Sebahattin Karaca
Viyana ‘dan Cennet’e iki saatte gidilir.
Ýnsan turizmle iþtigal edince gezilip görülecek yerlerle ilgili birbirinden ilginç duyumlar haberler doðrudan tavsiyeler alýr. Hele hele ayný yerle ilgili olarak, farklý insanlardan merak uyandýran benzer övgüler artarak gelirse, üstüne üstlük instagram fenomeni Mehmet Sert ve Emel Ak’ýn paylaþýmlarýný da gördükten sonra bavullar hazýrlanýr ve yollara düþülür.
Eþimle benim için, bu defa istikamet, iki kez kuþatýlmasýna raðmen, iyi savunmasýndan ve saðlam kalesinden dolayý bir türlü Osmanlý topraklarý olamayan Viyana idi. Ardýndan ise, UNSECO’nun “Dünya Kültür Mirasý” kabul ettiði ve üst sekmende hem de en önemliler listesinde ilk 10’a aldýðý “Korunmasý Gereken Dünya Kültür Mirasý” unvanlý Hallstatt’ý ziyaret etmeye karar verdik.
Bindik uçaða, vardýk Viyana’ya. Burasý için 2-3 gün yetmez ama, iþ güç olunca, vakit darlýðý da üstüne binince, hiç yoktan iyidir düþüncesiyle tez elden gezdik, dolaþtýk Viyana’yý. Kýsaca þunu söyleyebilirim; çok güzel bir þehir. Son 10 yýlda üç kere “Dünya’da en rahat yaþanabilir þehirler arasýna girmiþ” görülesi bir yer. Huzur veren, mutlu eden, herkesin birbirine gerçekten saygýlý olduðu, korunmuþluðu, tertemiz doðasý, yeþil alanlarý, ormanlarý, þehrin tam ortasýndan geçen Tuna nehrinin kattýklarýyla muhteþem bir þehir. Kültür ve sanat açýsýndan neredeyse 1 numara. Her türlü etkinliðin yapýldýðý, yaþandýðý gösteri salonlarýndan, eðlence merkezlerine, müzelerden, saraylara kadar gezip görmek için çok daha uzun süre gerekir. Ama biz böyle zamanlarda yaptýðýmýzý tekrarladýk. Hýzlandýrýlmýþ þehir turu ile en baþta Osmanlý ordusunun Viyana’yý kuþatmak için kurduðu karargah alaný olmak üzere, alýþveriþ bölgeleri olan Reumann Meydaný, Karl Meydaný, Belediye Sarayý, Müzeler Mahallesi (alaný), Stephans Katedrali, Burggarten (Kale Bahçesi), Parlemento Binasý, Votiv Kilisesi, Doðal Tarih Müzesi, Müzik Evi, Schönbrunn Sarayý, Donau (Tuna) Nehri, Donau Kulesi, Citypark, Alte Hofburg gibi yerleri gezip görme fýrsatýný 2-3 günde yakalayabildik. Hatta son gün Oberlaa Pastanesi’nde meþhur Viyana pastalarýndan ve kahvesinden nasibimizi aldýktan sonra ertesi gün için, erkenden dinlenmeye çekildik.

Rota, “Yer Yüzü Cenneti” Diye Anýlan Hallstatt.
Sahip olduðu köklü gelenekleri, kültürü, yeryüzü cenneti ve Dünyanýn bilinen 7000 yýllýk en eski tuz madeninin bulunduðunu defalarca duyduðumuz, Hallstatt’a gitmek üzere, sabah saat 6:00 gibi trene bindik. Trenin geçtiði her yeri izliyor, resim çekiyorduk. Gördüðümüz ve beðendiðimiz daðlar, göller, köyler, ýrmaklara bir daha bakýyor hafýzamýza kazýmaya çalýþýyorduk. Ýki buçuk saat süren keyifli, tatlý bir yolculuðun ardýndan Hallstatt gölünün kenarýndaki ara istasyonda duran trenden indik. Bizi karþýya geçirecek küçük turist vapuru iskeledeydi. Bilet almak için sýrada beklerken bile gördüðümüz gölün güzelliði; ardýndaki ormanla kaplý dik yamacýn eteklerine ve gölün kýyýsýna yapýlmýþ birbirinden güzel tarihi binalarýyla Hallstatt köyünün görüntüsü; sadece bizi deðil, orada bulunanlarý büyülüyordu.
Herkes sessiz sedasýz etrafý izliyor, bol bol fotoðraf çekiyordu. Ýçimize inanýlmaz bir ferahlýk, rahatlýk, huzur ve sakinlik girdi. Bugüne kadar gördüðümüz hiçbir yere benzemiyordu. Ýkimiz birbirimize bakýþtýk ayný anda “galiba bahsedilen cennet burasý” dedik. Vapur gayet yavaþ ilerliyordu. Sanki sessizliði ve týlsýmlý görüntüyü bozmak, doðayý uyandýrmak istemiyordu. Buna raðmen 15 dakikada Hallstatt iskelesine yanaþtý. Büyük bir heyecanla indik. Eþim “ne iyi ettik de geldik” derken, mutluluðunu gizleyemiyordu. Etrafýmýzda her ne görüyorsak, bakýna bakýna, içimize sindire sindire dolaþýyorduk. Binalarý, yollarý, sokaklarý, beþ asýrlýk köy meydaný, daðýn yükseklerinden akan, köyün altýnda bulunan kanaldan geçerek göle ulaþan, suyun verdiði serinlik insaný baþka bir aleme götürüyordu.
Her tarafta Çinli, Rus ve Hintli turistler dolaþýyordu. Ýki günde Türkiye’den gelen genç bir Türk çift ile karþýlaþtýk. Denizli’den gelmiþlerdi. Ayak üstü muhabbet ettik. Onlar da gördüklerinden mest olduklarýný söylüyorlardý. Ýnsanýn kendine rehberlik etmesi bazen iyi oluyor. Bu sayede her þeyi daha derinlemesine araþtýrma ve görme fýrsatý buluyor. Ama bunun için önce bir turizm ofisine gitmek gerek. 5-10 dakikada ofisi bulduk. Bir yandan önemli bilgileri, diðer yandan plan ve broþürleri aldýk. Artýk gezebilir, dolaþabilirdik. Yorulunca bir kafede dinlenir, elimizdeki bilgi kitapçýðýna göz atabilirdik.
Hallstatt çok büyük deðildi. Ama çok eski bir tarihe sahipti. Gelmeden önce yaptýðým araþtýrmalar bunu gösteriyordu. Turizm ofisinden aldýðýmýz el kitapçýðý iyi iþ gördü. Köy bir avuç olunca, kayda deðer ne var ne yok, pek çoðunu yürüyerek gezdik, gördük, inceledik, bu doðrultuda bize ilginç gelenleri þöyle sýralayabilirim. Beinhaus, alan darlýðýndan dolayý mezarlýðýn küçük olmasý sebebiyle 12. yy’dan beri var olan Ossuary ilginç geldi. Mezarlýða gömülenler 10-15 yýl sonra, yenilerin gömülmesi için açýlýyor, kafataslarý yýkandýktan sonra aile fertleri düzenine göre Ossuary’de yan yana diziliyor. Sayýsý 1200 civarýnda olan kafataslarýnýn 610 tanesi boyanmýþ ya da iþaretlenmiþ. En genç kafatasý 1995 yýlýna ait. Son yýllarda ölüleri yakma iþi kabul gördüðünden, Ossuary’ye raðbet kalmamýþ. Bunun dýþýnda birbirinden güzel evlerle çevrilmiþ, ortasýndaki görkemli çeþmesi ile, tarihi Pazar Meydaný’ný yaþamak, etrafý dolaþmak, gözünüze kestirdiðiniz restorana özenle hazýrlanan yöresel yemekleri tatmak haz veriyor. Welterbe (Dünya Mirasý) Müzesi, 7000 yýllýk geçmiþe sahip Salzwelt und Hochtal (Tuz Dünyasý ve Yüksek Vadi)’de gezinti, doyumsuz panoramayý yaþamak, Dachsteinsport Janu’da sergilenen çeþitli çaðlara ait buluntularý görmek, Evangelist Kilisesi, Katolik Kilisesi ziyaretleri, küçük gemilerle göl gezintisi ile güzel bir güne daha veda ettik. (Vakti bol olanlara kuðularýn eþliðinde Zillen ile göl gezintisini tavsiye ederim.)

Havasýnýn bile þiþelenip satýldýðý Hallstatt
780 nüfuslu küçük bir köy olmasýna ve birkaç yýl öncesine kadar borçlu bir belediyesi olmasýna raðmen bugün aralarýnda uzak Asya’dan gelenlerin çoðunluðu oluþturduðu turistler sayesinde belediye bütçesi 4.4 milyon Euro’ya ulaþmýþ. Belediye baþkaný sadece köyün merkezindeki otomatik geçiþli tuvaletten 150.000 Euro gelir elde ettiklerini, turizm sayesinde ekonomilerinin iyi olduðunu söylüyor. Az sayýda olan aile iþletmesi otellerde yýlda 160.000 konaklama yapýlan Hallstatt’ý günübirlik olmak üzere de, yýlda birkaç milyon insan ziyaret ediyormuþ. Halk artýk bunu istemiyor. Halk, kitle turizmi yerine daha kaliteli ve sürdürülebilir turizm istiyor. Günübirlik gelenlerin yerine birkaç gün kalabilecek turist istiyor. Ama ilgi çok büyük olunca, durum öyle bir hal almýþ ki, kapalý þiþelerde Hallstatt havasý bile, satýlmaya baþlanmýþ.

Çin’de Fotokopisini Yaptýlar
Hallstatt’dan esinlenen Çinliler, Çin’in Guangdong bölgesinde, önce suni bir göl yaptýlar. Ardýndan Hallstatt köyünün birebir kopyasýný gölün kenarýna inþa ettiler. Böyle olunca uzak Asya’da, ünü daha da artan Hallstatt’a en büyük ikramiye Napoli’de çýktý.
1997 yýlýnýn Aralýk ayýnda Dünya Kültür Mirasý Komitesi Napoli’de bir toplantý yaptý. Bu toplantýda Avusturya’nýn sahip olduðu tarihi, asýrlardýr sürdürdüðü kültür ve sahip olduðu büyüleyici doðasýna istinaden Hallstatt’ýn korunmasý gereken dünya kültür mirasý olduðu kararý alýndý. UNESCO bununla da yetinmedi. Dünya Kültür Mirasý Listesi’nin içinden seçilen, aralarýnda Mýsýr’daki Piramitlerin, Köln’deki Dom Kilisesi’nin (Katedral), Çin Seddi’nin, Ekvador’daki Galapogos adalarýnýn, bulunduðu özel listede yer verdiler.
Bu açýdan bakýldýðýnda Hallstatt, hudutlarýnda yedi bin yýl önce iþletilen ve dünyanýn ilk tuz madenine sahip olan köy olma özelliðine sahiptir. Ayný zamanda suyu içilecek kadar temiz olan gölü ve gölde Zillen adýndaki kayýklarý 500 yýldan beri kullanýyorlar, hem de þeklini ve modelini hiç deðiþtirmeden. Eski yýllarda tuz taþýdýklarý geleneksel Zillen kayýklarý ile bugün turist taþýyorlar. Sadece bu açýdan bakýldýðýnda bile, geleneklerini yaþatmak için çaba gösterdikleri görülüyor.
Atalarýndan kalan evlerini, sokaklarýný, meydanlarýný, göllerini, doðal deðerlerini koruyorken diðer taraftan ise 7000 yýllýk maden ocaklarýnýn bir kýsmýný müze gibi hazýrlayýp ziyaretçilere sunuyorlar. Daðýn diðer kýsýmlarýnda da kýymetli taþlarý içeren tuz madenini çýkarmaya devam ediyorlar. Bunu öyle bir yapýyorlar ki; insanlar madende mi, cennette mi dolaþtýklarýný ayýrt edemiyorlar. Bu bilinç ile doðayý, köy yaþamýný, gölü, turizmi, maden iþletmeciliðini birbiriyle uyumlu tatlý bir harmoni içinde yaþatmayý yýllarca sürdürebilmiþler.
Maden deyip geçmeyelim. Öyle bizdeki gibi ölüm saçan, doðanýn altýný üstüne getiren zihniyetle iþletilen bildik madenlerden deðil bu maden. Adýna Salzbergwerk dedikleri, Alp daðlarýnýn Salzkammer bölgesinde 650 metre yükseklikte bir daðda, 7000 yýldýr iþleyen bir maden, dikkat ederseniz maden ocaðý demeye dilim varmýyor. Çünkü burasý gerçekten maden ocaðýndan daha ziyade, bir müze gibi iþletiliyor. Tuz Dünyasýna üç yoldan çýkýlýyor. Ýki adet patika üzerinden çýkýlýyor. Biri uzun ve biraz da zor olaný. Diðeri ise Salzbergwerk tepesinin yakýnýna kadar birkaç dakikada 360 metre yukarýya çýkma imkaný sunan bir nevi teleferiktir. Buradan sonra yürüme yolu ile yarým saat týrmandýktan sonra Dünyanýn bilinen en eski Tuz Madenine ve Tuz Dünyasýna ulaþýlýyor.

Daðcý Ramsauer
Eski zamanlarda Hallstattlýlar ölülerini Yüksek Vadi dedikleri alanýn daha çok gölge olan kýsmýna gömerlermiþ. Daha sonra yapýlan çalýþmalarla çaðlar öncesine ait olduðu kesinleþen mezarlarý bulan bir arkeolog deðildi. Onlarý bulan ve gün ýþýðýna çýkaran, bir madenci olan Johann Georg Ramsauer’un ta kendisidir. 1846 yýlýnda Ramsauer iþçilerle, tepelere doðru çýkmak üzere, týrmanma yolu yaparken yüksek vadiye ulaþtýklarýnda çakýllarýn arasýndan çok sayýda insan iskeletleri ve antik nesneler gördü. Ramsauer burasýnýn bir mezarlýk olduðu kanaatine varmasýnýn ardýndan sistematik olarak mezarlarý tek tek açmaya baþladý. Bulduðu her nesneyi yürüttüðü titiz çalýþma ile kayýt altýna aldý. Ramsauer’ýn bulduklarý Hallstatt’ý sahip olduðu çaðlar öncesi kültürü ile buluþturdu. Ortaya çýkan antik nesneler ve daha sonra Viyana Doðal Tarih Müzesi arkeologlarýnýn bölgede yaptýðý kazýlar sonucu elde edilen bulgularla, Hallstatt Köyü’nün yukarý kesiminde yer alan Yüksek Vadi’de, 7000 yýllýk olduðu kesinleþen dünyanýn ilk tuz maden ocaklarýnýn bulunduðu ortaya çýktý.

Hallstatt’ýn Kaya Tuzu Taþýyan Kadýnlarý
19. yüzyýlda tüm ülkede olduðu gibi burada da yaþanan ekonomik buhranýn beraberinde getirdiði yoksulluk, Hallstatt’ýn kadýnlarýný da sýrtlarýnda aðýr yük taþýmaya zorladý. O kadýnlar ki, yaþanan aðýr ekonomik þartlarda genç, hamile, yaþlý demeden tuz daðýnda sýrtlarýna vurduklarý içinde tuz kayalarý olan aðýr küfe ile günde bir veya iki defa sarp ve dik yamaçlardan aþaðýya doðru yürüyerek göl kýyýsýndaki köy meydanýna indirirlerdi. Bu iþ hiç kolay deðildi, yol uzun ve zordu, yazýn sýcak kýþýn soðuk demeden sýrtlarýnda aðýr yükü taþýyan kadýnlarýn arasýndan ölenlerde oluyordu. Kadýn taþýyýcýlar hareketinin baþladýðý yer olan, Dr. Morten sokaðýnda bulunan binanýn cephesine, köyün cefakar kadýn taþýyýcýlarýný unutmamak, genç nesillere hatýrlamak adýna ve anýsýna anýt yapýlmýþtýr.
Vakit geldiðinde, trene binip ayrýlýrken hüzünlendik. Keþke zamanýmýz olsaydý da birkaç gün daha, ayrý ve güzel bir dünyada olduðumuzu hissettiren, týlsýmlý cennet parçasý köyde kalabilseydik. Bu sefer tadýmlýk oldu. Bir dahaki sefere inþallah doyumluk geliriz.
Bu geziden; geleneklerin, doðanýn, madenciliðin, turizmin, dayanýþmanýn, insanlýðýn, iyi yönetimin iç içe olabileceðini, bunun da sadece çalýþkan, eðitimli, kültürlü, geleneklerine baðlý vatansever insanlarla gerçekleþebileceðini bir kere daha gözlerimle gördüm. Darýsý baþýmýza.























Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Ýnsan turizmle iþtigal edince gezilip görülecek yerlerle ilgili birbirinden ilginç duyumlar haberler doðrudan tavsiyeler alýr. Hele hele ayný yerle ilgili olarak, farklý insanlardan merak uyandýran benzer övgüler artarak gelirse, üstüne üstlük instagram fenomeni Mehmet Sert ve Emel Ak’ýn paylaþýmlarýný da gördükten sonra bavullar hazýrlanýr ve yollara düþülür.
Eþimle benim için, bu defa istikamet, iki kez kuþatýlmasýna raðmen, iyi savunmasýndan ve saðlam kalesinden dolayý bir türlü Osmanlý topraklarý olamayan Viyana idi. Ardýndan ise, UNSECO’nun “Dünya Kültür Mirasý” kabul ettiði ve üst sekmende hem de en önemliler listesinde ilk 10’a aldýðý “Korunmasý Gereken Dünya Kültür Mirasý” unvanlý Hallstatt’ý ziyaret etmeye karar verdik.
Bindik uçaða, vardýk Viyana’ya. Burasý için 2-3 gün yetmez ama, iþ güç olunca, vakit darlýðý da üstüne binince, hiç yoktan iyidir düþüncesiyle tez elden gezdik, dolaþtýk Viyana’yý. Kýsaca þunu söyleyebilirim; çok güzel bir þehir. Son 10 yýlda üç kere “Dünya’da en rahat yaþanabilir þehirler arasýna girmiþ” görülesi bir yer. Huzur veren, mutlu eden, herkesin birbirine gerçekten saygýlý olduðu, korunmuþluðu, tertemiz doðasý, yeþil alanlarý, ormanlarý, þehrin tam ortasýndan geçen Tuna nehrinin kattýklarýyla muhteþem bir þehir. Kültür ve sanat açýsýndan neredeyse 1 numara. Her türlü etkinliðin yapýldýðý, yaþandýðý gösteri salonlarýndan, eðlence merkezlerine, müzelerden, saraylara kadar gezip görmek için çok daha uzun süre gerekir. Ama biz böyle zamanlarda yaptýðýmýzý tekrarladýk. Hýzlandýrýlmýþ þehir turu ile en baþta Osmanlý ordusunun Viyana’yý kuþatmak için kurduðu karargah alaný olmak üzere, alýþveriþ bölgeleri olan Reumann Meydaný, Karl Meydaný, Belediye Sarayý, Müzeler Mahallesi (alaný), Stephans Katedrali, Burggarten (Kale Bahçesi), Parlemento Binasý, Votiv Kilisesi, Doðal Tarih Müzesi, Müzik Evi, Schönbrunn Sarayý, Donau (Tuna) Nehri, Donau Kulesi, Citypark, Alte Hofburg gibi yerleri gezip görme fýrsatýný 2-3 günde yakalayabildik. Hatta son gün Oberlaa Pastanesi’nde meþhur Viyana pastalarýndan ve kahvesinden nasibimizi aldýktan sonra ertesi gün için, erkenden dinlenmeye çekildik.

Rota, “Yer Yüzü Cenneti” Diye Anýlan Hallstatt.
Sahip olduðu köklü gelenekleri, kültürü, yeryüzü cenneti ve Dünyanýn bilinen 7000 yýllýk en eski tuz madeninin bulunduðunu defalarca duyduðumuz, Hallstatt’a gitmek üzere, sabah saat 6:00 gibi trene bindik. Trenin geçtiði her yeri izliyor, resim çekiyorduk. Gördüðümüz ve beðendiðimiz daðlar, göller, köyler, ýrmaklara bir daha bakýyor hafýzamýza kazýmaya çalýþýyorduk. Ýki buçuk saat süren keyifli, tatlý bir yolculuðun ardýndan Hallstatt gölünün kenarýndaki ara istasyonda duran trenden indik. Bizi karþýya geçirecek küçük turist vapuru iskeledeydi. Bilet almak için sýrada beklerken bile gördüðümüz gölün güzelliði; ardýndaki ormanla kaplý dik yamacýn eteklerine ve gölün kýyýsýna yapýlmýþ birbirinden güzel tarihi binalarýyla Hallstatt köyünün görüntüsü; sadece bizi deðil, orada bulunanlarý büyülüyordu.
Herkes sessiz sedasýz etrafý izliyor, bol bol fotoðraf çekiyordu. Ýçimize inanýlmaz bir ferahlýk, rahatlýk, huzur ve sakinlik girdi. Bugüne kadar gördüðümüz hiçbir yere benzemiyordu. Ýkimiz birbirimize bakýþtýk ayný anda “galiba bahsedilen cennet burasý” dedik. Vapur gayet yavaþ ilerliyordu. Sanki sessizliði ve týlsýmlý görüntüyü bozmak, doðayý uyandýrmak istemiyordu. Buna raðmen 15 dakikada Hallstatt iskelesine yanaþtý. Büyük bir heyecanla indik. Eþim “ne iyi ettik de geldik” derken, mutluluðunu gizleyemiyordu. Etrafýmýzda her ne görüyorsak, bakýna bakýna, içimize sindire sindire dolaþýyorduk. Binalarý, yollarý, sokaklarý, beþ asýrlýk köy meydaný, daðýn yükseklerinden akan, köyün altýnda bulunan kanaldan geçerek göle ulaþan, suyun verdiði serinlik insaný baþka bir aleme götürüyordu.
Her tarafta Çinli, Rus ve Hintli turistler dolaþýyordu. Ýki günde Türkiye’den gelen genç bir Türk çift ile karþýlaþtýk. Denizli’den gelmiþlerdi. Ayak üstü muhabbet ettik. Onlar da gördüklerinden mest olduklarýný söylüyorlardý. Ýnsanýn kendine rehberlik etmesi bazen iyi oluyor. Bu sayede her þeyi daha derinlemesine araþtýrma ve görme fýrsatý buluyor. Ama bunun için önce bir turizm ofisine gitmek gerek. 5-10 dakikada ofisi bulduk. Bir yandan önemli bilgileri, diðer yandan plan ve broþürleri aldýk. Artýk gezebilir, dolaþabilirdik. Yorulunca bir kafede dinlenir, elimizdeki bilgi kitapçýðýna göz atabilirdik.
Hallstatt çok büyük deðildi. Ama çok eski bir tarihe sahipti. Gelmeden önce yaptýðým araþtýrmalar bunu gösteriyordu. Turizm ofisinden aldýðýmýz el kitapçýðý iyi iþ gördü. Köy bir avuç olunca, kayda deðer ne var ne yok, pek çoðunu yürüyerek gezdik, gördük, inceledik, bu doðrultuda bize ilginç gelenleri þöyle sýralayabilirim. Beinhaus, alan darlýðýndan dolayý mezarlýðýn küçük olmasý sebebiyle 12. yy’dan beri var olan Ossuary ilginç geldi. Mezarlýða gömülenler 10-15 yýl sonra, yenilerin gömülmesi için açýlýyor, kafataslarý yýkandýktan sonra aile fertleri düzenine göre Ossuary’de yan yana diziliyor. Sayýsý 1200 civarýnda olan kafataslarýnýn 610 tanesi boyanmýþ ya da iþaretlenmiþ. En genç kafatasý 1995 yýlýna ait. Son yýllarda ölüleri yakma iþi kabul gördüðünden, Ossuary’ye raðbet kalmamýþ. Bunun dýþýnda birbirinden güzel evlerle çevrilmiþ, ortasýndaki görkemli çeþmesi ile, tarihi Pazar Meydaný’ný yaþamak, etrafý dolaþmak, gözünüze kestirdiðiniz restorana özenle hazýrlanan yöresel yemekleri tatmak haz veriyor. Welterbe (Dünya Mirasý) Müzesi, 7000 yýllýk geçmiþe sahip Salzwelt und Hochtal (Tuz Dünyasý ve Yüksek Vadi)’de gezinti, doyumsuz panoramayý yaþamak, Dachsteinsport Janu’da sergilenen çeþitli çaðlara ait buluntularý görmek, Evangelist Kilisesi, Katolik Kilisesi ziyaretleri, küçük gemilerle göl gezintisi ile güzel bir güne daha veda ettik. (Vakti bol olanlara kuðularýn eþliðinde Zillen ile göl gezintisini tavsiye ederim.)

Havasýnýn bile þiþelenip satýldýðý Hallstatt
780 nüfuslu küçük bir köy olmasýna ve birkaç yýl öncesine kadar borçlu bir belediyesi olmasýna raðmen bugün aralarýnda uzak Asya’dan gelenlerin çoðunluðu oluþturduðu turistler sayesinde belediye bütçesi 4.4 milyon Euro’ya ulaþmýþ. Belediye baþkaný sadece köyün merkezindeki otomatik geçiþli tuvaletten 150.000 Euro gelir elde ettiklerini, turizm sayesinde ekonomilerinin iyi olduðunu söylüyor. Az sayýda olan aile iþletmesi otellerde yýlda 160.000 konaklama yapýlan Hallstatt’ý günübirlik olmak üzere de, yýlda birkaç milyon insan ziyaret ediyormuþ. Halk artýk bunu istemiyor. Halk, kitle turizmi yerine daha kaliteli ve sürdürülebilir turizm istiyor. Günübirlik gelenlerin yerine birkaç gün kalabilecek turist istiyor. Ama ilgi çok büyük olunca, durum öyle bir hal almýþ ki, kapalý þiþelerde Hallstatt havasý bile, satýlmaya baþlanmýþ.

Çin’de Fotokopisini Yaptýlar
Hallstatt’dan esinlenen Çinliler, Çin’in Guangdong bölgesinde, önce suni bir göl yaptýlar. Ardýndan Hallstatt köyünün birebir kopyasýný gölün kenarýna inþa ettiler. Böyle olunca uzak Asya’da, ünü daha da artan Hallstatt’a en büyük ikramiye Napoli’de çýktý.
1997 yýlýnýn Aralýk ayýnda Dünya Kültür Mirasý Komitesi Napoli’de bir toplantý yaptý. Bu toplantýda Avusturya’nýn sahip olduðu tarihi, asýrlardýr sürdürdüðü kültür ve sahip olduðu büyüleyici doðasýna istinaden Hallstatt’ýn korunmasý gereken dünya kültür mirasý olduðu kararý alýndý. UNESCO bununla da yetinmedi. Dünya Kültür Mirasý Listesi’nin içinden seçilen, aralarýnda Mýsýr’daki Piramitlerin, Köln’deki Dom Kilisesi’nin (Katedral), Çin Seddi’nin, Ekvador’daki Galapogos adalarýnýn, bulunduðu özel listede yer verdiler.
Bu açýdan bakýldýðýnda Hallstatt, hudutlarýnda yedi bin yýl önce iþletilen ve dünyanýn ilk tuz madenine sahip olan köy olma özelliðine sahiptir. Ayný zamanda suyu içilecek kadar temiz olan gölü ve gölde Zillen adýndaki kayýklarý 500 yýldan beri kullanýyorlar, hem de þeklini ve modelini hiç deðiþtirmeden. Eski yýllarda tuz taþýdýklarý geleneksel Zillen kayýklarý ile bugün turist taþýyorlar. Sadece bu açýdan bakýldýðýnda bile, geleneklerini yaþatmak için çaba gösterdikleri görülüyor.
Atalarýndan kalan evlerini, sokaklarýný, meydanlarýný, göllerini, doðal deðerlerini koruyorken diðer taraftan ise 7000 yýllýk maden ocaklarýnýn bir kýsmýný müze gibi hazýrlayýp ziyaretçilere sunuyorlar. Daðýn diðer kýsýmlarýnda da kýymetli taþlarý içeren tuz madenini çýkarmaya devam ediyorlar. Bunu öyle bir yapýyorlar ki; insanlar madende mi, cennette mi dolaþtýklarýný ayýrt edemiyorlar. Bu bilinç ile doðayý, köy yaþamýný, gölü, turizmi, maden iþletmeciliðini birbiriyle uyumlu tatlý bir harmoni içinde yaþatmayý yýllarca sürdürebilmiþler.
Maden deyip geçmeyelim. Öyle bizdeki gibi ölüm saçan, doðanýn altýný üstüne getiren zihniyetle iþletilen bildik madenlerden deðil bu maden. Adýna Salzbergwerk dedikleri, Alp daðlarýnýn Salzkammer bölgesinde 650 metre yükseklikte bir daðda, 7000 yýldýr iþleyen bir maden, dikkat ederseniz maden ocaðý demeye dilim varmýyor. Çünkü burasý gerçekten maden ocaðýndan daha ziyade, bir müze gibi iþletiliyor. Tuz Dünyasýna üç yoldan çýkýlýyor. Ýki adet patika üzerinden çýkýlýyor. Biri uzun ve biraz da zor olaný. Diðeri ise Salzbergwerk tepesinin yakýnýna kadar birkaç dakikada 360 metre yukarýya çýkma imkaný sunan bir nevi teleferiktir. Buradan sonra yürüme yolu ile yarým saat týrmandýktan sonra Dünyanýn bilinen en eski Tuz Madenine ve Tuz Dünyasýna ulaþýlýyor.

Daðcý Ramsauer
Eski zamanlarda Hallstattlýlar ölülerini Yüksek Vadi dedikleri alanýn daha çok gölge olan kýsmýna gömerlermiþ. Daha sonra yapýlan çalýþmalarla çaðlar öncesine ait olduðu kesinleþen mezarlarý bulan bir arkeolog deðildi. Onlarý bulan ve gün ýþýðýna çýkaran, bir madenci olan Johann Georg Ramsauer’un ta kendisidir. 1846 yýlýnda Ramsauer iþçilerle, tepelere doðru çýkmak üzere, týrmanma yolu yaparken yüksek vadiye ulaþtýklarýnda çakýllarýn arasýndan çok sayýda insan iskeletleri ve antik nesneler gördü. Ramsauer burasýnýn bir mezarlýk olduðu kanaatine varmasýnýn ardýndan sistematik olarak mezarlarý tek tek açmaya baþladý. Bulduðu her nesneyi yürüttüðü titiz çalýþma ile kayýt altýna aldý. Ramsauer’ýn bulduklarý Hallstatt’ý sahip olduðu çaðlar öncesi kültürü ile buluþturdu. Ortaya çýkan antik nesneler ve daha sonra Viyana Doðal Tarih Müzesi arkeologlarýnýn bölgede yaptýðý kazýlar sonucu elde edilen bulgularla, Hallstatt Köyü’nün yukarý kesiminde yer alan Yüksek Vadi’de, 7000 yýllýk olduðu kesinleþen dünyanýn ilk tuz maden ocaklarýnýn bulunduðu ortaya çýktý.

Hallstatt’ýn Kaya Tuzu Taþýyan Kadýnlarý
19. yüzyýlda tüm ülkede olduðu gibi burada da yaþanan ekonomik buhranýn beraberinde getirdiði yoksulluk, Hallstatt’ýn kadýnlarýný da sýrtlarýnda aðýr yük taþýmaya zorladý. O kadýnlar ki, yaþanan aðýr ekonomik þartlarda genç, hamile, yaþlý demeden tuz daðýnda sýrtlarýna vurduklarý içinde tuz kayalarý olan aðýr küfe ile günde bir veya iki defa sarp ve dik yamaçlardan aþaðýya doðru yürüyerek göl kýyýsýndaki köy meydanýna indirirlerdi. Bu iþ hiç kolay deðildi, yol uzun ve zordu, yazýn sýcak kýþýn soðuk demeden sýrtlarýnda aðýr yükü taþýyan kadýnlarýn arasýndan ölenlerde oluyordu. Kadýn taþýyýcýlar hareketinin baþladýðý yer olan, Dr. Morten sokaðýnda bulunan binanýn cephesine, köyün cefakar kadýn taþýyýcýlarýný unutmamak, genç nesillere hatýrlamak adýna ve anýsýna anýt yapýlmýþtýr.
Vakit geldiðinde, trene binip ayrýlýrken hüzünlendik. Keþke zamanýmýz olsaydý da birkaç gün daha, ayrý ve güzel bir dünyada olduðumuzu hissettiren, týlsýmlý cennet parçasý köyde kalabilseydik. Bu sefer tadýmlýk oldu. Bir dahaki sefere inþallah doyumluk geliriz.
Bu geziden; geleneklerin, doðanýn, madenciliðin, turizmin, dayanýþmanýn, insanlýðýn, iyi yönetimin iç içe olabileceðini, bunun da sadece çalýþkan, eðitimli, kültürlü, geleneklerine baðlý vatansever insanlarla gerçekleþebileceðini bir kere daha gözlerimle gördüm. Darýsý baþýmýza.























Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
