Sebahattin Karaca
WÝNTERBERG WÝNTERBERG
Batýda ilk göz aðrýsý
Tren, istasyona yaklaþýrken gün aðarýyor, alacakaranlýk yerini nazlý nazlý aydýnlýða býrakýyordu. 70’ýn Mart ayýydý. Wiesbaden’den gece yarýsý bindiðimiz tren, Frankfurt üzerinden aktarmalý olarak sabaha doðru Winterberg garýna girmek üzereydi, yol boyu ara istasyonlarda dize kadar kar gördüðümüz oluyordu. Oluyordu olmasýna ama asýl karý Winterberg’de gördük. Pencereden dýþarý baktýðýmýzda insan boyu kar þaþýrtmýþtý bizi. Buz gibi bir hava vardý. Bizim giysilerimiz biraz yazlýða çalýyordu. Diðer yolcular bize göre bayaðý bir sýký giyinmiþlerdi. Þükür serde gençlik ve delikanlýlýk vardý. Aksi taktirde bu soðukta diþlerimiz ya kilitlenir yada þakýrdardý.
Trenden indik. Tahsin isminde, Ýstanbul Otelcilik Okulu’ndan bir stajyer öðrenci, beni ve yanýmdaki sýnýf arkadaþým Fevzi Tiftik’i karþýladý. Ýstasyondan dýþarý çýktýk. Bir taksi bizi bekliyordu. Ýyi ki de bekliyordu. Aksi durumda biz taksi bekleseydik üzerimizdeki ince kýyafetlerle herhalde donardýk. Biz de Tahsin gibi stajyer öðrenciydik. Ankara Otelcilik Okulu’ndan, Hotel Kurhaus Winterberg’e staja gelmiþtik. Çok geçmeden otele ulaþtýk. Burada staj süresinde otelcilik bilgilerimizi geliþtirecektik. Daha da önemlisi bir yýl içinde Almancayý ana dilimiz kadar iyi öðrenmek zorundaydýk. Çünkü bir yýl sonra Ankara’ya döndüðümüzde okul bitirme sýnavlarý Almanca dili üzerinden yapýlacaktý. Yani okulu bitirebilmek ve diplomayý alabilmek için Almancayý çok iyi öðrenmekten baþka bir seçeneðimiz yoktu.

Kurhaus Winterberg
2. Dünya Savaþý’nda yaralýlarýn tedavi edildiði hastane olarak kullanýlan otelde 220 yatak bulunmaktaydý. O dönemin de en iyi teknik donanýmýna sahipti ve çok moderndi. Kýþ sporlarý ve yarýþmalarýnýn yapýldýðý pistlere çok yakýndý. Þehir merkezine yürüme yolu ile 10-15 dakika mesafedeydi. Otele varýþýmýzdan bir gün sonra iþbaþý yaptýk. Okulda Fransýzca ve Ýngilizce öðrenmiþtik. Almancayý hiç bilmiyorduk. Bir hafta önce 5-6 gün Wiesbaden’de Josef Baum Haus’da dil kursu verdiler, paralarý öðrettiler, ardýndan haydi bakalým asýl her þeyi staj yerlerinde öðreneceksiniz diye, Almanya’ya ayak bastýktan bir hafta sonra iþbaþý yaptýrdýlar. Bu arada Ýstanbul Otelcilik Okulu’ndan Muammer ve Fikret adýnda iki öðrenci daha, staj için geldiler. Kýsa sürede tanýþtýk, kaynaþtýk. 15 günde memleket, aile, anne, baba, kardeþler burnumuzda tütmeye baþlamýþtý. Buraya ayak bastýðýmýz günden beri kar hiç durmadý. Hep yaðdý. Otelden bir kilometre uzakta personel evinde kalýyorduk. Bir keresinde kar ve tipi yüzünden yolumuzu kaybettik. Ýþe geç gittik. Bu olayýn ardýndan iþletme müdürü bize personel evinden otele giden yeraltý yolunu gösterdi. Iþýklý geniþ ve temiz bir geçitti. Yinede geçerken ürperiyorduk. 2. Dünya Savaþý sýrasýnda karargah olarak kullanýlan iki bina arasýndaki bu geçitten kim bilir kimler ve hangi koþullarda gelip geçti. Düþüncesi bile ürpertiyordu.

Bir hafta sonra þehirde keþif turu
Bir hafta sonra hem tünelden hem otelden dýþarý çýktým. Yanýmda bir baþka iþ arkadaþým vardý. Bu defa sýký giyinmiþtik. Kimi yerde tuz, kimi yerde kum serpili olan yolda, yürümek pek de keyifliydi. Bir dörtyol aðzýna geldik. Burasý þehrin merkezi olsa gerek. Ýlk gün taksi ile geçerken Tahsin de ayný þeyleri söylemiþti. Oteller, restoranlar, kafeler, dükkanlar özellikle pastacýlar ne ararsan sanki en alasý buradaydý. Ýçimden iþte turistik yer böyle olsa gerek dedim. Etrafta turist kaynýyordu. Hemen hemen hepsi kayak yapmak için gelmiþti sanki. Çoluk, çocuk, genç, ihtiyar herkesin omzunda bir çift kayak vardý. Saða sola koþuþturuyorlardý. Bizde Uludað’da olduðu gibiydi. Ancak Uludað’da mevsim kýsa. Öðrendiðimize göre burada kýþ mevsimi yazdan daha uzun sürüyormuþ. Gördüðümüz her þey hoþumuza gidiyordu. Yeni bir Dünya’ya merhaba der gibiydik. Sevinçliydik, burada olmaktan, çalýþmaktan, dil öðrenmekten kendimizi þanslý hissediyorduk. Mekanlarý, dükkanlarý, kafeleri, vitrinleri tek tek inceliyor memleketle mukayese ediyorduk. Gezmekten yorulduk. Güzel bir kafede pasta yiyelim kahve içelim diye Cafe’ Ýtaliano’ya girdik. Keyifli bir mekandý. Biraz dinlendikten ve ýsýndýktan sonra, mutluluktan sarhoþ gibi dolaþa dolaþa kar yýðýnlarýnýn arasýnda kaybolmadan otelimize döndük.
Hiçbirimiz kýþ sporlarýndan ne yazýk ki anlamýyorduk. Kýþýmýz, çalýþmakla izin günlerimizde spor yapanlarý izlemekle, ara sýra sinemaya gitmekle geçiyordu. Hafta sonlarý toplanýp diskoya gittiðimiz de oluyordu. Almanca öðrenmek için otelde çalýþmanýn çok faydasýný görüyorduk. Türkler olarak kendi aramýzda da Almanca konuþmaya özen gösteriyorduk. Baþta garip geliyordu sonra eðlenceli olmaya baþladý.

Sürücü kursu
Almancamýn geliþmesine faydalý olacaðýna inandýðýmdan, boþ vakitlerimi daha iyi deðerlendirmek istediðimden sürücü kursuna yazýldým. “Yýlan deliðine sýðmayýnca kuyruðuna çalý baðlar” misali öðrendiðim azýcýk Almanca ile kursa yazýldým. Bir anda 20-25 her yaþtan Alman’ýn arasýnda sýnýfta yerimi aldým. Kýsa sürede ben onlara onlar bana alýþtý. Hatta ilerleyen zamanda bazýlarý ile çok da güzel dostluklarým oldu. Hem okulda hem de pratik araç sürüþleri esnasýnda keyif alýyor baþardýkça mutlu oluyordum. O ara Almanya’nýn kuzeyinde deniz kenarýnda bulunan juist- Norderney’da stajlarýný bitiren Nalan ile Sevgi de Winterberg’e bizim çalýþtýðýmýz otele geldiler. Bir süre sonra Nalan’la baþlayan arkadaþlýk ilerledi. Çok iyi anlaþýyorduk... ve bir gün arkadaþlýðýmýzý niþan yüzüðü ile taçlandýrdýk. Sürücü kursuna iþten artan vakitlerimde devam ediyordum. Birkaç ay sonra 7 aralýk 1970 tarihinde ehliyetlerini alanlarýn arasýnda, kutlama yapanlarýn yanýnda yerimi aldým. Bir kafede kutlama yaptýk. Ardýndan arkadaþlarýmdan ayrýldým, sevinçle otele döndüm. Akþam otelde de biz Türkler kendi aramýzda küçük bir kutlama yaptýk. Muammer; “Þimdi sýra geldi araba almaya” dedi. Ben de “para suyunu çekti” dedim. ”O zaman hep birlikte alýrýz” dedi. Öyle de oldu. Ertesi gün kendi aramýzda 1.000.- Mark topladýk. Ortak kasa yaptýk. (O zaman Almanya’da Mark vardý Euro yoktu) Bir Opel Kadet aldýk. O günden sonra hepimizin hayatý biraz daha renklendi. Ortak olan boþ zamanlarýmýzda gerek Winterberg’ýn çevresinde, gerek, çevre kasabalarda gezip dolaþýyor baþka baþka yerler keþfediyorduk. Yaþadýklarýmýz hatýrlara ve anýlara dönüþüyordu.

Yaz geldi güzellik ortaya çýktý
Mayýs aylarýnýn sonlarýna doðru kar yaðýþý azaldý. Akabinde karlar yavaþ yavaþ erimeye baþladý. Havalar serin geçtiði için erime bizim ülkemizde olduðu gibi 3-5 günde biteceðe benzemiyor. Karlarýn erimesi yaklaþýk 20 gün sürdü. Ardýndan yaný baþýmýzdaki olimpik havuz ortaya çýktý. Üç tramplen ile çok güzel ve çekici görünüyordu. Havuzu görünce oyuncaðýný bulmuþ çocuklar gibi sevindik. Arkadaþlarla aramýzda havalar ýsýnýnca burada sýkça yüzeriz diye þakalaþtýk. Aramýzda hiçbirimiz maalesef ne kayaktan, ne atlama pistinden (Sprungschanze), yarýþ kýzaðýndan (Bobbahn) veya daha baþka kýþ sporlarýndan bir haberdik. Oysa burasý her türlü kýþ sporlarý için mükemmeldi. Winterberg yaz aylarýnda da çok güzeldi. Sokaklar caddeler pýrýl pýrýldý. Özellikle herkesin buluþtuðu ortak alanlar ve merkez meydaný o kadar güzel düzenlenmiþti ki akþamlarý hem kent sakinleri ve hem de tatilcileri bir arada güzel vakit geçiriyorlardý. Sýkça büyük bir orkestra açýk hava konseri veriyor, her türlü klasik müzik çalýyordu. Iþýklandýrmalar, parklar, bahçeler cömertçe güzellikler saçýyordu.
Evet havalar iyice ýsýndý. Ýþten artan zamanlarýmýzda veya izinli olduðumuz günlerde orman içindeki patika yollardan yürümek, yüzmek, araba ile saða sola daha kolay gidebilmek güzeldi. Nadir olsa da Cumartesi günleri bazen yakýn, bazen de civar köylerdeki diskoteklere gidiyor ve eðleniyorduk.
Hayat yaþayabildikten sonra her yerde ve her yaþta güzel oluyor.
Teþekkürler Winterberg, genç yaþta bize bu tecrübeleri ve bu güzellikleri yaþattýðýn için.







Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Batýda ilk göz aðrýsý
Tren, istasyona yaklaþýrken gün aðarýyor, alacakaranlýk yerini nazlý nazlý aydýnlýða býrakýyordu. 70’ýn Mart ayýydý. Wiesbaden’den gece yarýsý bindiðimiz tren, Frankfurt üzerinden aktarmalý olarak sabaha doðru Winterberg garýna girmek üzereydi, yol boyu ara istasyonlarda dize kadar kar gördüðümüz oluyordu. Oluyordu olmasýna ama asýl karý Winterberg’de gördük. Pencereden dýþarý baktýðýmýzda insan boyu kar þaþýrtmýþtý bizi. Buz gibi bir hava vardý. Bizim giysilerimiz biraz yazlýða çalýyordu. Diðer yolcular bize göre bayaðý bir sýký giyinmiþlerdi. Þükür serde gençlik ve delikanlýlýk vardý. Aksi taktirde bu soðukta diþlerimiz ya kilitlenir yada þakýrdardý.
Trenden indik. Tahsin isminde, Ýstanbul Otelcilik Okulu’ndan bir stajyer öðrenci, beni ve yanýmdaki sýnýf arkadaþým Fevzi Tiftik’i karþýladý. Ýstasyondan dýþarý çýktýk. Bir taksi bizi bekliyordu. Ýyi ki de bekliyordu. Aksi durumda biz taksi bekleseydik üzerimizdeki ince kýyafetlerle herhalde donardýk. Biz de Tahsin gibi stajyer öðrenciydik. Ankara Otelcilik Okulu’ndan, Hotel Kurhaus Winterberg’e staja gelmiþtik. Çok geçmeden otele ulaþtýk. Burada staj süresinde otelcilik bilgilerimizi geliþtirecektik. Daha da önemlisi bir yýl içinde Almancayý ana dilimiz kadar iyi öðrenmek zorundaydýk. Çünkü bir yýl sonra Ankara’ya döndüðümüzde okul bitirme sýnavlarý Almanca dili üzerinden yapýlacaktý. Yani okulu bitirebilmek ve diplomayý alabilmek için Almancayý çok iyi öðrenmekten baþka bir seçeneðimiz yoktu.

Kurhaus Winterberg
2. Dünya Savaþý’nda yaralýlarýn tedavi edildiði hastane olarak kullanýlan otelde 220 yatak bulunmaktaydý. O dönemin de en iyi teknik donanýmýna sahipti ve çok moderndi. Kýþ sporlarý ve yarýþmalarýnýn yapýldýðý pistlere çok yakýndý. Þehir merkezine yürüme yolu ile 10-15 dakika mesafedeydi. Otele varýþýmýzdan bir gün sonra iþbaþý yaptýk. Okulda Fransýzca ve Ýngilizce öðrenmiþtik. Almancayý hiç bilmiyorduk. Bir hafta önce 5-6 gün Wiesbaden’de Josef Baum Haus’da dil kursu verdiler, paralarý öðrettiler, ardýndan haydi bakalým asýl her þeyi staj yerlerinde öðreneceksiniz diye, Almanya’ya ayak bastýktan bir hafta sonra iþbaþý yaptýrdýlar. Bu arada Ýstanbul Otelcilik Okulu’ndan Muammer ve Fikret adýnda iki öðrenci daha, staj için geldiler. Kýsa sürede tanýþtýk, kaynaþtýk. 15 günde memleket, aile, anne, baba, kardeþler burnumuzda tütmeye baþlamýþtý. Buraya ayak bastýðýmýz günden beri kar hiç durmadý. Hep yaðdý. Otelden bir kilometre uzakta personel evinde kalýyorduk. Bir keresinde kar ve tipi yüzünden yolumuzu kaybettik. Ýþe geç gittik. Bu olayýn ardýndan iþletme müdürü bize personel evinden otele giden yeraltý yolunu gösterdi. Iþýklý geniþ ve temiz bir geçitti. Yinede geçerken ürperiyorduk. 2. Dünya Savaþý sýrasýnda karargah olarak kullanýlan iki bina arasýndaki bu geçitten kim bilir kimler ve hangi koþullarda gelip geçti. Düþüncesi bile ürpertiyordu.

Bir hafta sonra þehirde keþif turu
Bir hafta sonra hem tünelden hem otelden dýþarý çýktým. Yanýmda bir baþka iþ arkadaþým vardý. Bu defa sýký giyinmiþtik. Kimi yerde tuz, kimi yerde kum serpili olan yolda, yürümek pek de keyifliydi. Bir dörtyol aðzýna geldik. Burasý þehrin merkezi olsa gerek. Ýlk gün taksi ile geçerken Tahsin de ayný þeyleri söylemiþti. Oteller, restoranlar, kafeler, dükkanlar özellikle pastacýlar ne ararsan sanki en alasý buradaydý. Ýçimden iþte turistik yer böyle olsa gerek dedim. Etrafta turist kaynýyordu. Hemen hemen hepsi kayak yapmak için gelmiþti sanki. Çoluk, çocuk, genç, ihtiyar herkesin omzunda bir çift kayak vardý. Saða sola koþuþturuyorlardý. Bizde Uludað’da olduðu gibiydi. Ancak Uludað’da mevsim kýsa. Öðrendiðimize göre burada kýþ mevsimi yazdan daha uzun sürüyormuþ. Gördüðümüz her þey hoþumuza gidiyordu. Yeni bir Dünya’ya merhaba der gibiydik. Sevinçliydik, burada olmaktan, çalýþmaktan, dil öðrenmekten kendimizi þanslý hissediyorduk. Mekanlarý, dükkanlarý, kafeleri, vitrinleri tek tek inceliyor memleketle mukayese ediyorduk. Gezmekten yorulduk. Güzel bir kafede pasta yiyelim kahve içelim diye Cafe’ Ýtaliano’ya girdik. Keyifli bir mekandý. Biraz dinlendikten ve ýsýndýktan sonra, mutluluktan sarhoþ gibi dolaþa dolaþa kar yýðýnlarýnýn arasýnda kaybolmadan otelimize döndük.
Hiçbirimiz kýþ sporlarýndan ne yazýk ki anlamýyorduk. Kýþýmýz, çalýþmakla izin günlerimizde spor yapanlarý izlemekle, ara sýra sinemaya gitmekle geçiyordu. Hafta sonlarý toplanýp diskoya gittiðimiz de oluyordu. Almanca öðrenmek için otelde çalýþmanýn çok faydasýný görüyorduk. Türkler olarak kendi aramýzda da Almanca konuþmaya özen gösteriyorduk. Baþta garip geliyordu sonra eðlenceli olmaya baþladý.

Sürücü kursu
Almancamýn geliþmesine faydalý olacaðýna inandýðýmdan, boþ vakitlerimi daha iyi deðerlendirmek istediðimden sürücü kursuna yazýldým. “Yýlan deliðine sýðmayýnca kuyruðuna çalý baðlar” misali öðrendiðim azýcýk Almanca ile kursa yazýldým. Bir anda 20-25 her yaþtan Alman’ýn arasýnda sýnýfta yerimi aldým. Kýsa sürede ben onlara onlar bana alýþtý. Hatta ilerleyen zamanda bazýlarý ile çok da güzel dostluklarým oldu. Hem okulda hem de pratik araç sürüþleri esnasýnda keyif alýyor baþardýkça mutlu oluyordum. O ara Almanya’nýn kuzeyinde deniz kenarýnda bulunan juist- Norderney’da stajlarýný bitiren Nalan ile Sevgi de Winterberg’e bizim çalýþtýðýmýz otele geldiler. Bir süre sonra Nalan’la baþlayan arkadaþlýk ilerledi. Çok iyi anlaþýyorduk... ve bir gün arkadaþlýðýmýzý niþan yüzüðü ile taçlandýrdýk. Sürücü kursuna iþten artan vakitlerimde devam ediyordum. Birkaç ay sonra 7 aralýk 1970 tarihinde ehliyetlerini alanlarýn arasýnda, kutlama yapanlarýn yanýnda yerimi aldým. Bir kafede kutlama yaptýk. Ardýndan arkadaþlarýmdan ayrýldým, sevinçle otele döndüm. Akþam otelde de biz Türkler kendi aramýzda küçük bir kutlama yaptýk. Muammer; “Þimdi sýra geldi araba almaya” dedi. Ben de “para suyunu çekti” dedim. ”O zaman hep birlikte alýrýz” dedi. Öyle de oldu. Ertesi gün kendi aramýzda 1.000.- Mark topladýk. Ortak kasa yaptýk. (O zaman Almanya’da Mark vardý Euro yoktu) Bir Opel Kadet aldýk. O günden sonra hepimizin hayatý biraz daha renklendi. Ortak olan boþ zamanlarýmýzda gerek Winterberg’ýn çevresinde, gerek, çevre kasabalarda gezip dolaþýyor baþka baþka yerler keþfediyorduk. Yaþadýklarýmýz hatýrlara ve anýlara dönüþüyordu.

Yaz geldi güzellik ortaya çýktý
Mayýs aylarýnýn sonlarýna doðru kar yaðýþý azaldý. Akabinde karlar yavaþ yavaþ erimeye baþladý. Havalar serin geçtiði için erime bizim ülkemizde olduðu gibi 3-5 günde biteceðe benzemiyor. Karlarýn erimesi yaklaþýk 20 gün sürdü. Ardýndan yaný baþýmýzdaki olimpik havuz ortaya çýktý. Üç tramplen ile çok güzel ve çekici görünüyordu. Havuzu görünce oyuncaðýný bulmuþ çocuklar gibi sevindik. Arkadaþlarla aramýzda havalar ýsýnýnca burada sýkça yüzeriz diye þakalaþtýk. Aramýzda hiçbirimiz maalesef ne kayaktan, ne atlama pistinden (Sprungschanze), yarýþ kýzaðýndan (Bobbahn) veya daha baþka kýþ sporlarýndan bir haberdik. Oysa burasý her türlü kýþ sporlarý için mükemmeldi. Winterberg yaz aylarýnda da çok güzeldi. Sokaklar caddeler pýrýl pýrýldý. Özellikle herkesin buluþtuðu ortak alanlar ve merkez meydaný o kadar güzel düzenlenmiþti ki akþamlarý hem kent sakinleri ve hem de tatilcileri bir arada güzel vakit geçiriyorlardý. Sýkça büyük bir orkestra açýk hava konseri veriyor, her türlü klasik müzik çalýyordu. Iþýklandýrmalar, parklar, bahçeler cömertçe güzellikler saçýyordu.
Evet havalar iyice ýsýndý. Ýþten artan zamanlarýmýzda veya izinli olduðumuz günlerde orman içindeki patika yollardan yürümek, yüzmek, araba ile saða sola daha kolay gidebilmek güzeldi. Nadir olsa da Cumartesi günleri bazen yakýn, bazen de civar köylerdeki diskoteklere gidiyor ve eðleniyorduk.
Hayat yaþayabildikten sonra her yerde ve her yaþta güzel oluyor.
Teþekkürler Winterberg, genç yaþta bize bu tecrübeleri ve bu güzellikleri yaþattýðýn için.







Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
