýltýlý bir nefes. Aidiyetsizlik duygusu çýrpýnýrken göðüs kafesinin bir köþesinde, derin bir özlem duydu varolduðunu hissettirecek dünyasal gürültülere! Ne kadar sessizdi bu ev, bu dünya ve dýþýndaki her þey.
Çürümemiþ her ne varsa; belge, mektup arþiv raflarýnda, kýskandý tozlu sayfalarý, babasý ve dedesi belirdi hayal perdesinde. Haksýzlýk bu diye inledi yüksek sesle, kaðýtlar yaþam olmuþ, bedenler ise çoktan toprak taþ...
Þimdi babasý yok bu dünyada, babasý ve onun babasý... Dedesi, eski sarý solgun bir imge olarak beliriyor belleðinde. Göz çukurlarý derince bir kuyuya gömülmüþ gibi eski fotoðraflarda. Eski zaman fotoðrafý olduðu içindi o denli kara karanlýk! Fotoðraflar, karanlýk odalarýn ve kara kutulu agrandizörlerin ancak sýðabildiði kýzýl ölgün ýþýklý odalarda tap edilmiþti, þüphesi yoktu bundan. Ziya-ül Hak’ka, Cinnah’a benzerliði, göz çevresi uçurumlarýnýn göz aldatmacasýydý, emindi bunca yýl bundan!
* * *
Genç kýz, biraz daha karýþtýrabilseydi dedesinin kütüphanesini, sevinebilir miydi genetik þifresine? Artýk amcasýnýn yaþamakta olduðu dede evinin kütüphanesinde biraz daha kalabilseydi vaktiyle. Kalabilseydi ve safranýmsý renge bürünmüþ tarihi bir zarfa ulaþabilseydi... Zarfýn gizemine vakýf olabilseydi amcasýndan önce. Dedesinin Osmanlýca’sýndan bir þeyler anlayabilseydi ve Pakistan Postalarýnýn umut yüklü bir ilanla muþtulandýðýný görebilseydi...
Major ÝLYAS AHMAD
272-SHER ROAD,
JALILABAD COLONY,
MULTAN – PAKÝSTAN
( Multan’dan Türkiye’ye giden amcasýný arýyor)
Görebilseydi, dedesinin Ýlyas Ahmad isimli Pakistan’lý ile yazýþmalarýnda ki gerçek masalý! Nehir üzerindeki çürük köprüde dünyaya gözünü açan öz dedesinin Nehir-ül Ahmad olduðunu bilebilseydi ve onun fakir oðlu Ýlyas Ahmad’ýn, 8 kýzýndan en küçüðü olduðunu görebilseydi genç kýz... Meþakkatli bir yolculukla, Türkiye’ye kundakta bir bebek olarak gönderildiðini bilebilseydi, okuyabilseydi tozlu arþiv sayfalarýnda!
25 Aðustos 2004
Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
"Nurdan ÇAKIR TEZGÝN" bütün yazýlarý için týklayýn...
ARÞÝVLERÝN KÜFLÜ TADI,
TOZLU ELLERLE DAMITILDI DAMARDAN ENJEKTE KIVILCIMLA
Arþiv karýþtýrmaya bayýlan insanlar vardýr, hele ki kurcaladýklarý dokümanlarýn mahiyeti hakkýnda en ufak bir bilgiye sahip deðillerse daha bir özgürlerdir. Büyük bir keyifle araþtýrma konumuna geçerler define arayan bir kazýcýnýn heyecanýyla. Çoðu zaman belirli bir cevheri aramadýklarý için, önkoþulsuz sürprizlere de daha açýktýrlar... Bu huylarý sayesinde büyük sýrlara vakýf olanlar hiç de azýmsanmayacak kadar çoktur. Bu sýrlar ki, bir çoðunun yaþam gidiþatlarýný deðiþtirmiþ olsa bile.
Bir genç kýz tanýmýþtým vaktiyle, dedesinin tozlu kütüphanesini karýþtýrýrken öðrendikleri karþýsýnda ciddi bir bunalýma düþmüþtü. Anne ve babasýnýn gizli tutulan geçmiþleriyle burun buruna gelince, yok olmak istemiþti bir anlýk hiçlik duygusuyla. Ailesi sandýðý insanlarla hiçbir kan baðýnýn olmadýðýný öðrendiðinde dünyasý kararývermiþ, kardeþi sandýðý “otistik varlýk”ýn genetik þifresinden uzaklýðý karþýsýnda da bencilce bir ferahlýk duymuþtu!
Romanýmsý þeyler, yaþamýn en umulmadýk yerinde karþýsýna çýkýveriyor insanýn, demiþti çaresiz bir tanýmlamayla. Ýyi ile kötünün tam ortasýndaki bir ip cambazý gibi dengesini koruyamaz haldeydi o arþiv buluþmasý sonucunda.
Bir mektup, bir evrak sokuþturuluverir belirsiz zamanlarýn önemsizliðinde herhangi bir rafa ve an gelir önem kazanýr tarih yazýnsal okumalarda...
Adamýn öyküsü de benzeþiyordu kýzýnki ile.
Adam da, hiç akýl erdiremezdi babasýnýn biriktirdiði dergilere çocukluðunda.
Hiç sormadýðýný düþündü, niçin aldýðýný ve niçin düzenlice sakladýðýný “Pakistan Postasý” isimli dergiyi babasýnýn. Tarihlerine baktý, taa 50’li yýllardan 6o’lara uzanan, henüz kendisinin ilkokula gittiði yýllar. Ne yapacaðýndan emin bir kararlýlýkla büyük boy çöp torbalarýný sermiþti ayaklarýnýn dibine, atacaktý artýk bunca yýlýn küflü kýrtasiyelerini. Aný diye saklamanýn ardý arkasý gelmiyor nasýlsa, biriktikçe birikmiþ alýnan ne varsa. Haftalýk dergileri çoktandýr biriktirmiyor; fakat, aylýk dergi ve kitaplara el süremiyordu bir gün gerekebilir düþüncesiyle. Kendi çocuðu da yoktu oysa, belki kardeþlerinin çocuklarýna verirdi.
Kitaplýðý, yýldan yýla kütüphaneye dönüþmüþ ve bir odaya sýðmaz olmuþtu. Babadan kalma evinin her odasý, koridorlar kitap, dergi yýðýnlarýyla iþgal olmuþtu. Ýyi ki bütün bu tozlu kalabalýða laf edecek biri yoktu hayatýnda. Karýsý olsa þimdiye kadar çoktan sahaflarý boylamýþtý bunca kitap, dergi.
Yýllardýr hiç dokunulmamýþ, en küflülerinden baþlamalýydý ayýklamaya. Baba yadigarý evin eskisi bitecek gibi deðildi, nereye elini atsa kalýn bir toz bulutu kaplýyordu odayý. Hiç kullanmadýðý alanlarda zaman geçirmektense olduðu gibi kalmasýna göz yummuþtu uzun süre, fakat; gün geçtikçe, yaþama alanýný daraltan görünmez gölgeleri hisseder olmuþtu. Kokular bile eskimiþlik duygusunu kabartýyordu içinde. Yaþlandýkça yenilenme isteði mi arttý ne!
Vedalaþan insanlarýn son bir kez daha isteksizce sarýlýþý gibi þöyle bir uzandý en arka raflara. Önce, annesinin Hayat mecmualarýný doldurmaya baþladý plastik çöp torbalarýna; sonra, babasýnýn þu meþhur Pakistan Postalarýný. Fazla toz kaldýrmadan yavaþça el attý dergilerin bir bölümüne ve elinden kayýveren tomarýn saða sola saçýlan yapraklarýna hiddetle savurdu küfrünü. Simsiyah yapýþkan bir kirliliðe esir olan elleriyle alnýný kaþýdý ve olduðu yere rahatça bir baðdaþ kurmak zorunda kaldý. En üstteki, açýlan Pakistan Postasý’nýn sayfalarý arasýndan kalýnca katlanmýþ bir kaðýt tomarý düþmüþtü. Sarý saman sayfalar, eski okul defterlerinden koparýlmýþ formaya benziyordu, yýllardýr katlý kaldýðý için güçlükle açýlan sayfalarý, baþladý okumaya...
“ 13 Mayýs 1959 Ankara
Ýstikametsiz bir faaliyet bu benim yaptýðým. Vakýa, buna faaliyet denir mi? Muayyen bir zaman ve mekan silsilesi içinde yakýnlaþýyorum terk-i diyarýmýzýn sebeplerine. Merakým ayan beyan serilmekte önüme, babam da dalmýþ mýdýr acaba benimkine benzer tefekkürlere! Ben ki, üzerimde tesir icra eden mazimin meçhuliyetine demir atmýþ gibiyim son vakitler. Babam vakýftý hiç kuþkusuz kendi mevcudiyetinin hakikatlerine!
Rahmetli validemin sýký tembihlerini anlayabilmem vaciptir; ama, nasýl?
Kardeþlik baðlarýmýzý güçlendirmek için, kuvvetli ve lüzumsuz tembihler yapýyor diye kýzdýðým olurdu rahmetliye! Haklýydý besbelli, mazisi çok uzaklarda bir babamýz vardý ve validemizin tek elinden gelen kendi doðurduðu hayatlarýn istikbaliydi... Babamýz, Pakistan’ýn çok fakir bir bölgesinden gelmiþ, Multan diye bir yerden. Ýngilizlerin, köy köy gezip uzak diyarlarda çalýþtýrmak üzere genç erkekleri topladýklarýnda, babamýn babasý ve validesi nasýl rýza göstermiþ olabilirlerdi bu gidiþe? Kardeþleri yaþýyor muydu, akraba-ý tarikatý var mýydý? Bir pusula olsun bulabilsem mazime ýþýk tutacak! Gidebilmek hayal bile olsa...
Arapça yazýlardan oluþan ne kadar kaðýt varsa toplayýp, Mücrim efendinin eski katibi yetmiþlik Abdullah efendiye göstermem de bir netice vermedi. Bütün evrak-ý silsileyi inceleyebildiðinden þüpheliyim Abdullah efendinin; ama, ifþaatýna güvendim çaresiz, onca tomarýn içinde Pakistan’a aid tek bir satýr çýkmamasý bütün kudümlerimi kýrdý. Alacak verecek hesaplarý, bakkal defterleri, kimden nereden geldiði meçhul nameler, doðan çocuklarýnýn doðum gün ve saatleri kaydedilmiþ babam tarafýndan Arapça harflerle... Kagir evimizin kiriþ ölçülerini bile yazmýþ fakat, geçmiþinden biricik ifþaat yok.
Çocukluðumdan mý, delikanlýlýk cehaletimden midir bilinmez, saðlýðýnda hiç sormamýþým babama doðduðu o uzak yerleri! Validemden öðrenebildiklerim de ehemmiyetsiz þeyler. Çok küçükmüþ babamýn kardeþleri o vakitler, hepside oðlan, üç yada dört, (kýz kardeþi ölmüþ). Halalarý ve amcalarý varmýþ, teyze ve dayýlarý da çok kalabalýkmýþ... Bunca kalabalýk sülale mi ürküttü validemi bilinmez, pek de meraklanmamýþ babamýn memleketiyle ilgili mevzulara. Aradan geçen onca vakit sonra sorduklarýmý da manasýz bulurdu, “amaan oðul ne bilirim ben” deyip kestirip atardý babamýn mazisiyle alakalý hatýratlarýný. Sadece, anlatmaktan býkmadýðý o meþ-um hikayeyi anlatýverip kurtulmak isterdi benim ahiret sorusu merakýmdan. Babamýn, ölen kýz kardeþinin baþýna gelen felaketi acýklý bir ses tonuyla anlatýrdý, aðýt yakarcasýna.
6-7 yaþlarýndaymýþ babam, bir gün validesi ve 4 yaþýndaki kýz kardeþiyle komþu köydeki hýsým akrabalarýna gidiyorlarmýþ yanlarýnda babalarý olmadan. Validesinin göbeði epey iriceymiþ, çünkü bir kardeþleri daha olacakmýþ. Yollarýnýn güzergahýnda, sularý tarlalara taþan geniþ bir nehir varmýþ. Bu nehrin sularý öyle bulanýkmýþ ki, daha evvelki geçiþlerinde köprüden düþürdüðü tahta oyuncaðýný suda görüp bulamamýþ babam. Zaten o çürük tahtalý sallanan köprüden sefer eylemek babamýn en korktuðu þeymiþ. O gün de, tam köprünün üzerinde birkaç adým atmýþlar ki validesinin bastýðý çürük zemin apansýz parçalanmýþ ve yanýndaki kýz kardeþi çürük tahtalarýn arasýndan bir anda çamurlu sularýna gömülüvermiþ nehrin. O velvele içinde doðum sancýlarý tutuveren ninem, kýz evladýný kaybetmenin derin ýzdýrabýna ilaveten bir de doðum feryatlarýyla yýrtmýþ nehrin yüzünü saatlerce. Babam, ruhunun çocuk çaresizliðiyle koþup kaçmýþ köprüden, o nehirden, o köyden, günlerce... Günler sonra, bir çalý dibinde bulduklarýnda yarý baygýn olan babamý, ne annesine ne de yeni doðan oðlan bebeðe dönüp baktýðýný gören olmamýþ hiç.
Babamýn mazisi, tekrarlana gelen bu ecel-i kaza hikayesi ile annemin dilinde bir masal methiyesine bürünmüþtü. Her seferinde daha bir debdebeli, daha bir aðdalý anlatýrdý ki, sanki yeni bir þeyler anlatmýþ olabilmenin hissiyatýna kavuþurdu.
Uzak diyarlarda soyumdan olan insanlarý görebilmek hayal belki; fakat, þuurumun muhtevasý hiç istirahat etmezken, nasýl huþu ile mesut olabilirim? Bir çare bulmalýyým müþkülüme...
23 Mayýs 1959
.............. Her seferinde tarifi mümkünsüz bir heyecana kapýlýyorum posta geldikçe. Yine, iki aylýk bir tekmil olmuþ Pakistan Postasý, Babamýn akrabalarýndan gelen bir name gibi hisleniyorum bu postalara, sanki bir mucize olup benim gibi onlar da arayacaklar uzaklara gitmiþ akraba büyüklerini! Heyhat ki, bu teselliye benim beþer yaradýlýþým bile inanmýyor...
Teker teker okuyorum adresli duyurularý, okudukça içime bir ýlýklýk akýyor, bir tuhaf oluyorum. Ruhuma çok yakýn bir muhabbetin muþtulanýþý gibi oralarýn havadisleri.
ABDUL RASHEED ANJUM,
HOUSE NO. 4 BLOCK 122,
AREA 1-D, LANDHÝ COLONY
KARACHI – 30, PAKÝSTAN
(Týbbiye öðrencisi, okumayý, mektuplaþmayý seviyor.)
- - -
CAPT. NASEER MAHMUD
BALUCH REGÝMENT CENTRE
ABBOTABAD – PAKÝSTAN
(24 Yaþýnda, pul koleksiyonu biriktiriyor, golf oynuyor)
- - -
Her postada mutlaka okuyorum muhabbet kurmak isteyen kardeþlerimi, hayalen yazýyorum uzun mektuplarýmý göndermesem de. Sanki bilen biri çýkacakmýþ gibi babamýn ailesini. Hiç israf edilmemiþ tazeliðinde kalýyor uhdelerim, pekala vakýfým halet-i ruhuma, lakin söz geçiremiyorum.
Pakistan Postasý’nýn mektuplaþmak isteyenler diye bir köþesi var, mektup - name ikisi de kullanýlýyor. Kurtulamadým þu Osmanlýca dilinin ahenginden, yeni kelimeler soytarý iþi gibi geliyor hala! Babam rahmetli ne meraklýydý Osmanlýca’ya, kökten saraylý gibi aðýr oturaklý telaffuz ederdi tastamam cümlelerini... 15 Yaþýnda geldiði Anadolu, Osmanlý düsturuyla hemhalmiþ o yýllarda, hayýflanmamýn lüzumu yok þimdi sað olaydý da sorsaydým diye, müþkülüme sebebiyet veren bütün sualleri...
Sað olaydý da okusaydým þu þiiri Pakistan’lý þair bir bacýmýzýn yazdýðý:
/Havada yaratýlmýþým, yoklardan, örümcek aðý gibi bir dokunuþla daðýlan
Kimsenin eriþemeyeceði, yýllar boyu uzaktaki þu yýldýzým ben.
Ben ateþim, mehtabým, uzun, uzak boþ ovalarda rüzgarým esen.
Bir yumurta kabuðu taþýrým kalp yerine, bir dolu fýsýltý beynim,
Kelebekler gibiyim. /
SABÝHA RUMANÝ "
Adeta, kýsaltýlmýþ bir günceye benziyordu adamýn okuduklarý. Okudukça, omuzlarýnýn yüklendiði tonlarca aðýrlýðý taþýyamaz oldu. Görünmez eller tarafýndan bastýrýlýyordu bedeninin üst tarafý, dünyanýn binbir türlü gizini hapsetmiþ bir cezaevi gibi göründü bulunduðu oda ve devasa kitaplýk. Zorunlu bir kalkýþla fýrladý odanýn dýþýna, balkonun beton duvarlarýna dayadý sýrtýný. Soluklarýnýn sessizliðinden þüphelenip salýverdi ciðerlerinden koskoca hýrýltýlý bir nefes. Aidiyetsizlik duygusu çýrpýnýrken göðüs kafesinin bir köþesinde, derin bir özlem duydu varolduðunu hissettirecek dünyasal gürültülere! Ne kadar sessizdi bu ev, bu dünya ve dýþýndaki her þey.
Çürümemiþ her ne varsa; belge, mektup arþiv raflarýnda, kýskandý tozlu sayfalarý, babasý ve dedesi belirdi hayal perdesinde. Haksýzlýk bu diye inledi yüksek sesle, kaðýtlar yaþam olmuþ, bedenler ise çoktan toprak taþ...
Þimdi babasý yok bu dünyada, babasý ve onun babasý... Dedesi, eski sarý solgun bir imge olarak beliriyor belleðinde. Göz çukurlarý derince bir kuyuya gömülmüþ gibi eski fotoðraflarda. Eski zaman fotoðrafý olduðu içindi o denli kara karanlýk! Fotoðraflar, karanlýk odalarýn ve kara kutulu agrandizörlerin ancak sýðabildiði kýzýl ölgün ýþýklý odalarda tap edilmiþti, þüphesi yoktu bundan. Ziya-ül Hak’ka, Cinnah’a benzerliði, göz çevresi uçurumlarýnýn göz aldatmacasýydý, emindi bunca yýl bundan!
Genç kýz, biraz daha karýþtýrabilseydi dedesinin kütüphanesini, sevinebilir miydi genetik þifresine? Artýk amcasýnýn yaþamakta olduðu dede evinin kütüphanesinde biraz daha kalabilseydi vaktiyle. Kalabilseydi ve safranýmsý renge bürünmüþ tarihi bir zarfa ulaþabilseydi... Zarfýn gizemine vakýf olabilseydi amcasýndan önce. Dedesinin Osmanlýca’sýndan bir þeyler anlayabilseydi ve Pakistan Postalarýnýn umut yüklü bir ilanla muþtulandýðýný görebilseydi...
Major ÝLYAS AHMAD
272-SHER ROAD,
JALILABAD COLONY,
MULTAN – PAKÝSTAN
( Multan’dan Türkiye’ye giden amcasýný arýyor)
Görebilseydi, dedesinin Ýlyas Ahmad isimli Pakistan’lý ile yazýþmalarýnda ki gerçek masalý! Nehir üzerindeki çürük köprüde dünyaya gözünü açan öz dedesinin Nehir-ül Ahmad olduðunu bilebilseydi ve onun fakir oðlu Ýlyas Ahmad’ýn, 8 kýzýndan en küçüðü olduðunu görebilseydi genç kýz... Meþakkatli bir yolculukla, Türkiye’ye kundakta bir bebek olarak gönderildiðini bilebilseydi, okuyabilseydi tozlu arþiv sayfalarýnda!
25 Aðustos 2004
Nurdan ÇAKIR TEZGÝN
"Nurdan ÇAKIR TEZGÝN" bütün yazýlarý için týklayýn...
