Sebahattin Karaca
Rahmi Yarba, Dost Canlýsý, Vefalý ve Sade Ýnsan
Seksenli yýllarýn baþýydý. Foça Ýlköðretim Müdürlüðü binasý ile iþlettiðim otelin arasýnda rahmetli Yusuf Saf’a ait Dedem Pansiyon’dan baþka bir bina yoktu. Dönemin Ýlköðretim Müdürü Mehmet bey, “Oteliniz hayýrlý olsun. Artýk bir yandan komþu olduk, diðer yandan ise, Merkez Ýlkokulu Okul Aile Birliði Baþkanlýðý’ný yapýyorsunuz, ara sýra uðramanýzý istiyoruz, iki laf bir sohbet yanýnda bir kahve iyi gider” diyordu.
Ben de davetin icabýný ilk fýrsatta yerine getirdim. Daha kapýdan girerken yattýðý yer nur olsun, Mehmet bey kapýda karþýlamýþtý. Yanýnda biri daha vardý. Müdür, “Yardýmcým Rahmi bey” diye tanýþtýrdý. Merhabalaþtýk. Hal hatýr sorduk. Üçlü ve keyifli bir sohbete baþladýk. Çaylar gitti, kahveler geldi; muhabbet eðitimden, turizmden derken yaþamýn her dalýna sýçradý. O gün Mehmet beyin yanýnda tanýdýðým Rahmi bey, müdürüne saygýya istinaden olsa gerek, daha ziyade dinlemede kalýyordu. Ancak konuþtuðu zamanda inandýrýcý ve etkileyici oluyordu. Ýnce, uzun boylu, kibar, iyi giyimliydi. Sadeliði ve doðallýðý, davranýþlarýna, hal ve hareketlerine yansýyordu. Daha o gün aramýzda saðlam bir dostluðun ve arkadaþlýðýn temellerinin atýldýðýný hissetmiþtim. Sonraki aylarda ailece görüþmeye baþladýk, Rahmi Yarba ve çok deðerli eþi Nilgün Yarba ile. O yýllarda akþamlarý eþ-dost arkadaþlar ailecek birbirlerine gider gelirdi. Akþamlarý ailelerin bir araya gelmeleri bayramyeri gibi þenlikli olurdu. Çocuklar bir arada oynar, büyükler kendi aralarýnda, dedikodudan uzak, kaliteli sohbetler ederlerdi.
Çok deðil birkaç sene sonra Ýlköðretim Müdürlüðü binasýnýn bahçesine ilkokul yapýldý. Okula müdür olarak önce Ýlköðretim Müdürü Mehmet bey atandý. 3-4 ay içinde emekli olan Mehmet beyin yerine bu defa Rahmi beyin müdür olarak tayini onandý. Rahmi beyin, bu güzide ilkokulda yýllar boyu, diðer öðretmen arkadaþlarý ile birlikte taze beyinleri eðittiðini, yetiþtirdiðini izleyip gördüm. Pek çok öðrencisinin ilerleyen yýllarda baþarýlarýný gördükçe mutlu olur, gururlanýrdý. Kendisini ziyarete gelen eski öðrencilerini büyük küçük demeden çok ciddiye alýr, arkadaþ gibi davranýr, onlara önemli olduklarýný hissettirirdi.
Foça’da doðmuþ, büyümüþ, okumuþ olan Rahmi bey, bu defa Foça’da uzun yýllar eðitimci olarak çalýþtýktan sonra, emekli olmuþtu. Ayný zamanda sayýsýz insana vefalý dost, arkadaþ olmayý ve kalmayý baþarmýþtý. Emekli olduktan birkaç yýl sonra geçirdiði rahatsýzlýk nedeniyle sessizliðe bürünmüþ olan, Rahmi Yarba’nýn hayatýndan bazý kesitleri yazmaya niyetlendim. Kendisi ve yakýnlarýyla görüþtüm. Olumlu karþýladýlar. Bu baðlamda Rahmi bey yönelttiðim sorularýmý, iþaret dili, kolu ve baþý ile yanýtladý. Konuþtuklarýmýzý ve ben konuþtuklarýmýzdan anladýklarýmý yazarak, sevenleri ile paylaþmak istedim. Bu kapsamda Rahmi beye ilk sorumu yönelttim.

-Rahmi bey, kimlerin çocuðu olarak, ne zaman doðdunuz? Kaç kardeþtiniz? Ailenizden biraz bahseder misiniz?
Ali dedem ve kardeþleri, o dönem çalkalanan Dünya’da, Osmanlý topraklarý olmaktan çýkmýþ Arnavutluk’ta kalamayacaklarýný anladýktan sonra, 1933 yýlýnda Arnavutluk’un Gürokastra þehrinden baþlayan yolculuk, çeþitli zorluklardan sonra Türkiye’ye ulaþmakla son bulmuþ.. Ayný yýl Ali dedem, eþi ve o zaman 7 yaþýndaki oðlu Muharrem ile birlikte Menemen’e yerleþmiþler.
Babam delikanlý çaðýna geldiðinde Seyrekköy ile Ulukent arasýnda bulunan Günerli köyünde kahyalýk yapmaya baþlamýþ. Bu yýllarda annemle evlenmiþler.
Bu evlilikten ben 1954 yýlýnda Menemen’de Dünya’ya gelmiþim. Henüz 2 yaþýndaymýþým ailem Foça’ya yerleþmiþ. Babam Belediyeden kiraladýðý Susam sokaðýndaki dükkanýnda kendi ürettiði süt ve süt ürünleri satardý. Ailemiz büyüktü. Benim “geniþ aile” dediðim içinde dedem, babaannem, babam ve ailesi, halamlar, amcamlar hep birlikte þimdiki Fevzipaþa mahallesinde bulunan Ceyhun Ticaret’in olduðu yerde büyük bir evde otururduk. Çok fazla sosyal hayatýn içine girmezdik. Kendi halimizde yaþar giderdik. Kardeþim Mukaddes 1958 yýlýnda Foça’da bu evde doðdu.
-Foça’da geçen çocukluk yýllarýndan ve anýlarýnýzdan biraz bahseder misiniz?
Çocukluk yýllarýma dair maalesef anlatabileceðim fazla bir þeyim yok. Yok, çünkü ilk ve ortaokulu Foça’da okudum. Yaz aylarýnda yaþýtlarým denize girer, yüzer, eðlenirlerdi. Oyun oynar çocukluklarýný yaþarlardý. Babam, benim bunlarý yapmama müsaade etmedi. Hem okumamý, hem bir meslek sahibi olmamý, bunun yaný sýra harçlýðýmý çýkarmamý istedi. Göçmen çocuðu olmak kolay deðildir. Aile fertlerinin doðup büyüdüðü, geliþip serpildiði, mal, mülk, toprak sahibi olduðu yurtlarýný, eli boþ terk edip, baþka diyarlarda tutunmaya, ayakta kalmaya çalýþmak ta kolay deðildir. Göçmenlerin genel olarak birbirine benzeyen daha pek çok ortak yanlarý, alýþkanlýklarý, olmazsa olmazlarý vardýr. Onlardan birisi de her göçmenin illaki bir meslek sahibi olmasý þartýdýr. Bu baðlamda babam da benim, þimdiki Simit Sarayý’nýn bulunduðu yerde, o zaman Bülent ve Salih kardeþlere ait marangoz atölyesine çýrak olarak girmemi ve marangozluk mesleðini öðrenmemi istedi ve “Eti sizin, kemiði benim, bunu yetiþtirin, meslek sahibi olsun” diyerek marangoz atölyesine çýrak olarak verdi. Ardýndan da “Ustalarýndan en ufak bir þikayet duyarsam fena olur” diye uyardý. Öðretmen okuluna gidinceye kadar her yaz marangoz atölyesinde çalýþtým. Kýsaca hýzarýn karþýsýnda, talaþýn içinde, toz toprak yutarken, arkadaþlarýmýn bindiði bisiklet, girdiði deniz, benim için hayal oldu.
-Foça’dan ne zaman, ne için ayrýldýnýz? Tekrar ne zaman, hangi sebeplerle döndünüz?
Ortaokulu bitirdikten sonra Ýmroz Gökçeada Öðretmen Okulu sýnavlarýna girmiþ olmama raðmen “ya kazanamazsam” düþüncesiyle tedbiren Menemen Lisesi’ne kaydýmý yaptýrdým. Bir - iki hafta liseye devam ettim. Ardýndan Öðretmen Okulu’na giriþ sýnavlarýný kazandýðým haberini alýnca bu defa Menemen Lisesi’nden kaydýmý sildirdim. Vakit kaybetmeden Ýmroz Gökçeada Öðretmen Okulu’na kaydýmý yaptýrdým. O an gurbetin baþladýðýný düþündüm. Ýçimde bir yanma, bir acý hissettim. Benden önce burada eðitimine devam eden Foçalý Bülent Kaya’nýn bulunmasýndan dolayý içimde gurbette yalnýzlýk çekmeyeceðimin rahatlýk duygusu vardý. Buna raðmen ayrýlýk pek de kolay olmadý. Geniþ bir ailenin içinde yaþamaya alýþmýþ birisi olarak herkesten ayný anda ayrýlmak kolay olmadý. Ýlk günlerim, ilk aylarým hasret ve özlemle geçti. Sonralarý okulda edindiðim eþ dost ve arkadaþlýklar hasretliklerime merhem gibi geldi, böylece yeni hayatýma alýþmama yardýmcý oldu. Yaz tatillerinde Foça’ya ailemin yanýna geliyordum. Marangozluk yerine Foça’da bulunan Fransýz Tatil Köyü’nde çalýþýyordum. Ýki yazým tatil köyünde çalýþarak geçti. Burada da baþta öz güven ve disiplin olmak üzere, iþ ve çalýþma hayatýnda daha sonraki yýllarýmda iþe yarayacak epey bir tecrübe kazanmýþtým. Öyle veya böyle yýllar birbirini kovaladý. Öðretmen okulunu bitirdim. Öðretmenlik belgemi aldým. Aldým almasýna ama yaþýmýn 17 olmasýndan dolayý kadroya giremeyeceðim, öðretmenlik yapamayacaðým, maaþ alamayacaðým söylenince, üstüme kaynar sular döküldü. Hayatýmda her zaman önemli yeri olan babam bir kere daha kollarý sývadý, mahkeme kararý ile bir günde yaþýmý 17’den 18’e çýkarttýrdý. Böylece öðretmen olarak göreve baþlamamý saðladý. Ýlk tayinim Erzincan’ýn Ilýç ilçesinin Çobanlý köyüne tayin oldum. Çobanlý köyünün halký ve okuldaki öðrencilerle çok çabuk kaynaþtým. Okuldaki eksikler saymakla bitmezdi. Kýsa sürede köy halkýnýn desteðini arkamda buldum. Ýyi bir eðitim için gerekli olan her þeyi birkaç hafta içinde tamamladýk. Anadolu’yu burada tanýdým. Biz Ege çocuðu olarak Anadolu ile ilgili az þey biliyormuþuz. Ýlk günden son güne kadar halkýn teveccühü ile güzel iþlere imza attýk. Orada kazandýðým tecrübe ile çocuk eðitmen (yaþ 17) olarak yaþadýklarýmý yazsam roman olur. Daha 17 yaþýnda ideal bir öðretmen olarak 40-50 fidan yetiþtirmek için gerçekten bilgi, beceri ve donaným istiyordu.

-Kiminle, ne zaman evlendiniz?
Ilýç’dan sonra tayinim önce Tire’nin bir köyüne, oradan da, þimdi Aliaða kazasý hudutlarý içinde kalan Horozgediði köyüne çýktý. Ayný okulda Foçalý olan Sadettin Akçakoca ile çalýþýyordum. 1975 yýlýnda Foça Devlet Hastanesi’nde görevli Allah rahmet eylesin Saðlýkçý Ali Çetin’in öðretmen okulunu yeni bitirmiþ olan kýzý Nilgün Çetin ile evlendim. Eþim de benim çalýþtýðým Horozgediði’nde öðretmen olarak göreve baþladý. Bu evlilikten adýný Engin koyduðumuz bir oðlumuz oldu.
-Foça’daki görevleriniz ve o dönemdeki eðitime dair söylemek istediðiniz bir þeyler var mý?
Horozgediði’nde görevim devam ederken, Foça’ya Ýlköðretim Müdür Yardýmcýsý olarak atandýðým bildirildi. Bir hafta veya on gün içinde þimdiki Öðretmenevi binasýnda bulunan Foça Ýlçesi Ýlköðretim Müdürlüðü’nde müdür yardýmcýsý olarak göreve baþladým. Burada müdürüm Mehmet bey ile birlikte uzun müddet çalýþtým. Ayný binanýn bahçesinde hayýrsever Reha Midilli ve kardeþleri annelerinin adýný taþýyan Bedia Midilli Ýlkokulu’nu yaptýrdýlar. Bu okula önce daireden müdürüm Mehmet bey müdür olarak atandý. Çok kýsa bir süre sonra müdür bey emekli olunca bu defa onun yerine benim atamam yapýldý. Bedia Midilli Ýlkokulu’nda emekliliðime kadar müdür olarak görev yaptým.
Erzincan Çobanlar köyünde edindiðim tecrübelerim doðrultusunda dört duvar olarak milli eðitime teslim edilmiþ okulun, tüm ihtiyaçlarýný çok sayýda eþ dost ve meslektaþlarýmýn da yardýmlarý ile tamamlayarak, zaman kayýp etmeden ayný yýl eðitime kazandýrdýk. Müdürlük yaptýðým okulda iyi eðitim verilsin diye çok kafa yorardým. Eðitim için yeni olan her þeyi takip ederdim. Zaman kayýp etmeyi sevmezdim. Kiþisel gayretlerimle bir yolunu bulur, teçhizat ve donaným bakýmýndan okulun iyi olmasýný saðlamaya çalýþýrdým. Eðitim o zamanlar daha iyiydi. Öðretmenlerde ciddi bir inisiyatif kullanma durumu vardý. Durumun böyle olduðunu mezun ettiðimiz öðrencilerin baþarýlarýndan kolayca görebiliyorduk.
-Emekli olduktan sonra ne iþle uðraþtýnýz? Siyasete ilgi duydunuz mu?
Her þeyin bir vakti var. Ne derler “demir tavýnda dövülür”. Emekli olma hakkým doðduðunda, vakit geçirmeden emekli oldum. Babam yýllarýný verdiði dükkanýnda bir gün “artýk anahtarýn devir zamanýdýr evlat” diyerek anahtarý elime tutuþturdu. Baba mesleðini biraz deðiþtirdim. Þarküteriye daha aðýrlýk verdim. Ara sýra eþ dostun da teþvikleri oldu. Siyasete ilgi duydum. Baþkanlýk için girdiðim ön seçimi kýl payý kaçýrdým ama üzülmedim. Belki nasip baþka zamanadýr diye düþündüm ve iþime devam ettim.
-Yaþadýklarýnýz arasýndan unutamadýðýnýz bir iki anýnýzý paylaþýr mýsýnýz?
Yaþadýðým elbette çok aný var. En iyisi, biri hariç diðerlerinden hiç bahsetmeyim. Foça’da görev yaptýðým yýllarda, her türlü etkinliklerde ya ben görev alýr organize ederdim. Ya da bana bu veya buna benzer görevler verilirdi. Bu tür þeyleri yapmaktan keyif alýrdým. Hatta Foça’nýn Orhan Boran’ý veya Halit Kývanç’ý diye hakkýmda söylentiler de dolaþýrdý. Bu söylentiler de beni rahatsýz etmezdi. Aksine mutlu olurdum. Dýþa dönük, hayata baðlý, canlý, diri, dolu dolu bir insandým.
Hal böyleyken bir hastalýðýn pençesine düþtüm. O hastalýk ikinci bir hastalýðý tetikledi. Ýlkini uzun tedavilerden sonra yendim. Ama ikincisini yenemedim. Hiçbir tedavi yakalandýðým kýsmi felce çare olmadý. Aktif, canlý, dinç, dinamik olan, eþ dost arkadaþlarýyla hayatý ve güzel yaþamayý seven ben, önce hareketlerimi, yürümeyi ve ardýndan konuþma özelliðimi kayýp ettim. Katlanmaktan baþka çare yoktu. Ýnsanoðlu zor da olsa her þeye alýþýyor.
Ancak ne zaman bir arkadaþýmý, bir öðrencimi, bir tanýdýðýmý görsem yüreðim sevinçten çarpar, el kol ve mimik hareketlerimle içindeki sevinci onunla paylaþýrým. Duygularýmý dýþarýya vururum. Sevinç hisseder, sevincimi paylaþýrým.

Arkadaþý Sedat Eryýlmaz’ýn gözünden Rahmi Yarba
Rahmi Yarba ile arkadaþlýðým, Rahmi’nin öðretmen okuluna gitmeden önce Menemen Lisesi’ndeki çok kýsa süren eðitimi sýrasýnda olmuþtu. Aradan bugün itibariyle 50 yýl geçti. Ýyi ki bu güzel insaný tanýmýþým.
Öðretmenliði süresinde öðrencilerinden ve okulundan baþka bir þey düþünmeyen efsane bir eðitimciydi. Öðrencilerinin kendisinden korktuklarý, buna raðmen de en çok sevdikleri öðretmenlerden biriydi.
Yaþamýný öðrencilerine ve baþta Bedia Midilli Ýlkokulu olmak üzere görev yaptýðý okullara adayan bir eðitimciydi. Foça’da yapýlan tüm etkinliklerde hep görev aldý. Önder oldu. Baþaramamak, baþarýsýz olmak onun yapýsýnda yoktu. Ýki yaþýndan beri içinde büyüdüðü, sevdiði, kendisine sunduðu imkanlardan dolayý Foça’ya ve Foçalýlara hizmet etmek bu manada Foça’ya olan borcunu ödemek için emekli olduktan sonra siyaset içi ve dýþýnda uðraþlar verdi ama olmadý.
Emekli oluþunun üzerinden birkaç yýl geçmiþti ki rahatsýzlandý. Tüm tedavilere raðmen, rahatsýzlýk devam etti. Rahatsýzlýk yerini giderek hareketsizliðe ve sessizliðe býraktý. Bu rahatsýzlýk Dev Adam Rahmi’ye erken geldi ve hiç yakýþmadý.
Öðrencilerinin gözünden Rahmi Yarba.
86 yýlýnda, büyük bir þans ile baþlamýþtýk, okul hayatýna. O zamanlar, iyi bir ilkokul müdürüne ve sýnýf öðretmenine (Sn.Ayla Aksoy) sahip olmanýn, ne denli önemli olduðunun farkýnda deðildik tabi.
Rahmi müdür deyince akla bir sürü þey geliyor ama, sanýrým bütün öðrencilerinin ilk söyleyeceði þey “disiplin” olacaktýr. Epey çekinirdik kendisinden lakin, disiplinli ve bir o kadar da idealist bir okul müdürüne sahip olmanýn avantajlarýný da yaþamadýk deðil. Okulumuz hep temizdi mesela. Soðuk kýþ aylarýnda, sabahýn erken saatlerinde temiz ve sýcak derslikler karþýladý bizi. Sobanýn baþýna toplanýr, ellerimizi ýsýtýrdýk. O zamanlar kalorifer nerdeee..
Okulumuzda ilk izci takýmý bizdik mesela. Bir sürü “ilk” Rahmi müdür sayesinde gerçekleþti. Okulun ilk izci bandosu, ilk basketbol takýmý, okul bahçesinde kum havuzu, hatta arka bahçedeki küçük kantin bile onun eseridir. Yalnýz, kantin deyip geçmemek lazým. Kantin (Kooperatif gibi iþletilirdi) “kantin kolu” öðrencilerine zimmetli idi. Teneffüslerde koþar, kantinin kapýsýný açardýk. Yapýlan satýþ ile elde edilen geliri kasamýza koyar, okul bitiminde teslim ederdik. Küçücük öðrencilerine bu denli güvenmek ve onlarýn kiþisel geliþimi için sorumluluk vermek, hele ki 80’lerde, çok az okulda görülen bir durumdu. sahip olduðu bu ve buna benzer vizyonunu bize aþýladý.
Rahmi hoca deyince, akla gelen þeylerden biri de parfümüdür. Kendisi gelmeden kokusu ulaþýrdý okula. Kim nerede yaramazlýk yapýyorsa, kokuyu alýnca hemen uslanýverirdi. Bir nevi, otokontrol anlayacaðýnýz.
Ha bir de gülüþü, okul saatlerinde pek fazla gülmediðinden olsa gerek, güldüðü zaman yüz kaslarý tepki verir, kaþlarý ve alný hareket ederdi. Çocuk aklý iþte, nelere dikkat ediyor.
Ýyi ki bizim müdürümüzdü. Hayatta en çok lazým olan disiplini, sorumluluðu, azmi, gayreti ve daha pek çok þeyi onun sayesinde öðrendik.
Öðrencileri: Derya – Günseli – Oylum – Övünç - Selen
Teþekkürler Rahmi Yarba, büyüðüne saygýsýný, küçüðüne sevgisini esirgemeyen, can dost, vefalý insan, adam gibi adam daha nice güzellikleri birlikte görmek ve yaþamak ümidiyle.













.
Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Seksenli yýllarýn baþýydý. Foça Ýlköðretim Müdürlüðü binasý ile iþlettiðim otelin arasýnda rahmetli Yusuf Saf’a ait Dedem Pansiyon’dan baþka bir bina yoktu. Dönemin Ýlköðretim Müdürü Mehmet bey, “Oteliniz hayýrlý olsun. Artýk bir yandan komþu olduk, diðer yandan ise, Merkez Ýlkokulu Okul Aile Birliði Baþkanlýðý’ný yapýyorsunuz, ara sýra uðramanýzý istiyoruz, iki laf bir sohbet yanýnda bir kahve iyi gider” diyordu.
Ben de davetin icabýný ilk fýrsatta yerine getirdim. Daha kapýdan girerken yattýðý yer nur olsun, Mehmet bey kapýda karþýlamýþtý. Yanýnda biri daha vardý. Müdür, “Yardýmcým Rahmi bey” diye tanýþtýrdý. Merhabalaþtýk. Hal hatýr sorduk. Üçlü ve keyifli bir sohbete baþladýk. Çaylar gitti, kahveler geldi; muhabbet eðitimden, turizmden derken yaþamýn her dalýna sýçradý. O gün Mehmet beyin yanýnda tanýdýðým Rahmi bey, müdürüne saygýya istinaden olsa gerek, daha ziyade dinlemede kalýyordu. Ancak konuþtuðu zamanda inandýrýcý ve etkileyici oluyordu. Ýnce, uzun boylu, kibar, iyi giyimliydi. Sadeliði ve doðallýðý, davranýþlarýna, hal ve hareketlerine yansýyordu. Daha o gün aramýzda saðlam bir dostluðun ve arkadaþlýðýn temellerinin atýldýðýný hissetmiþtim. Sonraki aylarda ailece görüþmeye baþladýk, Rahmi Yarba ve çok deðerli eþi Nilgün Yarba ile. O yýllarda akþamlarý eþ-dost arkadaþlar ailecek birbirlerine gider gelirdi. Akþamlarý ailelerin bir araya gelmeleri bayramyeri gibi þenlikli olurdu. Çocuklar bir arada oynar, büyükler kendi aralarýnda, dedikodudan uzak, kaliteli sohbetler ederlerdi.
Çok deðil birkaç sene sonra Ýlköðretim Müdürlüðü binasýnýn bahçesine ilkokul yapýldý. Okula müdür olarak önce Ýlköðretim Müdürü Mehmet bey atandý. 3-4 ay içinde emekli olan Mehmet beyin yerine bu defa Rahmi beyin müdür olarak tayini onandý. Rahmi beyin, bu güzide ilkokulda yýllar boyu, diðer öðretmen arkadaþlarý ile birlikte taze beyinleri eðittiðini, yetiþtirdiðini izleyip gördüm. Pek çok öðrencisinin ilerleyen yýllarda baþarýlarýný gördükçe mutlu olur, gururlanýrdý. Kendisini ziyarete gelen eski öðrencilerini büyük küçük demeden çok ciddiye alýr, arkadaþ gibi davranýr, onlara önemli olduklarýný hissettirirdi.
Foça’da doðmuþ, büyümüþ, okumuþ olan Rahmi bey, bu defa Foça’da uzun yýllar eðitimci olarak çalýþtýktan sonra, emekli olmuþtu. Ayný zamanda sayýsýz insana vefalý dost, arkadaþ olmayý ve kalmayý baþarmýþtý. Emekli olduktan birkaç yýl sonra geçirdiði rahatsýzlýk nedeniyle sessizliðe bürünmüþ olan, Rahmi Yarba’nýn hayatýndan bazý kesitleri yazmaya niyetlendim. Kendisi ve yakýnlarýyla görüþtüm. Olumlu karþýladýlar. Bu baðlamda Rahmi bey yönelttiðim sorularýmý, iþaret dili, kolu ve baþý ile yanýtladý. Konuþtuklarýmýzý ve ben konuþtuklarýmýzdan anladýklarýmý yazarak, sevenleri ile paylaþmak istedim. Bu kapsamda Rahmi beye ilk sorumu yönelttim.

-Rahmi bey, kimlerin çocuðu olarak, ne zaman doðdunuz? Kaç kardeþtiniz? Ailenizden biraz bahseder misiniz?
Ali dedem ve kardeþleri, o dönem çalkalanan Dünya’da, Osmanlý topraklarý olmaktan çýkmýþ Arnavutluk’ta kalamayacaklarýný anladýktan sonra, 1933 yýlýnda Arnavutluk’un Gürokastra þehrinden baþlayan yolculuk, çeþitli zorluklardan sonra Türkiye’ye ulaþmakla son bulmuþ.. Ayný yýl Ali dedem, eþi ve o zaman 7 yaþýndaki oðlu Muharrem ile birlikte Menemen’e yerleþmiþler.
Babam delikanlý çaðýna geldiðinde Seyrekköy ile Ulukent arasýnda bulunan Günerli köyünde kahyalýk yapmaya baþlamýþ. Bu yýllarda annemle evlenmiþler.
Bu evlilikten ben 1954 yýlýnda Menemen’de Dünya’ya gelmiþim. Henüz 2 yaþýndaymýþým ailem Foça’ya yerleþmiþ. Babam Belediyeden kiraladýðý Susam sokaðýndaki dükkanýnda kendi ürettiði süt ve süt ürünleri satardý. Ailemiz büyüktü. Benim “geniþ aile” dediðim içinde dedem, babaannem, babam ve ailesi, halamlar, amcamlar hep birlikte þimdiki Fevzipaþa mahallesinde bulunan Ceyhun Ticaret’in olduðu yerde büyük bir evde otururduk. Çok fazla sosyal hayatýn içine girmezdik. Kendi halimizde yaþar giderdik. Kardeþim Mukaddes 1958 yýlýnda Foça’da bu evde doðdu.
-Foça’da geçen çocukluk yýllarýndan ve anýlarýnýzdan biraz bahseder misiniz?
Çocukluk yýllarýma dair maalesef anlatabileceðim fazla bir þeyim yok. Yok, çünkü ilk ve ortaokulu Foça’da okudum. Yaz aylarýnda yaþýtlarým denize girer, yüzer, eðlenirlerdi. Oyun oynar çocukluklarýný yaþarlardý. Babam, benim bunlarý yapmama müsaade etmedi. Hem okumamý, hem bir meslek sahibi olmamý, bunun yaný sýra harçlýðýmý çýkarmamý istedi. Göçmen çocuðu olmak kolay deðildir. Aile fertlerinin doðup büyüdüðü, geliþip serpildiði, mal, mülk, toprak sahibi olduðu yurtlarýný, eli boþ terk edip, baþka diyarlarda tutunmaya, ayakta kalmaya çalýþmak ta kolay deðildir. Göçmenlerin genel olarak birbirine benzeyen daha pek çok ortak yanlarý, alýþkanlýklarý, olmazsa olmazlarý vardýr. Onlardan birisi de her göçmenin illaki bir meslek sahibi olmasý þartýdýr. Bu baðlamda babam da benim, þimdiki Simit Sarayý’nýn bulunduðu yerde, o zaman Bülent ve Salih kardeþlere ait marangoz atölyesine çýrak olarak girmemi ve marangozluk mesleðini öðrenmemi istedi ve “Eti sizin, kemiði benim, bunu yetiþtirin, meslek sahibi olsun” diyerek marangoz atölyesine çýrak olarak verdi. Ardýndan da “Ustalarýndan en ufak bir þikayet duyarsam fena olur” diye uyardý. Öðretmen okuluna gidinceye kadar her yaz marangoz atölyesinde çalýþtým. Kýsaca hýzarýn karþýsýnda, talaþýn içinde, toz toprak yutarken, arkadaþlarýmýn bindiði bisiklet, girdiði deniz, benim için hayal oldu.
-Foça’dan ne zaman, ne için ayrýldýnýz? Tekrar ne zaman, hangi sebeplerle döndünüz?
Ortaokulu bitirdikten sonra Ýmroz Gökçeada Öðretmen Okulu sýnavlarýna girmiþ olmama raðmen “ya kazanamazsam” düþüncesiyle tedbiren Menemen Lisesi’ne kaydýmý yaptýrdým. Bir - iki hafta liseye devam ettim. Ardýndan Öðretmen Okulu’na giriþ sýnavlarýný kazandýðým haberini alýnca bu defa Menemen Lisesi’nden kaydýmý sildirdim. Vakit kaybetmeden Ýmroz Gökçeada Öðretmen Okulu’na kaydýmý yaptýrdým. O an gurbetin baþladýðýný düþündüm. Ýçimde bir yanma, bir acý hissettim. Benden önce burada eðitimine devam eden Foçalý Bülent Kaya’nýn bulunmasýndan dolayý içimde gurbette yalnýzlýk çekmeyeceðimin rahatlýk duygusu vardý. Buna raðmen ayrýlýk pek de kolay olmadý. Geniþ bir ailenin içinde yaþamaya alýþmýþ birisi olarak herkesten ayný anda ayrýlmak kolay olmadý. Ýlk günlerim, ilk aylarým hasret ve özlemle geçti. Sonralarý okulda edindiðim eþ dost ve arkadaþlýklar hasretliklerime merhem gibi geldi, böylece yeni hayatýma alýþmama yardýmcý oldu. Yaz tatillerinde Foça’ya ailemin yanýna geliyordum. Marangozluk yerine Foça’da bulunan Fransýz Tatil Köyü’nde çalýþýyordum. Ýki yazým tatil köyünde çalýþarak geçti. Burada da baþta öz güven ve disiplin olmak üzere, iþ ve çalýþma hayatýnda daha sonraki yýllarýmda iþe yarayacak epey bir tecrübe kazanmýþtým. Öyle veya böyle yýllar birbirini kovaladý. Öðretmen okulunu bitirdim. Öðretmenlik belgemi aldým. Aldým almasýna ama yaþýmýn 17 olmasýndan dolayý kadroya giremeyeceðim, öðretmenlik yapamayacaðým, maaþ alamayacaðým söylenince, üstüme kaynar sular döküldü. Hayatýmda her zaman önemli yeri olan babam bir kere daha kollarý sývadý, mahkeme kararý ile bir günde yaþýmý 17’den 18’e çýkarttýrdý. Böylece öðretmen olarak göreve baþlamamý saðladý. Ýlk tayinim Erzincan’ýn Ilýç ilçesinin Çobanlý köyüne tayin oldum. Çobanlý köyünün halký ve okuldaki öðrencilerle çok çabuk kaynaþtým. Okuldaki eksikler saymakla bitmezdi. Kýsa sürede köy halkýnýn desteðini arkamda buldum. Ýyi bir eðitim için gerekli olan her þeyi birkaç hafta içinde tamamladýk. Anadolu’yu burada tanýdým. Biz Ege çocuðu olarak Anadolu ile ilgili az þey biliyormuþuz. Ýlk günden son güne kadar halkýn teveccühü ile güzel iþlere imza attýk. Orada kazandýðým tecrübe ile çocuk eðitmen (yaþ 17) olarak yaþadýklarýmý yazsam roman olur. Daha 17 yaþýnda ideal bir öðretmen olarak 40-50 fidan yetiþtirmek için gerçekten bilgi, beceri ve donaným istiyordu.

-Kiminle, ne zaman evlendiniz?
Ilýç’dan sonra tayinim önce Tire’nin bir köyüne, oradan da, þimdi Aliaða kazasý hudutlarý içinde kalan Horozgediði köyüne çýktý. Ayný okulda Foçalý olan Sadettin Akçakoca ile çalýþýyordum. 1975 yýlýnda Foça Devlet Hastanesi’nde görevli Allah rahmet eylesin Saðlýkçý Ali Çetin’in öðretmen okulunu yeni bitirmiþ olan kýzý Nilgün Çetin ile evlendim. Eþim de benim çalýþtýðým Horozgediði’nde öðretmen olarak göreve baþladý. Bu evlilikten adýný Engin koyduðumuz bir oðlumuz oldu.
-Foça’daki görevleriniz ve o dönemdeki eðitime dair söylemek istediðiniz bir þeyler var mý?
Horozgediði’nde görevim devam ederken, Foça’ya Ýlköðretim Müdür Yardýmcýsý olarak atandýðým bildirildi. Bir hafta veya on gün içinde þimdiki Öðretmenevi binasýnda bulunan Foça Ýlçesi Ýlköðretim Müdürlüðü’nde müdür yardýmcýsý olarak göreve baþladým. Burada müdürüm Mehmet bey ile birlikte uzun müddet çalýþtým. Ayný binanýn bahçesinde hayýrsever Reha Midilli ve kardeþleri annelerinin adýný taþýyan Bedia Midilli Ýlkokulu’nu yaptýrdýlar. Bu okula önce daireden müdürüm Mehmet bey müdür olarak atandý. Çok kýsa bir süre sonra müdür bey emekli olunca bu defa onun yerine benim atamam yapýldý. Bedia Midilli Ýlkokulu’nda emekliliðime kadar müdür olarak görev yaptým.
Erzincan Çobanlar köyünde edindiðim tecrübelerim doðrultusunda dört duvar olarak milli eðitime teslim edilmiþ okulun, tüm ihtiyaçlarýný çok sayýda eþ dost ve meslektaþlarýmýn da yardýmlarý ile tamamlayarak, zaman kayýp etmeden ayný yýl eðitime kazandýrdýk. Müdürlük yaptýðým okulda iyi eðitim verilsin diye çok kafa yorardým. Eðitim için yeni olan her þeyi takip ederdim. Zaman kayýp etmeyi sevmezdim. Kiþisel gayretlerimle bir yolunu bulur, teçhizat ve donaným bakýmýndan okulun iyi olmasýný saðlamaya çalýþýrdým. Eðitim o zamanlar daha iyiydi. Öðretmenlerde ciddi bir inisiyatif kullanma durumu vardý. Durumun böyle olduðunu mezun ettiðimiz öðrencilerin baþarýlarýndan kolayca görebiliyorduk.
-Emekli olduktan sonra ne iþle uðraþtýnýz? Siyasete ilgi duydunuz mu?
Her þeyin bir vakti var. Ne derler “demir tavýnda dövülür”. Emekli olma hakkým doðduðunda, vakit geçirmeden emekli oldum. Babam yýllarýný verdiði dükkanýnda bir gün “artýk anahtarýn devir zamanýdýr evlat” diyerek anahtarý elime tutuþturdu. Baba mesleðini biraz deðiþtirdim. Þarküteriye daha aðýrlýk verdim. Ara sýra eþ dostun da teþvikleri oldu. Siyasete ilgi duydum. Baþkanlýk için girdiðim ön seçimi kýl payý kaçýrdým ama üzülmedim. Belki nasip baþka zamanadýr diye düþündüm ve iþime devam ettim.
-Yaþadýklarýnýz arasýndan unutamadýðýnýz bir iki anýnýzý paylaþýr mýsýnýz?
Yaþadýðým elbette çok aný var. En iyisi, biri hariç diðerlerinden hiç bahsetmeyim. Foça’da görev yaptýðým yýllarda, her türlü etkinliklerde ya ben görev alýr organize ederdim. Ya da bana bu veya buna benzer görevler verilirdi. Bu tür þeyleri yapmaktan keyif alýrdým. Hatta Foça’nýn Orhan Boran’ý veya Halit Kývanç’ý diye hakkýmda söylentiler de dolaþýrdý. Bu söylentiler de beni rahatsýz etmezdi. Aksine mutlu olurdum. Dýþa dönük, hayata baðlý, canlý, diri, dolu dolu bir insandým.
Hal böyleyken bir hastalýðýn pençesine düþtüm. O hastalýk ikinci bir hastalýðý tetikledi. Ýlkini uzun tedavilerden sonra yendim. Ama ikincisini yenemedim. Hiçbir tedavi yakalandýðým kýsmi felce çare olmadý. Aktif, canlý, dinç, dinamik olan, eþ dost arkadaþlarýyla hayatý ve güzel yaþamayý seven ben, önce hareketlerimi, yürümeyi ve ardýndan konuþma özelliðimi kayýp ettim. Katlanmaktan baþka çare yoktu. Ýnsanoðlu zor da olsa her þeye alýþýyor.
Ancak ne zaman bir arkadaþýmý, bir öðrencimi, bir tanýdýðýmý görsem yüreðim sevinçten çarpar, el kol ve mimik hareketlerimle içindeki sevinci onunla paylaþýrým. Duygularýmý dýþarýya vururum. Sevinç hisseder, sevincimi paylaþýrým.

Arkadaþý Sedat Eryýlmaz’ýn gözünden Rahmi Yarba
Rahmi Yarba ile arkadaþlýðým, Rahmi’nin öðretmen okuluna gitmeden önce Menemen Lisesi’ndeki çok kýsa süren eðitimi sýrasýnda olmuþtu. Aradan bugün itibariyle 50 yýl geçti. Ýyi ki bu güzel insaný tanýmýþým.
Öðretmenliði süresinde öðrencilerinden ve okulundan baþka bir þey düþünmeyen efsane bir eðitimciydi. Öðrencilerinin kendisinden korktuklarý, buna raðmen de en çok sevdikleri öðretmenlerden biriydi.
Yaþamýný öðrencilerine ve baþta Bedia Midilli Ýlkokulu olmak üzere görev yaptýðý okullara adayan bir eðitimciydi. Foça’da yapýlan tüm etkinliklerde hep görev aldý. Önder oldu. Baþaramamak, baþarýsýz olmak onun yapýsýnda yoktu. Ýki yaþýndan beri içinde büyüdüðü, sevdiði, kendisine sunduðu imkanlardan dolayý Foça’ya ve Foçalýlara hizmet etmek bu manada Foça’ya olan borcunu ödemek için emekli olduktan sonra siyaset içi ve dýþýnda uðraþlar verdi ama olmadý.
Emekli oluþunun üzerinden birkaç yýl geçmiþti ki rahatsýzlandý. Tüm tedavilere raðmen, rahatsýzlýk devam etti. Rahatsýzlýk yerini giderek hareketsizliðe ve sessizliðe býraktý. Bu rahatsýzlýk Dev Adam Rahmi’ye erken geldi ve hiç yakýþmadý.
Öðrencilerinin gözünden Rahmi Yarba.
86 yýlýnda, büyük bir þans ile baþlamýþtýk, okul hayatýna. O zamanlar, iyi bir ilkokul müdürüne ve sýnýf öðretmenine (Sn.Ayla Aksoy) sahip olmanýn, ne denli önemli olduðunun farkýnda deðildik tabi.
Rahmi müdür deyince akla bir sürü þey geliyor ama, sanýrým bütün öðrencilerinin ilk söyleyeceði þey “disiplin” olacaktýr. Epey çekinirdik kendisinden lakin, disiplinli ve bir o kadar da idealist bir okul müdürüne sahip olmanýn avantajlarýný da yaþamadýk deðil. Okulumuz hep temizdi mesela. Soðuk kýþ aylarýnda, sabahýn erken saatlerinde temiz ve sýcak derslikler karþýladý bizi. Sobanýn baþýna toplanýr, ellerimizi ýsýtýrdýk. O zamanlar kalorifer nerdeee..
Okulumuzda ilk izci takýmý bizdik mesela. Bir sürü “ilk” Rahmi müdür sayesinde gerçekleþti. Okulun ilk izci bandosu, ilk basketbol takýmý, okul bahçesinde kum havuzu, hatta arka bahçedeki küçük kantin bile onun eseridir. Yalnýz, kantin deyip geçmemek lazým. Kantin (Kooperatif gibi iþletilirdi) “kantin kolu” öðrencilerine zimmetli idi. Teneffüslerde koþar, kantinin kapýsýný açardýk. Yapýlan satýþ ile elde edilen geliri kasamýza koyar, okul bitiminde teslim ederdik. Küçücük öðrencilerine bu denli güvenmek ve onlarýn kiþisel geliþimi için sorumluluk vermek, hele ki 80’lerde, çok az okulda görülen bir durumdu. sahip olduðu bu ve buna benzer vizyonunu bize aþýladý.
Rahmi hoca deyince, akla gelen þeylerden biri de parfümüdür. Kendisi gelmeden kokusu ulaþýrdý okula. Kim nerede yaramazlýk yapýyorsa, kokuyu alýnca hemen uslanýverirdi. Bir nevi, otokontrol anlayacaðýnýz.
Ha bir de gülüþü, okul saatlerinde pek fazla gülmediðinden olsa gerek, güldüðü zaman yüz kaslarý tepki verir, kaþlarý ve alný hareket ederdi. Çocuk aklý iþte, nelere dikkat ediyor.
Ýyi ki bizim müdürümüzdü. Hayatta en çok lazým olan disiplini, sorumluluðu, azmi, gayreti ve daha pek çok þeyi onun sayesinde öðrendik.
Öðrencileri: Derya – Günseli – Oylum – Övünç - Selen
Teþekkürler Rahmi Yarba, büyüðüne saygýsýný, küçüðüne sevgisini esirgemeyen, can dost, vefalý insan, adam gibi adam daha nice güzellikleri birlikte görmek ve yaþamak ümidiyle.













.
Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
