Iþýk Teoman
KÜÇÜKKÖYLÜ AROLES
Ayvalýk’ta Küçükköy tam bir sanatçý fabrikasý, çok sayýda sanatçý köyü mesken tutmuþ. Yazar, heykeltýraþ, ressam, koleksiyoner ve akla gelebilecek tüm sanat dallarýyla ilgili bir sanatçýyla karþýlaþmak mümkün. Her biri de mütevazý, atölyelerinde gelen giden ziyaretçileri kabul ediyor, sohbet ediyor, eserlerinden satýn alýnsýn veya alýnmasýn, gönülden ilgileniyorlar. Çünkü sanatçýlar Küçükköy’ü öylesine benimsemiþ, öylesine sahiplenmiþler ki, sanki yýllar önce köyde doðup büyümüþler de korumak, geliþtirmek, turizme katký saðlamak için çýrpýnýyorlar, sanýyor insan.
Bir dönem gençler köyü terk etmiþ
Ben yaklaþýk bir yýldýr Ayvalýk’ta yaþýyorum, Sarýmsaklý’da oturuyorum ve Küçükköy’e sayýsýz kez uðradým. Zar taþlarla kaplanmýþ, Rumlardan kalma yapýlarýn süslediði sokaklarýnda dolaþtým. Mis gibi Boþnak böreðinin tadýna baktým. Ayný sokaktan defalarca geçtiðim olmuþtur. Bir keresinde heveslendim, ben de bu köyden minik de olsa bir yer alabilir miyim? diye, düþündüm, araþtýrdým, ekonomik olarak yanýna bile yaklaþmak mümkün olmadý. Son on yýlda rakamlar öylesine uçmuþ gitmiþ ki. Tabii haklý insanlar, bir dönem gelmiþ, ardý arkasý kesilmeyen bir göç yaþanmýþ. Köyün neredeyse tüm gençleri çekip gitmiþ topraklarýndan, iþ, güç peþinde koþmuþlar. Ne zaman ki, köye sanatçýlar gelmeye atölyeler açmaya baþlamýþ; Küçükköy ilgi odaðý olmuþ, butik oteller ardý ardýna açýlýnca da, fiyatlar almýþ baþýný gitmiþ. Onun öncesinde, yani köyde göçün hýzlandýðý yýllarda, arsalar ve evler çok ucuz fiyatlarla alýcý bulmuþ.

Minik ama büyüleyici bir ortam
Abdullah Ýnaler de beþ yýl önce Bandýrma’dan köye gelip, mekan açmaya, yerleþmeye karar verenlerden. Ancak o ekonomik olarak yerleþmesi mümkün olmayýnca, küçük de olsa bir odalý bir mekan bulup satýn almýþ ve günü birlik de olsa Küçükköy’e yerleþmiþ. Sabahlarý kapýsýný açtýðý mekanýnda akþama kadar, müzikle uðraþýyor, müzik dinliyor, besteler yapýyor, üretiyor, kitap yazýyor, fotoðraflar çekiyor. Hani derler ya! On parmaðýnda on marifet.
Askerlikten yazarlýða uzanan serüven
19 yaþýnda, hidrolik teknisyeni olarak Hava Kuvvetleri’ne adým atan, bu süreçte akþam evine gittiðinde eline gitarýný alan, besteler yapan, askeriyede kurduðu orkestra ile akþamlarý meslektaþlarýný aile ortamýnda eðlendiren Abdullah Ýnaler’in Bandýrma’dan Küçükköy’e uzanan serüvenini kendi aðzýndan dinlemek pek keyifliydi. Elli metre karelik bir odaya adým atmadan önce kapýsýndaki Aroles müzik levhasý hemen dikkat çekiyor. Demir zincirler rengarenk boyanmýþ, mekanýn içinde duvarlar, boydan boya, fotoðraflar ve resimler ile kaplý. Çok sayýda yazarýn, çeþitli konularda yazdýðý kitaplarý, eski radyolar, eski fotoðraf makineleri, eski kartpostallar, yýllar öncesinin uzunçalarlarý, duvarda gitarý, kapýnýn giriþinde klavyesi. Minik ama sevimli, küçük ama büyüleyici bir ortam onun ki.

Yedi kitap, her biri ayrý bir yaþam öyküsü
Elli yýldýr gitar çalýyor, ardýndan klavyeyi de katmýþ müzik yaþamýna. Bununla da yetinmemiþ yedi kitap yazmýþ. Her biri ayrý bir yaþam öyküsü. Yolcu, Sýrtýmdaki Postal, Taþýn Altýndaki El, Sen De Þarký Söyle, Tahta Pencereler ve Yaþamdan Kesitler kitaplarýnýn isimleri. Bir süre önce uðradýðýmda “Taþ Evler” isimli kitabýný almýþtým. Küçükköy’ü anlatarak baþlayan kitabi okurken, Küçükköy’ü o kadar iyi bilmeme karþýn, her sayfayý çevirdiðimde baþka bir sokaða, baþka bir sanatçýnýn evine, eski bir Rumevi’ne konuk oldum. Bir çýrpýda Küçükköy’ü tanýtýyor Taþ Evler isimli kitap. Tanýmak bir yana, köyün tarihi, bugünlere kadar geçen süreç ve yaþananlar, yaþanmýþ olaylar tarihsel bir süreç ile kaleme alýnmýþ.
130 beste, 90 klip
Dile kolay 130’u aþkýn beste yapmýþ bugüne kadar, 50’si MESAM’a kayýtlý. Bestelediði þarký sözlerinin tümü Abdullah Ýnaler’e ait. Bu kadar büyük bir bestekar ile sohbet ederken, mütevazýlýðý karþýsýnda rahatsýz oluyor insan. Bir böbürlenme bekliyor ki görmek mümkün deðil. Þarkýlarýnda yaþamýný sürdürmeye baþladýðý Ayvalýk’ýn bilinen tanýnan ve ünlenen mekanlarý var. Bir þarkýsýnda Ayvalýk, birinde Cunda, diðerinde Þeytan’ýn Kahvesi, bir diðerinde Macaron Sokaðý. Ve mekanda sürekli çaldýðý Küçükköy’ü anlatan þarkýsý. Aþk ve sevda üzerine þarkýlar da yazýyor. 90’a yakýn çektiði klipleri Youtube’da dönüyor, çok sayýda beðeni alýyor.
Müzik yapýp þarký söylüyoruz
Gün boyunca ne yaptýðýný sorduðumda, “Mekanýma gelen kiþiler, ilginç hayallerinin yeri olduðunu söylüyor. Sohbet ediyoruz, özellikle gençlerin ilgisini çekiyor, Eski plaklar, kitaplar üzerine konuþuyoruz. Birlikte müzik yapýyoruz, þarký söylüyoruz. Onlarý müziðe, okumaya ve yazmaya teþvik ediyorum. Koleksiyon yapmalarýný öneriyorum,” diye anlatýyor.
Küçükköy ile tanýþma
Küçükköy’ü tanýmasý, sokaklarýnda küçük de olsa bir yer alýrým umuduyla, adým adým dolaþtýðý günleri, bir de sanatçýnýn, aðzýndan dinleyelim, ilk Küçükköy ile tanýþma macerasýný. Abdullah Ýnaler anlatýyor, “Sahildeki bir akþam curcunasýndan kendimi hayallerimin çizdiði rotada yol almak için, baþýmý yaslayýp, gözlerimi kapattýðým an telefonumdan çantamýn en dip köþesinden gelen ölgün ses, güçlükle kulaklarýma ulaþtý. Her þey bu cep telefonumun çalmasýyla baþladý. Arayan Ýstanbul’dan kýzýmdý. Hal hatýr sormalar bittikten sonra, ‘Baba Ayvalýk’ta Küçükköy diye bir köy varmýþ. Eski bir Rum köyüymüþ, içinde tarihi taþ evler varmýþ. Þimdi Boþnaklar oturuyormuþ. Bizim arkadaþlar oradan çok eski bir taþ ev almýþ. Arkadaþýmýn eþi, o da Boþnak. Þimdi orada evler çok deðerlenmiþ. Gidip bir bakýn bakalým, biz de alalým’ Önce kýzýmýn hayallerine girdi, Küçükköy.”

Yýllarca Küçükköy’e girmediði için hayýflanýyor
2015 yýlýndan beri Ayvalýklý olduðunu ve Altýnova’daki yazlýðýna kýþ bitince Bandýrma’dan göçüp geldiðini hatýrlatan sanatçý. Artýk Bandýrma’daki evini de kiraya vermiþ tamamýyla Ayvalýk’a yerleþmiþ. Yýllarca Sarýmsaklý Ayvalýk arasýnda gidip geldiðini ancak Küçükköy’e girmediðini hüzünlenerek anlatan Abdullah Ýnaler, “Belki köye girdik, kenarýndan geçtik, ama hiçbir þey fark edemedik. Ayvalýk’ýn güneyine sýrtýný dayamýþ bu tarih kokan gizem dolu köyü göremedik. Küçükköy Sarýmsaklý yolundaki çeþmeden defalarca su doldurduk. Köy meydanýndan da geçtik belki ama ne yazýk ki hafýzada köyle ilgili hiçbir þey yok,” diye hayýflanýyor.
Köyde fiyatlar uçmuþ gitmiþ
2015 yýlýnda Kasým ayýnýn baþýnda deniz sezonunun sonuna gelindiðini ve Bandýrma’ya döneceði için zeytinleri biraz erken topladýklarýný anlatan sanatçý, þöyle devam ediyor:
“Oturduk hepsini tuzlayýp, bidonlara doldurduk, kimisi kýrma oldu, kimisi sele. Narlar toplandý, iðdeler kurumaya alýndý. Ayvalar reçel oldu. Kýsacasý kýþa hazýrýz. Kýz ‘Küçükköy’ dedi ya, takýldý kafaya. Bir gün komþularla atladýk arabaya doðru Küçükköy’e. Ayvalýk çamlýk yolundan Küçükköy levhasýnýn gösterdiði ok iþaretini takip ederek saða döndük. Asfalt bir yol. Sað tarafýnda Küçükköy stadý, sað yamaç yerleþim alanýna açýlmýþ tek tük evler. Sol tarafta aðaçlarýn altýnda bir çeþme, daha önce burada su doldurduðum geldi aklýma, Çeþme Çamlýk sýrtlarýnda gelen doðal kaynak suyu, yine baþý kalabalýk, arabalar park etmiþ bidonlar sýrada. Bu çeþmenin çayý iyi oluyormuþ. Yine sol üst yamaçta, Çamlýk koyu ve Sarýmsaklý manzaralý yeni yapýlmýþ bir site. Onun alt tarafýnda köyün yeni ilkokulu. Köye yeni yapýlan Küçükköy Belediyesi’nin taþ binasýnýn önünden girdik. Sað tarafta kalan yol ise köyün doðu tarafýndaki aþaðý mahalleye gidiyor. Aracýmýzý uygun bir yere park ettikten sonra baþladýk köyün içine doðru yürümeye. Taþ sokaklarýn saðýnda solunda eski taþ evler dikkatimizi çekmeye baþlamýþtý. Arada sýrada yeni yapýlarda vardý ama genelde taþ evler yoðunluktaydý. Sol tarafta geniþ bir taþ avlunun içinde bahçe temizliði yapanlarý görünce ‘Kolay gelsin’ dedik. Ýnce zayýf uzun boylu, baþýndaki geniþ hasýr þapkanýn altýna gizlenmiþ mavi gözlerini gözlerime dikerek ‘Hoþ geldiniz’ dedi. Kucakladýðý sararmýþ ot yýðýnýný yere býraktýktan sonra yanýmýza geldi. Elli beþ yaþlarýnda ya vardý ya yoktu. Boþ bahçenin taþ duvarýna yaslanarak, bir müddet soluklandý. Bahçenin sað tarafýndaki taþ evi gösterdi. ‘Burasý satýlýk herhalde’ dedim. Baþýndaki hasýr þapkayý çýkarýp, alnýndaki teri eliyle sildikten sonra; ‘Evet dokuz yüz metre, bahçesiyle birlikte bu taþ eve sekiz yüz bin Türk lirasý istiyorlar,” demez mi! Fiyatlar uçmuþ gitmiþ.”

Evler boþ, fiyatlar hoþ
Ev almaya karar verdiðinde günlerce tabanlarý þiþene kadar dolaþan Abdullah Ýnaler, bol bol satýlýk ev levhalarýnýn taþ duvarlarý süslediðini, buna raðmen köyün taþ sokaklarýna büyülenip kaldýðýný anlatýyor. Çoðu evlerin boþ olduðunu, çok güzel tarihi evlerin bulunduðunu söyleyen sanatçý, “Köydeki evlerin çoðu iki katlýydý. Evlerin bahçeleri genellikle evlerin arkalarýndaydý. Dýþa karþý korunma amaçlý olarak bu þekilde inþa edilmiþti. Meydana geldiðimizde sað tarafta meydana tepeden bakan yüksek bir kahve, cami avlusunun içindeki tarihi bir çýnar ve onun altýnda kahvenin masa ve sandalyeleri vardý. Sol tarafta geniþ bir meydan, onun önünde tahta bir seyyar baraka ve içinde köfteci, onun bitiþiðinde de köyün ikinci kahvesi vardý. Sað tarafýndaki sarmaþýk tüm kahvenin sol tarafýndaki ara yolu kaplamýþ, güzel bir gölgelik alan yaratmýþtý. Onun solunda ise restore çalýþmalarý devam eden bir yer vardý. Ýçinde ustalar çalýþýyordu. Meydanýn sað tarafýndaki, geniþ bir avlunun içinde yer alan cami Rumlar döneminden kalma eski bir kiliseymiþ. 1886 yýlýnda cami yapýlmýþ. Ayný avlunun içinde iki katlý tarihi taþ bina ise eski bir okulmuþ. Bu taþ binanýn bir kýsmý köyü ve Boþnak kültürünü tanýtan kent müzesi olarak hizmet veriyor. Alt katý da düzenlenerek resim galerisi yapýlmýþ. Müzeden dýþarý çýkýp merdivenlerden aþaðý inerek, alt kattaki açýk kapýdan içeri girdik. Rutubet kokusunun taþ duvarlarýn içine sindiði bu galeride, loþ bir ýþýklandýrma taþ duvarlardaki eski siyah beyaz fotoðraflar köyün tarihini, mübadele yýllarýnda balkanlardan göçenlerin hikayesini anlatýyordu. 1900’lü yýllarda Küçükköy’ün bir Boþnak köyü oluþunun öyküsünü siyah beyaz fotoðraflarýn içine girerek bir bir onlarla beraber yaþadýk” diye anlatýyor.
Binayla tanýþma günleri
Þu anda bulunduðu mekaný nasýl satýn aldýðýnýn öyküsünü de aktaran Abdullah Ýnaler, tanýþtýðý Küçükköylü Ahmet’in yönlendirmesiyle, sarý badanalý, demir kapýsý ve demir penceresi olan binanýn üstünün beton ile kaplý olduðunu çatýsýnýn bile bulunmadýðýný ancak içini sýmsýcak bir ilginin kapladýðýný söylüyor. Köyün merkezine 50-60 metre uzaklýktaki binanýn fiyatýnýn da uygun olduðunu, eþinin de ýsrarýyla satýn almaya karar verdiðini anlatan Abdullah Ýnaler þöyle devam ediyor:
“Uzun caddenin ortasýndaydý. Saðýnda uzun bir taþ duvar, solunda ufak bir üstü açýk dükkan gibi yer vardý. Arkasý geniþ bir bahçeye bakýyordu. Tam karþýsýnda üç katlý bir yeni yapý, sol tarafta eski iki katlý bir taþ ev, sað tarafýnda ise tek katlý eski bir taþ ev vardý. Kasým Aða Sokaðý’ydý. Bir araba ancak geçerdi bu yoldan. Arelos Sanatevi’nin doðuþu böyle baþladý. Altýnova’daki evimizin çatý katýndaki tüm eski antika ve diðer müzik araç ve gereçlerini buraya taþýdým. Yavaþ yavaþ kendi el emeðimle bu küçük iþyerinin dekorasyonunu yapmaya baþladým. Denizden çýkardýðým çapa, komþunun verdiði panjurlar, eski kapýlar, Bandýrma’dan getirdiðim eski sandalyeler. Eski panjurlardan yapýlan masa, tabureler, çerçeveler hep buraya dekor oldu. Sanatevinin adý ne olacaktý ve burada ne iþ yapacaktým. Ýki torunum vardý Arýn ve Ela. Onlarýn adlarýnýn ilk iki harfi alarak ‘’Arel sanatevi’’ oldu. Ama bu isim fazla durmadý. Bir sene sonra bir torun daha geldi, Berlin’den adý Oscar Deniz. Onun isminin ilk iki harfi Os’u Arel ‘e ilave edince oldu mu sana sanat evimin adý ‘’Arelos Sanatevi’’ Bu arada mevcut bütün kitaplarýmý ve plaklarýmý buraya taþýdým. Bu aralar kitap yazma çalýþmalarým devam ediyordu. Ýnternet ortamýndaki bloglarýmdaki bütün yazýlarýmý, þiirlerimi kitaplaþtýracaktým. Ýlk denemelerimi aldýðým bir fotokopi makinasýyla evde gerçekleþtirdim. Daha sonra Bandýrma’daki Mustafa ve Emrah adlý iki öðretmenin iþlettiði kitap ve baský evinde daha geliþtirerek kitaplaþtýrdým. Kitaplarýn tüm dosya ve kapaklarýný, editörlüðünü de ben yapýyorum. Ýlk kitabým Yolcu’nun edebiyat dünyasýna giriþi böyle oldu. Sanatevimin amacý, çizgisi yavaþ yavaþ yerine oturuyordu. Burada kendi kitaplarýmý tanýtýp, imzalayarak, müziðimi de canlý dinletip, tanýtýp, cd’lerimle geniþ bir kitleye satarak ulaþtýrmaya baþladým. Ayrýca eski plak, kitap ve kendi çektiðim ilginç resimlerin tanýtýmýný yapýyorum. Artýk sanatevime gelenlere kitaplarýmý imzalayýp veriyorum. Müziðimi ise önce cd’den dinliyorlar, sonra gitarla canlý dinliyorlar beðeniyorlarsa alýyorlar.Yýllardýr kýyý köþemde bugüne ulaþan bu deðerleri, benden sonra bunlara þimdiden deðer veren genç müzikseverlere aktarmanýn daha doðru olduðunu düþünerek uygun bir bedel karþýlýðýnda onlara devrettim. Hiç olmazsa benden sonra bunlar ne olacak kaygýsý içimden silinmiþti. Küçükköy’ün taþ sokaklarý arasýndaki bu küçük dünyam, bu ufak sanatevim, yarattýðým cennetim gelen birçok misafirimin hayaliydi. Onlara söylediðim tek þey ‘Cenneti arama yarat’ sözüydü. Bana bu cenneti yaratmamda önümü açan, kendi cennetinde çiçek bahçesinde torunlarýyla topraðý eþeleyip, onlarla sarmal dolaþ yeni fidanlar, çiçekler eken eþime sonsuz teþekkürler. Küçükköy’ümüz bir sanat ve bilim köyü olma yolunda yavaþ ve emin adýmlarla ilerlemektedir. Dünya kültür deðerleri mirasý koruma kapsamýna alýnan Küçükköy’ün en büyük eksiði þu anda köy sakinleriyle sanatçýlarýn birlikte ele ele vererek oluþturduðu bir derneðin olmamasýdýr. Þu anda olan derneðin de bu ihtiyaca cevap verememesidir. Küçükköy’de bir yerim olduktan sonra, müzik yaþamýmda da bir deðiþim oldu. Köy için þarký yazma ihamý, taþ sokaklarda gezerken içime iþlemeye baþladý. Bir þarkým vardý, yani bestem sözleri olumsuzluk yüklüydü. Adýysa ‘’El Sallýyor Dünya’’ yani artýk güle güle misali. Bu müziðe yeni sözler yazdým. Ritim valsti. ‘Bu köye ait olsun’ dedim ve oturup yorumlayarak amatör bir klip yaptým.”












Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
Ayvalýk’ta Küçükköy tam bir sanatçý fabrikasý, çok sayýda sanatçý köyü mesken tutmuþ. Yazar, heykeltýraþ, ressam, koleksiyoner ve akla gelebilecek tüm sanat dallarýyla ilgili bir sanatçýyla karþýlaþmak mümkün. Her biri de mütevazý, atölyelerinde gelen giden ziyaretçileri kabul ediyor, sohbet ediyor, eserlerinden satýn alýnsýn veya alýnmasýn, gönülden ilgileniyorlar. Çünkü sanatçýlar Küçükköy’ü öylesine benimsemiþ, öylesine sahiplenmiþler ki, sanki yýllar önce köyde doðup büyümüþler de korumak, geliþtirmek, turizme katký saðlamak için çýrpýnýyorlar, sanýyor insan.
Bir dönem gençler köyü terk etmiþ
Ben yaklaþýk bir yýldýr Ayvalýk’ta yaþýyorum, Sarýmsaklý’da oturuyorum ve Küçükköy’e sayýsýz kez uðradým. Zar taþlarla kaplanmýþ, Rumlardan kalma yapýlarýn süslediði sokaklarýnda dolaþtým. Mis gibi Boþnak böreðinin tadýna baktým. Ayný sokaktan defalarca geçtiðim olmuþtur. Bir keresinde heveslendim, ben de bu köyden minik de olsa bir yer alabilir miyim? diye, düþündüm, araþtýrdým, ekonomik olarak yanýna bile yaklaþmak mümkün olmadý. Son on yýlda rakamlar öylesine uçmuþ gitmiþ ki. Tabii haklý insanlar, bir dönem gelmiþ, ardý arkasý kesilmeyen bir göç yaþanmýþ. Köyün neredeyse tüm gençleri çekip gitmiþ topraklarýndan, iþ, güç peþinde koþmuþlar. Ne zaman ki, köye sanatçýlar gelmeye atölyeler açmaya baþlamýþ; Küçükköy ilgi odaðý olmuþ, butik oteller ardý ardýna açýlýnca da, fiyatlar almýþ baþýný gitmiþ. Onun öncesinde, yani köyde göçün hýzlandýðý yýllarda, arsalar ve evler çok ucuz fiyatlarla alýcý bulmuþ.

Minik ama büyüleyici bir ortam
Abdullah Ýnaler de beþ yýl önce Bandýrma’dan köye gelip, mekan açmaya, yerleþmeye karar verenlerden. Ancak o ekonomik olarak yerleþmesi mümkün olmayýnca, küçük de olsa bir odalý bir mekan bulup satýn almýþ ve günü birlik de olsa Küçükköy’e yerleþmiþ. Sabahlarý kapýsýný açtýðý mekanýnda akþama kadar, müzikle uðraþýyor, müzik dinliyor, besteler yapýyor, üretiyor, kitap yazýyor, fotoðraflar çekiyor. Hani derler ya! On parmaðýnda on marifet.
Askerlikten yazarlýða uzanan serüven
19 yaþýnda, hidrolik teknisyeni olarak Hava Kuvvetleri’ne adým atan, bu süreçte akþam evine gittiðinde eline gitarýný alan, besteler yapan, askeriyede kurduðu orkestra ile akþamlarý meslektaþlarýný aile ortamýnda eðlendiren Abdullah Ýnaler’in Bandýrma’dan Küçükköy’e uzanan serüvenini kendi aðzýndan dinlemek pek keyifliydi. Elli metre karelik bir odaya adým atmadan önce kapýsýndaki Aroles müzik levhasý hemen dikkat çekiyor. Demir zincirler rengarenk boyanmýþ, mekanýn içinde duvarlar, boydan boya, fotoðraflar ve resimler ile kaplý. Çok sayýda yazarýn, çeþitli konularda yazdýðý kitaplarý, eski radyolar, eski fotoðraf makineleri, eski kartpostallar, yýllar öncesinin uzunçalarlarý, duvarda gitarý, kapýnýn giriþinde klavyesi. Minik ama sevimli, küçük ama büyüleyici bir ortam onun ki.

Yedi kitap, her biri ayrý bir yaþam öyküsü
Elli yýldýr gitar çalýyor, ardýndan klavyeyi de katmýþ müzik yaþamýna. Bununla da yetinmemiþ yedi kitap yazmýþ. Her biri ayrý bir yaþam öyküsü. Yolcu, Sýrtýmdaki Postal, Taþýn Altýndaki El, Sen De Þarký Söyle, Tahta Pencereler ve Yaþamdan Kesitler kitaplarýnýn isimleri. Bir süre önce uðradýðýmda “Taþ Evler” isimli kitabýný almýþtým. Küçükköy’ü anlatarak baþlayan kitabi okurken, Küçükköy’ü o kadar iyi bilmeme karþýn, her sayfayý çevirdiðimde baþka bir sokaða, baþka bir sanatçýnýn evine, eski bir Rumevi’ne konuk oldum. Bir çýrpýda Küçükköy’ü tanýtýyor Taþ Evler isimli kitap. Tanýmak bir yana, köyün tarihi, bugünlere kadar geçen süreç ve yaþananlar, yaþanmýþ olaylar tarihsel bir süreç ile kaleme alýnmýþ.
130 beste, 90 klip
Dile kolay 130’u aþkýn beste yapmýþ bugüne kadar, 50’si MESAM’a kayýtlý. Bestelediði þarký sözlerinin tümü Abdullah Ýnaler’e ait. Bu kadar büyük bir bestekar ile sohbet ederken, mütevazýlýðý karþýsýnda rahatsýz oluyor insan. Bir böbürlenme bekliyor ki görmek mümkün deðil. Þarkýlarýnda yaþamýný sürdürmeye baþladýðý Ayvalýk’ýn bilinen tanýnan ve ünlenen mekanlarý var. Bir þarkýsýnda Ayvalýk, birinde Cunda, diðerinde Þeytan’ýn Kahvesi, bir diðerinde Macaron Sokaðý. Ve mekanda sürekli çaldýðý Küçükköy’ü anlatan þarkýsý. Aþk ve sevda üzerine þarkýlar da yazýyor. 90’a yakýn çektiði klipleri Youtube’da dönüyor, çok sayýda beðeni alýyor.
Müzik yapýp þarký söylüyoruz
Gün boyunca ne yaptýðýný sorduðumda, “Mekanýma gelen kiþiler, ilginç hayallerinin yeri olduðunu söylüyor. Sohbet ediyoruz, özellikle gençlerin ilgisini çekiyor, Eski plaklar, kitaplar üzerine konuþuyoruz. Birlikte müzik yapýyoruz, þarký söylüyoruz. Onlarý müziðe, okumaya ve yazmaya teþvik ediyorum. Koleksiyon yapmalarýný öneriyorum,” diye anlatýyor.
Küçükköy ile tanýþma
Küçükköy’ü tanýmasý, sokaklarýnda küçük de olsa bir yer alýrým umuduyla, adým adým dolaþtýðý günleri, bir de sanatçýnýn, aðzýndan dinleyelim, ilk Küçükköy ile tanýþma macerasýný. Abdullah Ýnaler anlatýyor, “Sahildeki bir akþam curcunasýndan kendimi hayallerimin çizdiði rotada yol almak için, baþýmý yaslayýp, gözlerimi kapattýðým an telefonumdan çantamýn en dip köþesinden gelen ölgün ses, güçlükle kulaklarýma ulaþtý. Her þey bu cep telefonumun çalmasýyla baþladý. Arayan Ýstanbul’dan kýzýmdý. Hal hatýr sormalar bittikten sonra, ‘Baba Ayvalýk’ta Küçükköy diye bir köy varmýþ. Eski bir Rum köyüymüþ, içinde tarihi taþ evler varmýþ. Þimdi Boþnaklar oturuyormuþ. Bizim arkadaþlar oradan çok eski bir taþ ev almýþ. Arkadaþýmýn eþi, o da Boþnak. Þimdi orada evler çok deðerlenmiþ. Gidip bir bakýn bakalým, biz de alalým’ Önce kýzýmýn hayallerine girdi, Küçükköy.”

Yýllarca Küçükköy’e girmediði için hayýflanýyor
2015 yýlýndan beri Ayvalýklý olduðunu ve Altýnova’daki yazlýðýna kýþ bitince Bandýrma’dan göçüp geldiðini hatýrlatan sanatçý. Artýk Bandýrma’daki evini de kiraya vermiþ tamamýyla Ayvalýk’a yerleþmiþ. Yýllarca Sarýmsaklý Ayvalýk arasýnda gidip geldiðini ancak Küçükköy’e girmediðini hüzünlenerek anlatan Abdullah Ýnaler, “Belki köye girdik, kenarýndan geçtik, ama hiçbir þey fark edemedik. Ayvalýk’ýn güneyine sýrtýný dayamýþ bu tarih kokan gizem dolu köyü göremedik. Küçükköy Sarýmsaklý yolundaki çeþmeden defalarca su doldurduk. Köy meydanýndan da geçtik belki ama ne yazýk ki hafýzada köyle ilgili hiçbir þey yok,” diye hayýflanýyor.
Köyde fiyatlar uçmuþ gitmiþ
2015 yýlýnda Kasým ayýnýn baþýnda deniz sezonunun sonuna gelindiðini ve Bandýrma’ya döneceði için zeytinleri biraz erken topladýklarýný anlatan sanatçý, þöyle devam ediyor:
“Oturduk hepsini tuzlayýp, bidonlara doldurduk, kimisi kýrma oldu, kimisi sele. Narlar toplandý, iðdeler kurumaya alýndý. Ayvalar reçel oldu. Kýsacasý kýþa hazýrýz. Kýz ‘Küçükköy’ dedi ya, takýldý kafaya. Bir gün komþularla atladýk arabaya doðru Küçükköy’e. Ayvalýk çamlýk yolundan Küçükköy levhasýnýn gösterdiði ok iþaretini takip ederek saða döndük. Asfalt bir yol. Sað tarafýnda Küçükköy stadý, sað yamaç yerleþim alanýna açýlmýþ tek tük evler. Sol tarafta aðaçlarýn altýnda bir çeþme, daha önce burada su doldurduðum geldi aklýma, Çeþme Çamlýk sýrtlarýnda gelen doðal kaynak suyu, yine baþý kalabalýk, arabalar park etmiþ bidonlar sýrada. Bu çeþmenin çayý iyi oluyormuþ. Yine sol üst yamaçta, Çamlýk koyu ve Sarýmsaklý manzaralý yeni yapýlmýþ bir site. Onun alt tarafýnda köyün yeni ilkokulu. Köye yeni yapýlan Küçükköy Belediyesi’nin taþ binasýnýn önünden girdik. Sað tarafta kalan yol ise köyün doðu tarafýndaki aþaðý mahalleye gidiyor. Aracýmýzý uygun bir yere park ettikten sonra baþladýk köyün içine doðru yürümeye. Taþ sokaklarýn saðýnda solunda eski taþ evler dikkatimizi çekmeye baþlamýþtý. Arada sýrada yeni yapýlarda vardý ama genelde taþ evler yoðunluktaydý. Sol tarafta geniþ bir taþ avlunun içinde bahçe temizliði yapanlarý görünce ‘Kolay gelsin’ dedik. Ýnce zayýf uzun boylu, baþýndaki geniþ hasýr þapkanýn altýna gizlenmiþ mavi gözlerini gözlerime dikerek ‘Hoþ geldiniz’ dedi. Kucakladýðý sararmýþ ot yýðýnýný yere býraktýktan sonra yanýmýza geldi. Elli beþ yaþlarýnda ya vardý ya yoktu. Boþ bahçenin taþ duvarýna yaslanarak, bir müddet soluklandý. Bahçenin sað tarafýndaki taþ evi gösterdi. ‘Burasý satýlýk herhalde’ dedim. Baþýndaki hasýr þapkayý çýkarýp, alnýndaki teri eliyle sildikten sonra; ‘Evet dokuz yüz metre, bahçesiyle birlikte bu taþ eve sekiz yüz bin Türk lirasý istiyorlar,” demez mi! Fiyatlar uçmuþ gitmiþ.”

Evler boþ, fiyatlar hoþ
Ev almaya karar verdiðinde günlerce tabanlarý þiþene kadar dolaþan Abdullah Ýnaler, bol bol satýlýk ev levhalarýnýn taþ duvarlarý süslediðini, buna raðmen köyün taþ sokaklarýna büyülenip kaldýðýný anlatýyor. Çoðu evlerin boþ olduðunu, çok güzel tarihi evlerin bulunduðunu söyleyen sanatçý, “Köydeki evlerin çoðu iki katlýydý. Evlerin bahçeleri genellikle evlerin arkalarýndaydý. Dýþa karþý korunma amaçlý olarak bu þekilde inþa edilmiþti. Meydana geldiðimizde sað tarafta meydana tepeden bakan yüksek bir kahve, cami avlusunun içindeki tarihi bir çýnar ve onun altýnda kahvenin masa ve sandalyeleri vardý. Sol tarafta geniþ bir meydan, onun önünde tahta bir seyyar baraka ve içinde köfteci, onun bitiþiðinde de köyün ikinci kahvesi vardý. Sað tarafýndaki sarmaþýk tüm kahvenin sol tarafýndaki ara yolu kaplamýþ, güzel bir gölgelik alan yaratmýþtý. Onun solunda ise restore çalýþmalarý devam eden bir yer vardý. Ýçinde ustalar çalýþýyordu. Meydanýn sað tarafýndaki, geniþ bir avlunun içinde yer alan cami Rumlar döneminden kalma eski bir kiliseymiþ. 1886 yýlýnda cami yapýlmýþ. Ayný avlunun içinde iki katlý tarihi taþ bina ise eski bir okulmuþ. Bu taþ binanýn bir kýsmý köyü ve Boþnak kültürünü tanýtan kent müzesi olarak hizmet veriyor. Alt katý da düzenlenerek resim galerisi yapýlmýþ. Müzeden dýþarý çýkýp merdivenlerden aþaðý inerek, alt kattaki açýk kapýdan içeri girdik. Rutubet kokusunun taþ duvarlarýn içine sindiði bu galeride, loþ bir ýþýklandýrma taþ duvarlardaki eski siyah beyaz fotoðraflar köyün tarihini, mübadele yýllarýnda balkanlardan göçenlerin hikayesini anlatýyordu. 1900’lü yýllarda Küçükköy’ün bir Boþnak köyü oluþunun öyküsünü siyah beyaz fotoðraflarýn içine girerek bir bir onlarla beraber yaþadýk” diye anlatýyor.
Binayla tanýþma günleri
Þu anda bulunduðu mekaný nasýl satýn aldýðýnýn öyküsünü de aktaran Abdullah Ýnaler, tanýþtýðý Küçükköylü Ahmet’in yönlendirmesiyle, sarý badanalý, demir kapýsý ve demir penceresi olan binanýn üstünün beton ile kaplý olduðunu çatýsýnýn bile bulunmadýðýný ancak içini sýmsýcak bir ilginin kapladýðýný söylüyor. Köyün merkezine 50-60 metre uzaklýktaki binanýn fiyatýnýn da uygun olduðunu, eþinin de ýsrarýyla satýn almaya karar verdiðini anlatan Abdullah Ýnaler þöyle devam ediyor:
“Uzun caddenin ortasýndaydý. Saðýnda uzun bir taþ duvar, solunda ufak bir üstü açýk dükkan gibi yer vardý. Arkasý geniþ bir bahçeye bakýyordu. Tam karþýsýnda üç katlý bir yeni yapý, sol tarafta eski iki katlý bir taþ ev, sað tarafýnda ise tek katlý eski bir taþ ev vardý. Kasým Aða Sokaðý’ydý. Bir araba ancak geçerdi bu yoldan. Arelos Sanatevi’nin doðuþu böyle baþladý. Altýnova’daki evimizin çatý katýndaki tüm eski antika ve diðer müzik araç ve gereçlerini buraya taþýdým. Yavaþ yavaþ kendi el emeðimle bu küçük iþyerinin dekorasyonunu yapmaya baþladým. Denizden çýkardýðým çapa, komþunun verdiði panjurlar, eski kapýlar, Bandýrma’dan getirdiðim eski sandalyeler. Eski panjurlardan yapýlan masa, tabureler, çerçeveler hep buraya dekor oldu. Sanatevinin adý ne olacaktý ve burada ne iþ yapacaktým. Ýki torunum vardý Arýn ve Ela. Onlarýn adlarýnýn ilk iki harfi alarak ‘’Arel sanatevi’’ oldu. Ama bu isim fazla durmadý. Bir sene sonra bir torun daha geldi, Berlin’den adý Oscar Deniz. Onun isminin ilk iki harfi Os’u Arel ‘e ilave edince oldu mu sana sanat evimin adý ‘’Arelos Sanatevi’’ Bu arada mevcut bütün kitaplarýmý ve plaklarýmý buraya taþýdým. Bu aralar kitap yazma çalýþmalarým devam ediyordu. Ýnternet ortamýndaki bloglarýmdaki bütün yazýlarýmý, þiirlerimi kitaplaþtýracaktým. Ýlk denemelerimi aldýðým bir fotokopi makinasýyla evde gerçekleþtirdim. Daha sonra Bandýrma’daki Mustafa ve Emrah adlý iki öðretmenin iþlettiði kitap ve baský evinde daha geliþtirerek kitaplaþtýrdým. Kitaplarýn tüm dosya ve kapaklarýný, editörlüðünü de ben yapýyorum. Ýlk kitabým Yolcu’nun edebiyat dünyasýna giriþi böyle oldu. Sanatevimin amacý, çizgisi yavaþ yavaþ yerine oturuyordu. Burada kendi kitaplarýmý tanýtýp, imzalayarak, müziðimi de canlý dinletip, tanýtýp, cd’lerimle geniþ bir kitleye satarak ulaþtýrmaya baþladým. Ayrýca eski plak, kitap ve kendi çektiðim ilginç resimlerin tanýtýmýný yapýyorum. Artýk sanatevime gelenlere kitaplarýmý imzalayýp veriyorum. Müziðimi ise önce cd’den dinliyorlar, sonra gitarla canlý dinliyorlar beðeniyorlarsa alýyorlar.Yýllardýr kýyý köþemde bugüne ulaþan bu deðerleri, benden sonra bunlara þimdiden deðer veren genç müzikseverlere aktarmanýn daha doðru olduðunu düþünerek uygun bir bedel karþýlýðýnda onlara devrettim. Hiç olmazsa benden sonra bunlar ne olacak kaygýsý içimden silinmiþti. Küçükköy’ün taþ sokaklarý arasýndaki bu küçük dünyam, bu ufak sanatevim, yarattýðým cennetim gelen birçok misafirimin hayaliydi. Onlara söylediðim tek þey ‘Cenneti arama yarat’ sözüydü. Bana bu cenneti yaratmamda önümü açan, kendi cennetinde çiçek bahçesinde torunlarýyla topraðý eþeleyip, onlarla sarmal dolaþ yeni fidanlar, çiçekler eken eþime sonsuz teþekkürler. Küçükköy’ümüz bir sanat ve bilim köyü olma yolunda yavaþ ve emin adýmlarla ilerlemektedir. Dünya kültür deðerleri mirasý koruma kapsamýna alýnan Küçükköy’ün en büyük eksiði þu anda köy sakinleriyle sanatçýlarýn birlikte ele ele vererek oluþturduðu bir derneðin olmamasýdýr. Þu anda olan derneðin de bu ihtiyaca cevap verememesidir. Küçükköy’de bir yerim olduktan sonra, müzik yaþamýmda da bir deðiþim oldu. Köy için þarký yazma ihamý, taþ sokaklarda gezerken içime iþlemeye baþladý. Bir þarkým vardý, yani bestem sözleri olumsuzluk yüklüydü. Adýysa ‘’El Sallýyor Dünya’’ yani artýk güle güle misali. Bu müziðe yeni sözler yazdým. Ritim valsti. ‘Bu köye ait olsun’ dedim ve oturup yorumlayarak amatör bir klip yaptým.”












Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
"Iþýk Teoman" bütün yazýlarý için týklayýn...
