Sedat YALÇIN
Allah yardým etsin
Þöyle bir bakalým yaþantýmýzdan kesitlere. Sanki sanal bir alemde yaþýyoruz. Sadece kendimizi düþünüyoruz. Hep masanýn bir tarafýndan olaylara bakýyoruz. Nadiren de olsa masanýn karþý tarafýna oturup, olayý o boyutuyla hiç görmek istemiyoruz. Tek yanlý bir yaþantý. Bu yaþantý bize yüzeysel olarak yetiyor. Ama! Hakikaten yetiyor mu? Ýçimiz, hep bir boþluk, yetmezlik duygusu ile dolu deðil mi?
Dilimizden hiç düþürmediðimiz þu cümleler beni çok rahatsýz ediyor “Allah yardým etsin”, ”Allah korusun”. Topu Allah’a havale ederek sorumluluklarýmýzdan kurtulduðumuzu sanýyoruz. Tam bir kandýrmaca. Zihnimiz bizi kýsa süreli de olsa oyalamayý baþarýyor bu þekilde. Ama nereye kadar. Þöyle bir bakalým gündelik hayatýmýza!
Kar yaðar, hava soðuktur, kendimiz sýcacýk evimizde otururuz, camdan dýþarý seyrederiz. Belki bir þarký mýrýldanýrýz. Belki þiir yazarýz, sýcak bir çay, kahve eþliðinde. Çok keyifliyizdir. Birden içimizden, derinlerden bir yerden, bir dürtü gelir. Ýçimizi hüzün kaplar. O an, sokak çocuklarý, evinde yakacak odunu, kömürü olmayan, hasta yataðýnda yatan, üþümüþ insanlar gelir aklýmýza. Hay Allah! Nereden geldi þimdi bunlar aklýma; ne güzel manzaranýn keyfini çýkarýyordum, der zihnimiz kendi kendine. Tabii, o anda çýkýp yardýma ihtiyacý olanlarý arayacak deðilizdir ya. Hele þu aný bir atlatalým. Kendimizi rahatlatacak bir fikir arayýþý içerisine gireriz. Her zaman yaptýðýmýz, uyguladýðýmýz yöntem aklýmýza gelir hemen. Topu baþkasýna atmak. Öyle bir yere topu atalým ki, vicdanýmýz rahatlasýn. Ýlahi güç en makul olanýdýr. Nede olsa madem ilahi güç, iþi ne, ihtiyacý olana yardým etmeyecekte ne yapacak. “Allah yardým etsin” cümlesi tam da bu iþi için biçilmiþ kaftandýr. Bu cümleyi hem de yüksek sesle etrafa duyurarak söyleriz. Oh! Artýk rahatladýk. Sorun artýk ilahi gücün. Bana ne! Zihnimiz gene bizi tatmin edecek bir çözüm bulmuþtur. Artýk çayýmýzý yudumlayarak tekrar kar yaðýþýnýn tadýný çýkarabiliriz. Sorun çözülmüþtür.
Ayný þekilde gerekli önlemleri almayýz ondan sonra “Allah korusun” diyerek, topu gene Allah’a havale ederiz. Dini inanýþ desem deðil; çünkü dinimizde aklý kullanmak esas alýnmýþtýr. Hatta “Allah aklýný kullanmayanlarýn üzerine pislik yaðdýrýr“ þeklindeki ayet bu husustaki Kuran yaklaþýmýnýn çok güzel bir göstergesidir. Kiþi arabasýnýn bakýmýný yaptýrmaz, yola çýkar ve aðzýndan da “Allah korusun” sözünü eksik etmez. Temizliðe dikkat etmeyiz “Allah korur” nasýl olsa deriz. Tembelliðin zihin tarafýndan çok güzel kamuflesi deðil midir bu tarz yaklaþýmlar.
Bu tür örneklerin binlercesini yazmak mümkün. Neden bu þekilde davranýyoruz? Mademki kendimizi diðer canlýlardan üstün olduðumuzu iddia ediyoruz. Düþünen tek canlý olduðumuzu savunuyoruz. Neden gereðini yerine getirmiyoruz. Neden!
Zihnimiz, bu soruyu cevaplamaya çalýþýrken dahi, gene dolambaçlý bir yol kullanmaya bayýlýr. En doðru yaklaþým, sanýrým ehlileþtirilmiþ zihnin henüz devrede olmadýðý küçük çocuklarý gözlemlemek. Çünkü, aile, okul, çevre faktörleri ile adeta ehlileþtirilen, doðru olduðu varsayýlan kurallarýn zihnimize kazýndýðý düþünce sisteminden uzaklaþmak, olaya daha açýk ve belki de daha gerçekçi bir yaklaþým sergileyebilir. Çocuklarýn mutluluðu ve iç huzuru yakalamýþ olmasý çevre faktörünü göz ardý etmiþ olmasýndan kaynaklanýyor olamaz mý? Kiþinin iç huzuru ve mutluluðu yakalamasý bu yaþamdaki ana hedefimiz ise, bizim de çocuklarýn kullandýðý yöntemi kullanmamýz gerekmez mi? Hemen düþünce bu yaklaþýma karþý çýkacaktýr yapýsý gereði. Eminim ki, siz de, þimdi hemen tepki veriyorsunuzdur. Zihnin baþ vurduðu en büyük tuzaklardan biri de budur sanýrým.
Kurallar silsilesi ile yüklenen zihnimiz hep ayný düþünce yollarýný kullanýr. Örneðin, “Allah yardým etsin”; “Allah korusun“ cümlesini ilk defa anne babamýzdan duymuþuzdur. Sonra akrabalarýmýz, eþimiz, dostumuz, komþularýmýzýn olaylar karþýsýnda hep ayný þekilde davrandýðýný; yani iþi Allah’a havale ettiðini görmüþ, duymuþuzdur. O halde en doðru davranýþ þeklinin, bu olmasý gerektiði gibi bir yargý zihnimize adeta kazýnmýþtýr. Artýk bu kural bizim can simidimizdir. Her pozisyonda bizi hem kendimize, hem de baþkalarýna karþý baþ kurtarýcýmýz haline gelir.
Çevre ne der! Tabiri caiz ise ne pahasýna olursa olsun kuyruðu dik tutmak gerektiði, adeta olmazsa olmazlarýmýzdandýr. Þöyle bir bakýn gündelik yaþam sahnemize. Etrafa farklý görünmek uðruna nelere katlanýyoruz. Adeta çift kiþilik taþýyoruz. Ýçimiz, kalbimiz baþka; davranýþlarýmýz ve sözlerimiz tam tersi yönde. Ýçimizdeki þarkýnýn melodisi ile dýþarýya yansýttýðýmýz melodi çok farklý. Bunun sonucunda çatýþma, iç huzura eriþememe, melodi karmaþýklýðý yani gürültü. Kitaplara geçen en çarpýcý örnekler idam mahkumlarý ile ilgilidir. Ýdam mahkumunun baþlýca düþüncesi, idama giderken dahi “çevreye vereceði imaj/görüntü“dür. Halbuki içinde fýrtýnalar kopmakta, korkmakta, üzülmekte, acabalar içinde bocalamaktadýr. Ama olsun ne beis var, önemli olan çevre ve imaj. Zihnin yarattýðý bu traji-komik olay, sanýrým zihnimizin düþünce tarzýný çok çarpýcý bir biçimde yansýtmaktadýr.
Sonuç olarak çevrenin, toplum kurallarýnýn göründüðü kadar masum olmadýðý, insan zihninin kendi kendini haklý çýkarmak uðruna yarattýðý, kurallar silsilesinden baþka bir özellik taþýmadýðýdýr. Bu nedenle çevre faktörünün, örf, adetlerin yaþamýmýza yüzeysel, geçici bir mutluluk saðladýðýný söyleyebiliriz. Eðer gerçek, sürekli, doyurucu bir iç huzuru, mutluluk arýyorsak toplum kurallarýný mümkün mertebe ikinci plana atýp içimizden geldiði gibi davranmalýyýz. Tabi bu demek deðildir ki, çevremizdeki insanlarý rahatsýz edelim, zarar verelim. Kimseyi incitmeden, içimizden, kalbimizden geçeni uygulamayý kastediyorum. Yani yapmacýk, sahte davranýþlardan kaçýnalým. Kýsaca maske takmayalým. Çevre ne der baskýsýndan kurtulalým.
Ýnsaný en çok rahatlatan olgu þudur “elinden gelenin en iyisini yaptýðýna inanmasý”. Herhangi bir olay karþýsýnda, sonu ölümle bitse dahi, eðer elimizden gelenin en iyisini yaptýðýmýza inanýyorsak, içimiz rahattýr. Bizi en çok rahatsýz eden, kendi kendimizi yargýlamamýz ve dahi suçlamamýzdýr. Ýçimizden nasýl geliyorsa o þekilde davranmak, çevre ne der kokusundan kurtulmak, elinden gelenin en iyisini yaptýðýna inanmak bize daha fazla iç huzuru verebilir sanýrým.
Tercih sizin ya çevreye uyarak sanal, yüzeysel, geçici bir rahatlýk duygusu; ya da içinizden geldiði gibi davranarak, elinizden gelenin en iyisini yaptýðýnýza inanarak daha doyurucu, daha uzun süreli bir iç huzuru.
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
Þöyle bir bakalým yaþantýmýzdan kesitlere. Sanki sanal bir alemde yaþýyoruz. Sadece kendimizi düþünüyoruz. Hep masanýn bir tarafýndan olaylara bakýyoruz. Nadiren de olsa masanýn karþý tarafýna oturup, olayý o boyutuyla hiç görmek istemiyoruz. Tek yanlý bir yaþantý. Bu yaþantý bize yüzeysel olarak yetiyor. Ama! Hakikaten yetiyor mu? Ýçimiz, hep bir boþluk, yetmezlik duygusu ile dolu deðil mi?
Dilimizden hiç düþürmediðimiz þu cümleler beni çok rahatsýz ediyor “Allah yardým etsin”, ”Allah korusun”. Topu Allah’a havale ederek sorumluluklarýmýzdan kurtulduðumuzu sanýyoruz. Tam bir kandýrmaca. Zihnimiz bizi kýsa süreli de olsa oyalamayý baþarýyor bu þekilde. Ama nereye kadar. Þöyle bir bakalým gündelik hayatýmýza!
Kar yaðar, hava soðuktur, kendimiz sýcacýk evimizde otururuz, camdan dýþarý seyrederiz. Belki bir þarký mýrýldanýrýz. Belki þiir yazarýz, sýcak bir çay, kahve eþliðinde. Çok keyifliyizdir. Birden içimizden, derinlerden bir yerden, bir dürtü gelir. Ýçimizi hüzün kaplar. O an, sokak çocuklarý, evinde yakacak odunu, kömürü olmayan, hasta yataðýnda yatan, üþümüþ insanlar gelir aklýmýza. Hay Allah! Nereden geldi þimdi bunlar aklýma; ne güzel manzaranýn keyfini çýkarýyordum, der zihnimiz kendi kendine. Tabii, o anda çýkýp yardýma ihtiyacý olanlarý arayacak deðilizdir ya. Hele þu aný bir atlatalým. Kendimizi rahatlatacak bir fikir arayýþý içerisine gireriz. Her zaman yaptýðýmýz, uyguladýðýmýz yöntem aklýmýza gelir hemen. Topu baþkasýna atmak. Öyle bir yere topu atalým ki, vicdanýmýz rahatlasýn. Ýlahi güç en makul olanýdýr. Nede olsa madem ilahi güç, iþi ne, ihtiyacý olana yardým etmeyecekte ne yapacak. “Allah yardým etsin” cümlesi tam da bu iþi için biçilmiþ kaftandýr. Bu cümleyi hem de yüksek sesle etrafa duyurarak söyleriz. Oh! Artýk rahatladýk. Sorun artýk ilahi gücün. Bana ne! Zihnimiz gene bizi tatmin edecek bir çözüm bulmuþtur. Artýk çayýmýzý yudumlayarak tekrar kar yaðýþýnýn tadýný çýkarabiliriz. Sorun çözülmüþtür.
Ayný þekilde gerekli önlemleri almayýz ondan sonra “Allah korusun” diyerek, topu gene Allah’a havale ederiz. Dini inanýþ desem deðil; çünkü dinimizde aklý kullanmak esas alýnmýþtýr. Hatta “Allah aklýný kullanmayanlarýn üzerine pislik yaðdýrýr“ þeklindeki ayet bu husustaki Kuran yaklaþýmýnýn çok güzel bir göstergesidir. Kiþi arabasýnýn bakýmýný yaptýrmaz, yola çýkar ve aðzýndan da “Allah korusun” sözünü eksik etmez. Temizliðe dikkat etmeyiz “Allah korur” nasýl olsa deriz. Tembelliðin zihin tarafýndan çok güzel kamuflesi deðil midir bu tarz yaklaþýmlar.
Bu tür örneklerin binlercesini yazmak mümkün. Neden bu þekilde davranýyoruz? Mademki kendimizi diðer canlýlardan üstün olduðumuzu iddia ediyoruz. Düþünen tek canlý olduðumuzu savunuyoruz. Neden gereðini yerine getirmiyoruz. Neden!
Zihnimiz, bu soruyu cevaplamaya çalýþýrken dahi, gene dolambaçlý bir yol kullanmaya bayýlýr. En doðru yaklaþým, sanýrým ehlileþtirilmiþ zihnin henüz devrede olmadýðý küçük çocuklarý gözlemlemek. Çünkü, aile, okul, çevre faktörleri ile adeta ehlileþtirilen, doðru olduðu varsayýlan kurallarýn zihnimize kazýndýðý düþünce sisteminden uzaklaþmak, olaya daha açýk ve belki de daha gerçekçi bir yaklaþým sergileyebilir. Çocuklarýn mutluluðu ve iç huzuru yakalamýþ olmasý çevre faktörünü göz ardý etmiþ olmasýndan kaynaklanýyor olamaz mý? Kiþinin iç huzuru ve mutluluðu yakalamasý bu yaþamdaki ana hedefimiz ise, bizim de çocuklarýn kullandýðý yöntemi kullanmamýz gerekmez mi? Hemen düþünce bu yaklaþýma karþý çýkacaktýr yapýsý gereði. Eminim ki, siz de, þimdi hemen tepki veriyorsunuzdur. Zihnin baþ vurduðu en büyük tuzaklardan biri de budur sanýrým.
Kurallar silsilesi ile yüklenen zihnimiz hep ayný düþünce yollarýný kullanýr. Örneðin, “Allah yardým etsin”; “Allah korusun“ cümlesini ilk defa anne babamýzdan duymuþuzdur. Sonra akrabalarýmýz, eþimiz, dostumuz, komþularýmýzýn olaylar karþýsýnda hep ayný þekilde davrandýðýný; yani iþi Allah’a havale ettiðini görmüþ, duymuþuzdur. O halde en doðru davranýþ þeklinin, bu olmasý gerektiði gibi bir yargý zihnimize adeta kazýnmýþtýr. Artýk bu kural bizim can simidimizdir. Her pozisyonda bizi hem kendimize, hem de baþkalarýna karþý baþ kurtarýcýmýz haline gelir.
Çevre ne der! Tabiri caiz ise ne pahasýna olursa olsun kuyruðu dik tutmak gerektiði, adeta olmazsa olmazlarýmýzdandýr. Þöyle bir bakýn gündelik yaþam sahnemize. Etrafa farklý görünmek uðruna nelere katlanýyoruz. Adeta çift kiþilik taþýyoruz. Ýçimiz, kalbimiz baþka; davranýþlarýmýz ve sözlerimiz tam tersi yönde. Ýçimizdeki þarkýnýn melodisi ile dýþarýya yansýttýðýmýz melodi çok farklý. Bunun sonucunda çatýþma, iç huzura eriþememe, melodi karmaþýklýðý yani gürültü. Kitaplara geçen en çarpýcý örnekler idam mahkumlarý ile ilgilidir. Ýdam mahkumunun baþlýca düþüncesi, idama giderken dahi “çevreye vereceði imaj/görüntü“dür. Halbuki içinde fýrtýnalar kopmakta, korkmakta, üzülmekte, acabalar içinde bocalamaktadýr. Ama olsun ne beis var, önemli olan çevre ve imaj. Zihnin yarattýðý bu traji-komik olay, sanýrým zihnimizin düþünce tarzýný çok çarpýcý bir biçimde yansýtmaktadýr.
Sonuç olarak çevrenin, toplum kurallarýnýn göründüðü kadar masum olmadýðý, insan zihninin kendi kendini haklý çýkarmak uðruna yarattýðý, kurallar silsilesinden baþka bir özellik taþýmadýðýdýr. Bu nedenle çevre faktörünün, örf, adetlerin yaþamýmýza yüzeysel, geçici bir mutluluk saðladýðýný söyleyebiliriz. Eðer gerçek, sürekli, doyurucu bir iç huzuru, mutluluk arýyorsak toplum kurallarýný mümkün mertebe ikinci plana atýp içimizden geldiði gibi davranmalýyýz. Tabi bu demek deðildir ki, çevremizdeki insanlarý rahatsýz edelim, zarar verelim. Kimseyi incitmeden, içimizden, kalbimizden geçeni uygulamayý kastediyorum. Yani yapmacýk, sahte davranýþlardan kaçýnalým. Kýsaca maske takmayalým. Çevre ne der baskýsýndan kurtulalým.
Ýnsaný en çok rahatlatan olgu þudur “elinden gelenin en iyisini yaptýðýna inanmasý”. Herhangi bir olay karþýsýnda, sonu ölümle bitse dahi, eðer elimizden gelenin en iyisini yaptýðýmýza inanýyorsak, içimiz rahattýr. Bizi en çok rahatsýz eden, kendi kendimizi yargýlamamýz ve dahi suçlamamýzdýr. Ýçimizden nasýl geliyorsa o þekilde davranmak, çevre ne der kokusundan kurtulmak, elinden gelenin en iyisini yaptýðýna inanmak bize daha fazla iç huzuru verebilir sanýrým.
Tercih sizin ya çevreye uyarak sanal, yüzeysel, geçici bir rahatlýk duygusu; ya da içinizden geldiði gibi davranarak, elinizden gelenin en iyisini yaptýðýnýza inanarak daha doyurucu, daha uzun süreli bir iç huzuru.
Sedat YALÇIN
syalcin50@yahoo.com
"Sedat YALÇIN" bütün yazýlarý için týklayýn...
