Iþýk Teoman
1873’DE, TAKSÝYARHÝS KÝLÝSESÝ; GÜNÜMÜZDE, RAHMÝ M. KOÇ MÜZESÝ
Çam aðaçlarýnýn boyunlarýný denize uzattýðý, yeþil ile mavinin kucaklaþtýðý, Kuzey Ege’nin incisi ve gülen yüzü diye bilinir Ayvalýk. 22 adasý, tabiat parký, uzun kumsallarý, mezeleri, papalinasý, zeytini, zeytinyaðý, doðal sabunu, tarih kokan sokaklarý, kedileri, sardunyalarý, kýrmýzý mercanlarýyla, kültür ve sanat çeþitliliðiyle ilgi odaðý olan bu kentin sokaklarýný dolaþýrken adeta kaybolmak geliyor insanýn içinden. Kaybolmaktan da öte, asýrlar öncesi, geliþigüzel döþenmiþ taþlardan sekerek girdiðiniz sokaklarda yeni mekanlarla karþýlaþmak, sürprizler yaþamak istiyor insan.
Ayvalýk Belediyesi’nde iþe ve Ayvalýk’ta yaþamaya baþlayalý bir yýlý çoktan geçti bile! Geldiðim günden beri hep aklýmda. Rahmi M. Koç’un Cunda Taksiyarhis Kilisesi’ni restore edip, müze olarak kazandýrdýðý muhteþem binayý ziyaret etmek istiyordum. Yaklaþýk 13 yýl önce Ayþe ile geldiðimde kapýsý bacasý olmayan sahipsiz bir kilise olarak ayakta durmaya çalýþýyordu Taksiyarhis Kilisesi. Restore edildiðini duyduðumda çok mutlu olmuþtum.
Sergilenen materyalleri, kilisenin mistik havasýnda görmeyi çok istiyor, fýrsat bulamýyordum. Önce Covid-19 pandemisi, ardýndan yaz sýcaklarý araya girince ertelediðim müze gezisini nihayet yapabildim. Saatlerce dolaþtým zemin katta, bir üst katýnda, muhteþem deniz objeleri, çocuk oyuncaklarý, sualtý malzemeleri, yýllar öncesinin taþýma araçlarý, faytonlar, motosikletler, dalgýç elbiseleri, daktilolar. Yazmaya baþlasam, sayfalar dolusu materyal.

Öncelikle Cunda’daki müzeyi ziyaret etmek isteyenler için iki güzergah önermek istiyorum. Birincisi kent merkezinde sahilden kalkan dolmuþ motorlar ile Cunda’ya keyifli bir deniz yolculuðu yaparak ulaþmak, diðeri de ister kendi aracýnýzla, isterseniz minibüs dolmuþ ile gitmek. Özel aracým olmadýðý için kent merkezinden bindiðim dolmuþ ile Cunda’ya ulaþtým.
Merkezde yani son durakta indikten sonra, rengarenk boyalarla bezenmiþ duvarlarýn, yine rengarenk materyaller ile adeta gelin gibi süslenmiþ eski yapýlarýn arasýndan, daracýk sokaklardan, sokaklarýn ilginç isimlerini okuyarak, yorumlar yaparak on dakika içinde kendimi Taksiyarhis Kilisesi’nin önünde buldum. Tabii ki adý Rahmi M. Koç Müzesi þimdilerde.
Müzeyi ziyarete baþlamadan önce kapý giriþinde tarihçesini defalarca okudum. Cunda (Alibey) Adasý’nýn Rum Ortodoks cemaati tarafýndan eski temel taþlarý üzerine 1873 yýlýnda Metropol Kilisesi olarak inþa edilen bina, o günden bugüne, kim bilir ne badireler atlamýþ olmasýna karþýn dimdik ayakta kalabilmiþ.
O yýllarda adaya karayoluyla geçmek mümkün deðil, anakaraya geçiþler teknelerle yapýlýyor ve aðýrlýklý olarak Rum nüfus yaþýyor. O günün koþullarýnda yaklaþýk 10 bin civarýnda yerleþik Rum vatandaþ, bugün bizim yaptýðýmýz gibi o yýllarda da adanýn keyfini sürüyormuþ. Kilise, Taksiyarhis’e, yani Koruyucu Baþ Melekler Cebrail ve Mikhail’e atfedilmiþ.
Ýster karadan, ister denizden gelin, bence adanýn en görkemli en önemli anýt yapýsý olarak sanki salýnarak durup, el sallýyor gibi muhteþem bir görüntüyle karþýlýyor insaný. Tarihçesinde, döneminde yaygýn olan Neo Klasik mimari üslubunda olduðu yazýlý.
Cephesini süsleyen üçgen alýnlýk, o yýllarda ve halen Ayvalýk’taki binalarýn dýþ cephelerinin giydirilmesinde kullanýlan sarýmsak taþýndan yapýlmýþ. Arþitravý taþýyan Ýon baþlýklý iki sütun ve iki pilaster, kemerli pencereler Neo Klasik mimari üslubunu yansýtýyor, ilk bakýþta.

Giriþte, yorgunluk atmak için denizcilik objeleriyle dekore edilmiþ kafeteryada bir süre hem dinlendim hem de çayýmý yudumladým.
Bundan tam 138 yýl önce yapýlan binaya imrenerek baktým, restore edilmesine o kadar memnun oldum ki anlatamam. Yine de iki çan kulesinden sadece birinin ayakta kaldýðýný üzülerek öðrendim. Duvarlar yýðma tabir ettiðimiz teknik ile örülen binanýn duvar ve sövelerinde de sarýmsak taþý kullanýlmýþ.
1976 yýlýnda Ayvalýk ve çevresinin doðal ve tarihi SÝT alaný ilan edilmesiyle birlikte, hem Taksiyarhis Kilisesi, hem Rum mimarisi tarzýndaki evler, taþlarla kaplý daracýk sokaklar, milyonlarca zeytin aðacý bugüne kadar ayakta kalabilmiþ. Bundan 44 yýl önce bu kararý alarak, Ayvalýk ve Cunda’yý bugün dünya markasý yapan, UNESCO geçici miras listesine alýnmasýnda önayak olan kim varsa saygý, sevgi ve minnetle anýyorum.
Ancak SÝT ilan etmekle, eski yapýlar, kiliseler, sokaklar, zeytinlikler korunmuyor ki, bakýmlarýný yapmazsan, onarýmlarýný düzenli gerçekleþtirmezsen, hem insanlarýn verdiði zarar hem de doðal afetlerin yarattýðý yýpranma, özellikle binalarýn harap olmasýna neden oluyor. Taksiyarhis Kilisesi de nasibini almýþ bu yýpranmadan.

Cumhuriyetin ilaný ve ardýndan karþýlýklý insan göçü nedeniyle adada Rum vatandaþ kalmayýnca, kim gelip ibadet yapacak ki? Kaderine terk edilmiþ kilise. Ayvalýk ve Cunda’da bu durumda çok sayýda kilise ya camiye dönüþtürülmüþ, ya tamamen yok olmuþ, ya dört duvarý kalmýþ, ya da çatýsý çökmüþ restore edilmeyi bekliyor; Aya Triada Kilisesi’nde olduðu gibi…
Bina yýllar içinde þiddetli depremlere maruz kalmýþ. Tonoz ve kubbelerinde derin çatlaklar oluþmuþ. Taþýyýcý taþ ve diðer tüm baðlayýcý malzemeler yýpranmýþ. 2003 yýlýnda oluþan fýrtýna nedeniyle tehlikeli hale geldiði için tamamen ziyarete kapatýlmýþ. Sonraki yýllarda ise çevre ve iklim þartlarýnýn yaný sýra, hazine aramak amacýyla yapýlan kaçak kazýlardan dolayý büyük oranda tahrip olmuþ. Çatý kulelerinde bulunan çan kulelerinden birisi tamamen yýkýlmýþ, diðerinde derin çatlaklar oluþmuþ.
Neyse ki, Rahmi M. Koç, bugünün müzesi konumuna getirdiði kilise için çok önemli bir giriþimde bulunmuþ. Restorasyonunu üstleneceðini ve binanýn müzeye dönüþtürülmesi için elinden gelen her türlü katkýyý sunacaðýný belirtmiþ. Vakýflar Meclisi 2 Mayýs 2011 tarihli kararýyla; hem restorasyon hem de müzenin yapýlmasýnýn önünü açmýþ. Kilise binasýnýn müze haline getirilmek üzere Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfý’na tahsisini uygun bulmuþ, iyi de etmiþ.
Kollar sývanmýþ, harap hale gelen anýtsal yapý, uzman restoratörler ve sanatçýlarýn ince iþçiliði ve çaðdaþ mühendislik teknikleriyle yeniden tüm görkemi ve güzelliðiyle hayata döndürülüp, 31 Mayýs 2014 yýlýnda ziyarete açýlmýþ. 22 ay süren baþarýlý restorasyon süreci sonrasýnda bina ilk günkü görkemine kavuþmuþ. Biz de bugün aðzýmýzýn suyu akarak bu müzeyi geziyoruz, keyif alýyoruz, yýllar öncesinden günümüze kadar korunabilmiþ objeleri görmenin tadýný çýkarýyoruz.

Öðle tatili verilmiyor
Koleksiyon, Rahmi M. Koç Müzesi Ýstanbul ve Ankara müzelerinin bir benzeri gibi oluþturulmuþ. Sergilemede teneke oyuncaklardan buharlý modellere, bebek arabalarýndan zaman ölçüm aletlerine, faytonlara, motosikletlere, model gemilere, dalgýç kýyafetlerine, laboratuvar malzemelerine kadar muhteþem bir sunum yapýlmýþ. Sabah 10.00-17.00 saatleri arasýnda, öðle tatili arasý verilmeden gezilebiliyor.


























Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
Çam aðaçlarýnýn boyunlarýný denize uzattýðý, yeþil ile mavinin kucaklaþtýðý, Kuzey Ege’nin incisi ve gülen yüzü diye bilinir Ayvalýk. 22 adasý, tabiat parký, uzun kumsallarý, mezeleri, papalinasý, zeytini, zeytinyaðý, doðal sabunu, tarih kokan sokaklarý, kedileri, sardunyalarý, kýrmýzý mercanlarýyla, kültür ve sanat çeþitliliðiyle ilgi odaðý olan bu kentin sokaklarýný dolaþýrken adeta kaybolmak geliyor insanýn içinden. Kaybolmaktan da öte, asýrlar öncesi, geliþigüzel döþenmiþ taþlardan sekerek girdiðiniz sokaklarda yeni mekanlarla karþýlaþmak, sürprizler yaþamak istiyor insan.
Ayvalýk Belediyesi’nde iþe ve Ayvalýk’ta yaþamaya baþlayalý bir yýlý çoktan geçti bile! Geldiðim günden beri hep aklýmda. Rahmi M. Koç’un Cunda Taksiyarhis Kilisesi’ni restore edip, müze olarak kazandýrdýðý muhteþem binayý ziyaret etmek istiyordum. Yaklaþýk 13 yýl önce Ayþe ile geldiðimde kapýsý bacasý olmayan sahipsiz bir kilise olarak ayakta durmaya çalýþýyordu Taksiyarhis Kilisesi. Restore edildiðini duyduðumda çok mutlu olmuþtum.
Sergilenen materyalleri, kilisenin mistik havasýnda görmeyi çok istiyor, fýrsat bulamýyordum. Önce Covid-19 pandemisi, ardýndan yaz sýcaklarý araya girince ertelediðim müze gezisini nihayet yapabildim. Saatlerce dolaþtým zemin katta, bir üst katýnda, muhteþem deniz objeleri, çocuk oyuncaklarý, sualtý malzemeleri, yýllar öncesinin taþýma araçlarý, faytonlar, motosikletler, dalgýç elbiseleri, daktilolar. Yazmaya baþlasam, sayfalar dolusu materyal.

Öncelikle Cunda’daki müzeyi ziyaret etmek isteyenler için iki güzergah önermek istiyorum. Birincisi kent merkezinde sahilden kalkan dolmuþ motorlar ile Cunda’ya keyifli bir deniz yolculuðu yaparak ulaþmak, diðeri de ister kendi aracýnýzla, isterseniz minibüs dolmuþ ile gitmek. Özel aracým olmadýðý için kent merkezinden bindiðim dolmuþ ile Cunda’ya ulaþtým.
Merkezde yani son durakta indikten sonra, rengarenk boyalarla bezenmiþ duvarlarýn, yine rengarenk materyaller ile adeta gelin gibi süslenmiþ eski yapýlarýn arasýndan, daracýk sokaklardan, sokaklarýn ilginç isimlerini okuyarak, yorumlar yaparak on dakika içinde kendimi Taksiyarhis Kilisesi’nin önünde buldum. Tabii ki adý Rahmi M. Koç Müzesi þimdilerde.
Müzeyi ziyarete baþlamadan önce kapý giriþinde tarihçesini defalarca okudum. Cunda (Alibey) Adasý’nýn Rum Ortodoks cemaati tarafýndan eski temel taþlarý üzerine 1873 yýlýnda Metropol Kilisesi olarak inþa edilen bina, o günden bugüne, kim bilir ne badireler atlamýþ olmasýna karþýn dimdik ayakta kalabilmiþ.
O yýllarda adaya karayoluyla geçmek mümkün deðil, anakaraya geçiþler teknelerle yapýlýyor ve aðýrlýklý olarak Rum nüfus yaþýyor. O günün koþullarýnda yaklaþýk 10 bin civarýnda yerleþik Rum vatandaþ, bugün bizim yaptýðýmýz gibi o yýllarda da adanýn keyfini sürüyormuþ. Kilise, Taksiyarhis’e, yani Koruyucu Baþ Melekler Cebrail ve Mikhail’e atfedilmiþ.
Ýster karadan, ister denizden gelin, bence adanýn en görkemli en önemli anýt yapýsý olarak sanki salýnarak durup, el sallýyor gibi muhteþem bir görüntüyle karþýlýyor insaný. Tarihçesinde, döneminde yaygýn olan Neo Klasik mimari üslubunda olduðu yazýlý.
Cephesini süsleyen üçgen alýnlýk, o yýllarda ve halen Ayvalýk’taki binalarýn dýþ cephelerinin giydirilmesinde kullanýlan sarýmsak taþýndan yapýlmýþ. Arþitravý taþýyan Ýon baþlýklý iki sütun ve iki pilaster, kemerli pencereler Neo Klasik mimari üslubunu yansýtýyor, ilk bakýþta.

Giriþte, yorgunluk atmak için denizcilik objeleriyle dekore edilmiþ kafeteryada bir süre hem dinlendim hem de çayýmý yudumladým.
Bundan tam 138 yýl önce yapýlan binaya imrenerek baktým, restore edilmesine o kadar memnun oldum ki anlatamam. Yine de iki çan kulesinden sadece birinin ayakta kaldýðýný üzülerek öðrendim. Duvarlar yýðma tabir ettiðimiz teknik ile örülen binanýn duvar ve sövelerinde de sarýmsak taþý kullanýlmýþ.
1976 yýlýnda Ayvalýk ve çevresinin doðal ve tarihi SÝT alaný ilan edilmesiyle birlikte, hem Taksiyarhis Kilisesi, hem Rum mimarisi tarzýndaki evler, taþlarla kaplý daracýk sokaklar, milyonlarca zeytin aðacý bugüne kadar ayakta kalabilmiþ. Bundan 44 yýl önce bu kararý alarak, Ayvalýk ve Cunda’yý bugün dünya markasý yapan, UNESCO geçici miras listesine alýnmasýnda önayak olan kim varsa saygý, sevgi ve minnetle anýyorum.
Ancak SÝT ilan etmekle, eski yapýlar, kiliseler, sokaklar, zeytinlikler korunmuyor ki, bakýmlarýný yapmazsan, onarýmlarýný düzenli gerçekleþtirmezsen, hem insanlarýn verdiði zarar hem de doðal afetlerin yarattýðý yýpranma, özellikle binalarýn harap olmasýna neden oluyor. Taksiyarhis Kilisesi de nasibini almýþ bu yýpranmadan.

Cumhuriyetin ilaný ve ardýndan karþýlýklý insan göçü nedeniyle adada Rum vatandaþ kalmayýnca, kim gelip ibadet yapacak ki? Kaderine terk edilmiþ kilise. Ayvalýk ve Cunda’da bu durumda çok sayýda kilise ya camiye dönüþtürülmüþ, ya tamamen yok olmuþ, ya dört duvarý kalmýþ, ya da çatýsý çökmüþ restore edilmeyi bekliyor; Aya Triada Kilisesi’nde olduðu gibi…
Bina yýllar içinde þiddetli depremlere maruz kalmýþ. Tonoz ve kubbelerinde derin çatlaklar oluþmuþ. Taþýyýcý taþ ve diðer tüm baðlayýcý malzemeler yýpranmýþ. 2003 yýlýnda oluþan fýrtýna nedeniyle tehlikeli hale geldiði için tamamen ziyarete kapatýlmýþ. Sonraki yýllarda ise çevre ve iklim þartlarýnýn yaný sýra, hazine aramak amacýyla yapýlan kaçak kazýlardan dolayý büyük oranda tahrip olmuþ. Çatý kulelerinde bulunan çan kulelerinden birisi tamamen yýkýlmýþ, diðerinde derin çatlaklar oluþmuþ.
Neyse ki, Rahmi M. Koç, bugünün müzesi konumuna getirdiði kilise için çok önemli bir giriþimde bulunmuþ. Restorasyonunu üstleneceðini ve binanýn müzeye dönüþtürülmesi için elinden gelen her türlü katkýyý sunacaðýný belirtmiþ. Vakýflar Meclisi 2 Mayýs 2011 tarihli kararýyla; hem restorasyon hem de müzenin yapýlmasýnýn önünü açmýþ. Kilise binasýnýn müze haline getirilmek üzere Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfý’na tahsisini uygun bulmuþ, iyi de etmiþ.
Kollar sývanmýþ, harap hale gelen anýtsal yapý, uzman restoratörler ve sanatçýlarýn ince iþçiliði ve çaðdaþ mühendislik teknikleriyle yeniden tüm görkemi ve güzelliðiyle hayata döndürülüp, 31 Mayýs 2014 yýlýnda ziyarete açýlmýþ. 22 ay süren baþarýlý restorasyon süreci sonrasýnda bina ilk günkü görkemine kavuþmuþ. Biz de bugün aðzýmýzýn suyu akarak bu müzeyi geziyoruz, keyif alýyoruz, yýllar öncesinden günümüze kadar korunabilmiþ objeleri görmenin tadýný çýkarýyoruz.

Öðle tatili verilmiyor
Koleksiyon, Rahmi M. Koç Müzesi Ýstanbul ve Ankara müzelerinin bir benzeri gibi oluþturulmuþ. Sergilemede teneke oyuncaklardan buharlý modellere, bebek arabalarýndan zaman ölçüm aletlerine, faytonlara, motosikletlere, model gemilere, dalgýç kýyafetlerine, laboratuvar malzemelerine kadar muhteþem bir sunum yapýlmýþ. Sabah 10.00-17.00 saatleri arasýnda, öðle tatili arasý verilmeden gezilebiliyor.


























Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
"Iþýk Teoman" bütün yazýlarý için týklayýn...
