Sedat YALÇIN
Tahammülsüzlük
Kiþiler yaþadýklarý toplumla uyum içerisinde olmalýdýr. Doðru! Yüz kere, bin kere doðru. Ancak topluma uyum saðlamak adýna farklý bakýþ açýsý ile kendilerini ifade eden kiþilere zulmetmek revamýdýr?
Ýnsanlar, genellikle ayný görüþü paylaþanlarýn doðrultusunda fikir beyan ederler. Bu en kolay yoldur. Fikirlerimiz ne kadar doðru olursa olsun -doðruluk izafi/subjektif bir kavramdýr- ayný olaya deðiþik açýlardan bakmak bize ne kaybettirir. Farklý yaklaþýmlar olmasaydý, semavi ve dünyevi ilim/bilimlerde bu kadar geliþme olabilir miydi? O nedenle, her türlü fikir bizim kabullerimize göre ne kadar yanlýþ olursa olsun, saygý ile karþýlanmalý. Ýnsanlarý suçlamak çok kolay; insanlarý zihnimizde mahkum etmek çok daha kolay. Bu hoþgörüyü gösteremeyenler, kim olursa olsun, zalim deðiller midir? Ýþi o kadar ileri götürürüz ki, fikirlerimizi tartýþacaðýmýza, hemen sesimizi yükselterek karþýmýzdaki kiþileri sindirmeye çalýþýrýz. O da yetmez suçlarýz, hakarete baþlarýz, kaba kuvvete baþvururuz, þu adýna bu adýna. Bu þiddetin dozu öldürmeye kadar gidebilir. Bu kiþiler, kendilerini ilahi veya dünyevi erkten yetki almýþ olarak kabul ederler. Bu anlayýþ dahi en büyük günahlardan biri deðil midir?
Kiþileri en kolay suçlama yolu da maalesef inançlar yolu ile yapýlmaktadýr, týpký karanlýk ortaçað engizisyonlarý benzeri. Ýnsan þu veya bu inanýþa sahip olabilir. Bu tamamen onu ilgilendiren bir husustur. Ama düþünsel açýdan sýð toplumlarda gözlemlenen hoþgörüsüzlük, oldukça aþýrý boyutlardadýr. Bu tür toplumlarda farklý düþünüþ tarzlarýnýn ifade edilmesi adeta, o topluma yapýlan bir hakaret olarak algýlanýr. Ve bu asla kabul edilemez. Hele inanýþlarýn eleþtirilmesi, sorgulanmasý asla affedilemez. Bu tarz yaklaþýmda bulunanlar derhal pasifize edilmelidir. Düþüncelerini yazýlý veya sözlü olarak ifade etmelerine izin verilemez. Aslýnda bu tarz yaklaþým, çoðunluðun, inanýþýný ölümüne savunanlarýn zayýflýðýnýn göstergesi deðil midir? Her inanýþ sorgulanabilmelidir. Eðer haklý isek neden sorgulanmaktan, eleþtirilmekten çekinelim. Tahammülsüzlük en çok bu konularda yaygýn olarak gözlenmektedir. Hakaret olmadan, belli nezaket, tartýþma kurallarý çerçevesinde her inanýþ sorgulanabilmelidir. Sorgulanmalýdýr da! Çünkü gerçekler sorgulandýklarý ölçüde daha da güçlenirler. Ama ne yazýk ki dogmalara saplanýp kalan toplumlarda yasaklamalarýn arkasýna saklanmak en sýk yeðlenen bir yaklaþýmdýr. Aslýnda yasaklarýn arkasýna saklanmak zayýflýðýn en temel göstergesi deðil midir? Yasaklar da yetmez, kiþileri cezalandýrma yolu seçilir. Çoðu kez de kaba kuvvete baþvurulur. Bu öldürmeye kadar varabilir. 2000’li yýllarý yaþadýðýmýz çaðda, bu görünümün ortaçað engizisyonlarýnda, yakýlan insanlardan ne farký var?
Kiþileri kolayca suçladýðýmýz diðer bir konu, milliyettir. Hangi topluma ait olursak olalým sayý fazlalýðý haklý olduðumuzun dayanaðýný teþkil eder. Niteliðin yerini nicelik aldýðý zaman o toplumlar iflah olamazlar sanýrým. Sayý fazlalýðý haklý olmanýn bir göstergesi deðildir. Ancak 6 milyar insanýn yaþadýðý dünyamýzda maalesef henüz bu durum daha çok acýlar vermeye devam edecektir. Daha, insanlýk seviyesi belki hala karanlýk ortaçað görüntüsü sergiliyor. Her topluluk, kendi toplumlarýnýn daha saygýn, üstün meziyetlere sahip olduklarýný savunuyor. Herkes kendince haklý. Ancak acaba bu sürü psikolojisinden kaynaklanýyor olamaz mý? Bu kanýya þuradan vardým; izninizle sizinle paylaþayým. Milli maçlar ülkemizde adeta hayatýn durduðu, maç sonunda galip gelindiði zaman kutlama amaçlý sýkýlan tabanca kurþunlarýnýn havada uçuþtuðu zamanlardýr. Kahvelerde veya toplu maç izlenen yerlerde biri ayaða kalkýp arkadaþlar bu bir spordur, iyi oynayan kazansýn derse, o kahveden linç edilmeden çýkmasý zordur. Yakýn tarihte Türkiye-Yunanistan milli maçý oynandý. Tüm halkýmýz Türkiye’yi destekliyor. Sýký ise bir kiþi kahvede Yunanistan gol attýðý zaman tezahüratta bulunsun. Siz bile, þimdi, olur mu öyle þey diyorsunuzdur içinizden. Peki halkýmýz bu kadar Türkiye sevdalýsý olduðuna göre “ÝDDÝA” oyununda da Türkiye’nin kazanmasý için oynamalarý gerekmez mi? Evet, O maçta, Türkiye-Yunanistan maçýnda, Türkiye’de oynanan iddia oyununda tüm oyunlarýn Yunanistan’ýn kazanacaðý þeklinde oynandýðý ertesi gün Milli Piyango idaresi/spor toto, loto teþkilatý tarafýndan resmen açýklandý. Futbol maçýný milli dava gibi algýlayan halkýmýz iþ paraya dayanýnca iþin milliliði falan kalmýyor. Bu ne lahana turþusu be ne perhiz. Sürü psikolojisinin tam bir yansýmasý deðil mi ?
Demek istediðim, sayý fazlalýðý hiçbir zaman haklý bir neden deðildir. Fazlalýk, sürü psikolojisi etkisi yapmaktadýr. Tabirimi mazur görün, sürünün/kalabalýðýn hoþuna giden þekilde davranmak, yazýlý veya sözlü ifadelerde bulunmak çok kolaydýr ve kolayca taraftar ve destek bulur. Asýl cesaret sayý fazlalýðý karþýsýnda her olaya farklý açýlardan bakabilmek ve seslendirebilmektir. Ýnsanlýðýn bugünkü seviyesine ulaþmasýný bu aykýrý görüþler saðlamamýþ mýdýr? Bilim adamlarý ve Peygamberler bu hususun en güzel örneklerini oluþturmazlar mý? Peygamberler, sayý fazlalýðý, sürü psikoloji karþýsýnda tek baþlarýna durabilmiþler ve insanlýk tarihinde dönüm noktalarýný oluþturmuþlardýr. Peygamberlerin arkasýnda ilahi güç olduðu akla gelecektir hemen. Doðrudur. Ancak artýk peygamberlik sona erdiðine göre hala Allah adýna yetkili olduðunu zýmnen kabul ederek (þu veya bu deliller ileri sürerekten de olsa) insanlara zulmetmek en büyük günahlardan biri deðil midir.
Ýnsanlar inandýðý, yapmaktan hoþnut olduðu herhangi bir þeyi yapmasýný bize ne kadar ters gelirse gelsin, ne kadar yanlýþ olursa olsun kýnanmamalýdýr. Örneklersek eðer; bir kiþi her gün saksýdaki bir çiçeðinin karþýsýna geçip beþ dakika ona bakmadan, onunla konuþmadan, onu sevmeden, evden çýkmýyorsa, bu onu mutlu ediyorsa o kiþiyi kesinlikle kýnamamak gerekir. Bunun saçma olduðunu söylemek, kiþiyi bunu yapmamaya zorlamamak gerekir. Kiþi neyi yapmaktan hoþnut ise onu yapmasýný hoþ karþýlamalýdýr. Ýnandýðý þeyin yanlýþ olduðunu söylemek, bunun saçma olduðunu ifade etmek o kiþiyi mutsuz, huzursuz kýlmaktan baþka bir iþe yaramaz. Bir çeþit zulümdür. Aslýnda doðru olan nedir? Gerçek, doðru kime göre doðrudur. Sayý fazlalýðý doðruluðun kanýtý olmamalýdýr. Çok basit bu örneði her türlü inanýþa uygulayabilirsiniz. Gönülden inanýlan her þey, herkese yanlýþ gelse bile, o kiþi için doðrudur.
Yaklaþýk altý milyar insanýn yaþadýðý dünyamýzda çok farklý inanýþlar, milliyetler, ýrklar vardýr. Her millet, her ýrk, her inanýþ kendi yaþadýðý alanda en iyi, en doðru, en güzel hasletlere sahip olduðunu ileri sürmektedir. Manzarayý gözünüzde canlandýrýn lütfen. Her grup bulunduðu yerdeki sayý fazlalýðýna güvenerek farklý seslere tepki vermektedirler. Önemli olan bu tepkilerin dozu. Ýnsanlýk bu dozu ne kadar azaltabilir, hoþgörü ortamý ne kadar artarsa; iþte o zaman insanlýk en yüksek deðerine ulaþmýþ olmaz mý ?
Birçok kiþi düþündüðünü sanýr. Halbuki tek yaptýklarý önyargýlarýný yeniden düzenlemektir sözü sanýrým iþin özünü oluþturuyor. Önyargýlarýn esaretinden kurtulmak cesaret ister; ama deðmez mi? Artýk günümüzde her þeye çok katý bakýþ açýsý ile bakmaktan vazgeçip, her türlü kavramlara hoþgörü ile yaklaþmak daha nezih olmaz mý? Katý kurallarýn arkasýna sýðýnmak aslýnda zayýflýðýn bir iþareti deðil midir? Ne adýna olursa olsun insanlarý kendi gibi düþünmeye, inanmaya zorlamak zulümlerin en önde geleni deðil midir? Düþünsel açýdan sýð bir toplum olmaktan çýkmanýn zamaný gelmedi mi hala? Ne dersiniz?
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
Topluluk bizim yanýnmýza geliyor, susacak olsak, incinirler;
bir þey söyliyecek olsak, onlara göre söylemek lazým geldiðinden
o zaman biz inciniriz.
Mevlana
bir þey söyliyecek olsak, onlara göre söylemek lazým geldiðinden
o zaman biz inciniriz.
Mevlana
Kiþiler yaþadýklarý toplumla uyum içerisinde olmalýdýr. Doðru! Yüz kere, bin kere doðru. Ancak topluma uyum saðlamak adýna farklý bakýþ açýsý ile kendilerini ifade eden kiþilere zulmetmek revamýdýr?
Ýnsanlar, genellikle ayný görüþü paylaþanlarýn doðrultusunda fikir beyan ederler. Bu en kolay yoldur. Fikirlerimiz ne kadar doðru olursa olsun -doðruluk izafi/subjektif bir kavramdýr- ayný olaya deðiþik açýlardan bakmak bize ne kaybettirir. Farklý yaklaþýmlar olmasaydý, semavi ve dünyevi ilim/bilimlerde bu kadar geliþme olabilir miydi? O nedenle, her türlü fikir bizim kabullerimize göre ne kadar yanlýþ olursa olsun, saygý ile karþýlanmalý. Ýnsanlarý suçlamak çok kolay; insanlarý zihnimizde mahkum etmek çok daha kolay. Bu hoþgörüyü gösteremeyenler, kim olursa olsun, zalim deðiller midir? Ýþi o kadar ileri götürürüz ki, fikirlerimizi tartýþacaðýmýza, hemen sesimizi yükselterek karþýmýzdaki kiþileri sindirmeye çalýþýrýz. O da yetmez suçlarýz, hakarete baþlarýz, kaba kuvvete baþvururuz, þu adýna bu adýna. Bu þiddetin dozu öldürmeye kadar gidebilir. Bu kiþiler, kendilerini ilahi veya dünyevi erkten yetki almýþ olarak kabul ederler. Bu anlayýþ dahi en büyük günahlardan biri deðil midir?
Kiþileri en kolay suçlama yolu da maalesef inançlar yolu ile yapýlmaktadýr, týpký karanlýk ortaçað engizisyonlarý benzeri. Ýnsan þu veya bu inanýþa sahip olabilir. Bu tamamen onu ilgilendiren bir husustur. Ama düþünsel açýdan sýð toplumlarda gözlemlenen hoþgörüsüzlük, oldukça aþýrý boyutlardadýr. Bu tür toplumlarda farklý düþünüþ tarzlarýnýn ifade edilmesi adeta, o topluma yapýlan bir hakaret olarak algýlanýr. Ve bu asla kabul edilemez. Hele inanýþlarýn eleþtirilmesi, sorgulanmasý asla affedilemez. Bu tarz yaklaþýmda bulunanlar derhal pasifize edilmelidir. Düþüncelerini yazýlý veya sözlü olarak ifade etmelerine izin verilemez. Aslýnda bu tarz yaklaþým, çoðunluðun, inanýþýný ölümüne savunanlarýn zayýflýðýnýn göstergesi deðil midir? Her inanýþ sorgulanabilmelidir. Eðer haklý isek neden sorgulanmaktan, eleþtirilmekten çekinelim. Tahammülsüzlük en çok bu konularda yaygýn olarak gözlenmektedir. Hakaret olmadan, belli nezaket, tartýþma kurallarý çerçevesinde her inanýþ sorgulanabilmelidir. Sorgulanmalýdýr da! Çünkü gerçekler sorgulandýklarý ölçüde daha da güçlenirler. Ama ne yazýk ki dogmalara saplanýp kalan toplumlarda yasaklamalarýn arkasýna saklanmak en sýk yeðlenen bir yaklaþýmdýr. Aslýnda yasaklarýn arkasýna saklanmak zayýflýðýn en temel göstergesi deðil midir? Yasaklar da yetmez, kiþileri cezalandýrma yolu seçilir. Çoðu kez de kaba kuvvete baþvurulur. Bu öldürmeye kadar varabilir. 2000’li yýllarý yaþadýðýmýz çaðda, bu görünümün ortaçað engizisyonlarýnda, yakýlan insanlardan ne farký var?
Kiþileri kolayca suçladýðýmýz diðer bir konu, milliyettir. Hangi topluma ait olursak olalým sayý fazlalýðý haklý olduðumuzun dayanaðýný teþkil eder. Niteliðin yerini nicelik aldýðý zaman o toplumlar iflah olamazlar sanýrým. Sayý fazlalýðý haklý olmanýn bir göstergesi deðildir. Ancak 6 milyar insanýn yaþadýðý dünyamýzda maalesef henüz bu durum daha çok acýlar vermeye devam edecektir. Daha, insanlýk seviyesi belki hala karanlýk ortaçað görüntüsü sergiliyor. Her topluluk, kendi toplumlarýnýn daha saygýn, üstün meziyetlere sahip olduklarýný savunuyor. Herkes kendince haklý. Ancak acaba bu sürü psikolojisinden kaynaklanýyor olamaz mý? Bu kanýya þuradan vardým; izninizle sizinle paylaþayým. Milli maçlar ülkemizde adeta hayatýn durduðu, maç sonunda galip gelindiði zaman kutlama amaçlý sýkýlan tabanca kurþunlarýnýn havada uçuþtuðu zamanlardýr. Kahvelerde veya toplu maç izlenen yerlerde biri ayaða kalkýp arkadaþlar bu bir spordur, iyi oynayan kazansýn derse, o kahveden linç edilmeden çýkmasý zordur. Yakýn tarihte Türkiye-Yunanistan milli maçý oynandý. Tüm halkýmýz Türkiye’yi destekliyor. Sýký ise bir kiþi kahvede Yunanistan gol attýðý zaman tezahüratta bulunsun. Siz bile, þimdi, olur mu öyle þey diyorsunuzdur içinizden. Peki halkýmýz bu kadar Türkiye sevdalýsý olduðuna göre “ÝDDÝA” oyununda da Türkiye’nin kazanmasý için oynamalarý gerekmez mi? Evet, O maçta, Türkiye-Yunanistan maçýnda, Türkiye’de oynanan iddia oyununda tüm oyunlarýn Yunanistan’ýn kazanacaðý þeklinde oynandýðý ertesi gün Milli Piyango idaresi/spor toto, loto teþkilatý tarafýndan resmen açýklandý. Futbol maçýný milli dava gibi algýlayan halkýmýz iþ paraya dayanýnca iþin milliliði falan kalmýyor. Bu ne lahana turþusu be ne perhiz. Sürü psikolojisinin tam bir yansýmasý deðil mi ?
Demek istediðim, sayý fazlalýðý hiçbir zaman haklý bir neden deðildir. Fazlalýk, sürü psikolojisi etkisi yapmaktadýr. Tabirimi mazur görün, sürünün/kalabalýðýn hoþuna giden þekilde davranmak, yazýlý veya sözlü ifadelerde bulunmak çok kolaydýr ve kolayca taraftar ve destek bulur. Asýl cesaret sayý fazlalýðý karþýsýnda her olaya farklý açýlardan bakabilmek ve seslendirebilmektir. Ýnsanlýðýn bugünkü seviyesine ulaþmasýný bu aykýrý görüþler saðlamamýþ mýdýr? Bilim adamlarý ve Peygamberler bu hususun en güzel örneklerini oluþturmazlar mý? Peygamberler, sayý fazlalýðý, sürü psikoloji karþýsýnda tek baþlarýna durabilmiþler ve insanlýk tarihinde dönüm noktalarýný oluþturmuþlardýr. Peygamberlerin arkasýnda ilahi güç olduðu akla gelecektir hemen. Doðrudur. Ancak artýk peygamberlik sona erdiðine göre hala Allah adýna yetkili olduðunu zýmnen kabul ederek (þu veya bu deliller ileri sürerekten de olsa) insanlara zulmetmek en büyük günahlardan biri deðil midir.
Ýnsanlar inandýðý, yapmaktan hoþnut olduðu herhangi bir þeyi yapmasýný bize ne kadar ters gelirse gelsin, ne kadar yanlýþ olursa olsun kýnanmamalýdýr. Örneklersek eðer; bir kiþi her gün saksýdaki bir çiçeðinin karþýsýna geçip beþ dakika ona bakmadan, onunla konuþmadan, onu sevmeden, evden çýkmýyorsa, bu onu mutlu ediyorsa o kiþiyi kesinlikle kýnamamak gerekir. Bunun saçma olduðunu söylemek, kiþiyi bunu yapmamaya zorlamamak gerekir. Kiþi neyi yapmaktan hoþnut ise onu yapmasýný hoþ karþýlamalýdýr. Ýnandýðý þeyin yanlýþ olduðunu söylemek, bunun saçma olduðunu ifade etmek o kiþiyi mutsuz, huzursuz kýlmaktan baþka bir iþe yaramaz. Bir çeþit zulümdür. Aslýnda doðru olan nedir? Gerçek, doðru kime göre doðrudur. Sayý fazlalýðý doðruluðun kanýtý olmamalýdýr. Çok basit bu örneði her türlü inanýþa uygulayabilirsiniz. Gönülden inanýlan her þey, herkese yanlýþ gelse bile, o kiþi için doðrudur.
Yaklaþýk altý milyar insanýn yaþadýðý dünyamýzda çok farklý inanýþlar, milliyetler, ýrklar vardýr. Her millet, her ýrk, her inanýþ kendi yaþadýðý alanda en iyi, en doðru, en güzel hasletlere sahip olduðunu ileri sürmektedir. Manzarayý gözünüzde canlandýrýn lütfen. Her grup bulunduðu yerdeki sayý fazlalýðýna güvenerek farklý seslere tepki vermektedirler. Önemli olan bu tepkilerin dozu. Ýnsanlýk bu dozu ne kadar azaltabilir, hoþgörü ortamý ne kadar artarsa; iþte o zaman insanlýk en yüksek deðerine ulaþmýþ olmaz mý ?
Birçok kiþi düþündüðünü sanýr. Halbuki tek yaptýklarý önyargýlarýný yeniden düzenlemektir sözü sanýrým iþin özünü oluþturuyor. Önyargýlarýn esaretinden kurtulmak cesaret ister; ama deðmez mi? Artýk günümüzde her þeye çok katý bakýþ açýsý ile bakmaktan vazgeçip, her türlü kavramlara hoþgörü ile yaklaþmak daha nezih olmaz mý? Katý kurallarýn arkasýna sýðýnmak aslýnda zayýflýðýn bir iþareti deðil midir? Ne adýna olursa olsun insanlarý kendi gibi düþünmeye, inanmaya zorlamak zulümlerin en önde geleni deðil midir? Düþünsel açýdan sýð bir toplum olmaktan çýkmanýn zamaný gelmedi mi hala? Ne dersiniz?
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
"Sedat YALÇIN" bütün yazýlarý için týklayýn...
