Sebahattin Karaca
FOÇA‘NIN SEVÝLEN SAÐLIKÇISI, MUHARREM YEÞÝLKAYA
Ömrünün çoðunu saðlýk hizmetlerine adayarak Foça’da yaþamaya devam eden Muharrem Yeþilkaya’nýn, bu uðurda hemen hemen girmediði ev, ayak basmadýðý sokak, mahalle kalmamýþtýr. Gece gündüz demeden köylere bile hizmet verirken cansiperane çalýþmasý ile dikkat çekmiþtir. Kimi yerde “saðlýkçý”, kimi yerde “sünnetçi”, uzun yýllar da “Belediye Saðlýk Ýþleri Þefi” olarak görev yapmýþtýr. Görev yaptýðý yýllarda Türk Hava Kurumu ve Kýzýlay için gönüllü çalýþanlarýn baþýnda yer almýþtýr. Emekli olduktan sonra bir yandan kendini adadýðý saðlýk iþlerini devam ettirirken, diðer yandan “Kýzýlay Ýlçe Teþkilatý Baþkaný” sýfatý ile yýlmadan yorulmadan gönüllü olarak çalýþmaktadýr.
Bu baðlamda Foça halkýnýn gönlünü kazanan ve çok sevilen müstesna insan Muharrem Yeþilkaya ile bir söyleþinin zamanýnýn geldiðini düþünüyordum. Bu çerçevede kendisine yaptýðým teklifi kabul ettiði için çok memnun oldum. 1973 yýlýndan beri tanýdýðým Muharrem Yeþilkaya, yalnýz iyi bir saðlýkçý, iyi bir insan deðil, ayný zamanda yarým asra yakýn Foça’da yaþanan çok þeye tanýklýk etmiþ birisidir. Bu sebeple de kendisiyle yapacaðým söyleþi kapsamýnda Foça’nýn son 45 – 50 yýlýna onun gözünden, onun tecrübelerinden bakacaðýz. Bu manada lafý daha fazla uzatmadan kendisine ilk soruyu sormak istiyorum.

-Muharrem bey nerede, ne zaman, hangi koþullarda doðdunuz? Bize kendinizden, sizi yetiþtiren ailenizden ve çocukluk döneminizden bahseder misÝniz?
-Kars Ardahan Hanak Ýlçesi - Damal Nahiyesi Nunus Köyü’nde 1938 yýlýnda dedem merhum annesini düzlükte bulunan mezarlýða yaðmurdan ötürü öðlen namazýndan, ikindi vaktine kadar gömememiþ. Nihayet hocanýn “gömelim artýk” demesi üzerine, dedemin annesini içinde diz boyu su olan mezara gömmüþler. Eve gelince dedem, babaanneme “haným biz köyden gidelim, bu köyde insana kuru mezar bulmak bile mümkün deðil, annemi suyun içine gömdüler. Bu bana çok aðýr geldi” der. Bu sözünün üzerinden kýsa bir süre geçince atýna biner. Ýçinde tanýdýðý birisinin yaþadýðý, Aðrý ili Eleþkirt ilçesi Yüce Kapý beldesine gelir. Hemþerisinin yardýmý ile ailesini buraya taþýmaya karar verir. Köye geri döndükten sonra sekiz yüz koyun ve iki yüze yakýn büyükbaþ hayvanýn yaný sýra, neyi var neyi yok hepsini satan dedem, eþini ve çocuklarýný alarak Yüce Kapý’ya yerleþir. Burada çok þey düþündüðü gibi gitmeyince, Eleþkirt’in merkezinde üç taraflý yol olan ve içinde üç tane ev bulunan bir parseli satýn alýr. Buraya dedem ve oðullarý yerleþir, Bununla beraber evi satan kiþinin on sekiz tarlasý ile birlikte iki adet çayýrýný da alarak, hayvancýlýðýn yaný sýra ekmeye biçmeye yönelirler. 1941 yýlýnda o vakit hala bekar olan babamý, baldýzýnýn kýzýyla evlendirir. Bu evlilikten ben dahil, toplam dört çocuk olur .Dedemler o kadar çok çalýþýrlardý ki, toprak mahsulleri ofisine dört kamyon, buðday ve iki kamyon mýsýr verirlermiþ. 1957 yýlýnda Eleþkirt’te þeker fabrikasý açýlýnca, bizler pancar ekimine baþladýk. Bakým, gübreleme, yetiþtirme iyi yapýldýðýndan þeker oranlarý yüksek pancar üretiyorduk. Bu sebepten üç yýl üst üste, ailemiz adýna amcam Ahmet Yeþilkaya ödül aldý. Bu arada babaannem siroz hastalýðýna yakalanmýþtý. Babaannemin tedavisi için ne gerekiyorsa yapýlýyordu, hiçbir þey esirgenmiyordu. Öyle ki, kýsa bir sürede amcam hayvanlarý birer birer satarak babaannemin tedavisi için harcadý. Ben yedi yaþýma geldiðimde ortada mal kalmamýþtý, neredeyse hepsi satýlmýþtý. Bu arada küçük amcam dedemi yanýna aldý. Büyük amcam ailesi ile birlikte Ýzmir Küçük Çiðli’ye yerleþti. Amcamýn çocuklarý burada çok baþarýlý iþler çýkardýlar ve hala yapmaya devam etmektedirler.
Nezir’in hastalýðý
Ailenin varlýktan yokluða düþmesinden babam, annem ve çocuklarý olan bizler de nasibimizi aldýk. Nasibimizi öyle aldýk ki, 7 yaþýmdan itibaren çalýþmaya baþladým. Yayla köylerinde çobanlýk yapýyordum, koyunlarýmýzý güdüyordum.23 Nisan’dan sonra hiç okula gitmedim daha doðrusu gidemedim, çalýþmak zorunda kaldým.12 yaþýma kadar çobanlýk yaptým. Ortaokula baþlamýþtým. Takým elbise gerekiyordu, arý kovanlarý satýlýnca sana kýyafet alýrýz dediler, arýlar satýldý, ama bana kýyafet alýnmadý. Babam ne çare, kendi bayramlýk elbisesini terziye götürerek kestirdi biçtirdi ters düz ettirdi. Bana takým elbise yaptýrttý. O zaman ortaokullarda takým elbise giyilirdi. Kravat ve þapka takýlýrdý. Þapkalar armalý olurdu. Babamýn elbisesinden bir takým elbisem olmuþtu ama bu sefer þapka yoktu. Ortaokulu bitirmiþ bir öðrenciden yedi bucuk liraya þapkasýný aldým. Ayný þapkayý 3 sene kullandýktan sonra bende yedi bucuk liraya baþkasýna sattým. Babam varlýk içinden yokluða düþtüðü için çok üzülüyordu, kahroluyordu, ama elinden baþka bir þey de gelmiyordu . Evimizde 8 - 10 tavuk vardý. Ýki günde bir yumurtalarý toplar, askeri lojmanlarýn önünde çiftini 55 kuruþa satardý. Kendine tütün alýrdý geri kalanýný da bana “kalem, defter al” diye verirdi.
Bir gün küçük kardeþim Nezir çok hastalandý. Benimle oynamayý çok severdi, ben nereye gitsem o arkamdan gelirdi, beraber yatar, beraber kalkardýk. Hastalýðý günden güne aðýrlaþtý. Doktora gitmesi gerekiyordu. Muayene ve ilaçlar için 5’er lira lazýmdý. Konu komþu herkesten 10 lira istendi. Maalesef kimse vermedi. Durumu öðrenen ve tapuda katiplik yapan Mehmet Efendi (emekli olduktan sonra Foça Koca Mehmetler köyüne yerleþti) anneme 10 lira vermiþ. Annem beni çaðýrdý telaþla “koþ oðlum koþ, doktora haber ver, hemen gelsin” dedi. Hava soðuktu kar kýþ kýyametti, koþa koþa doktorun bahçe kapýsýný çalmaya baþladým. Kapýya vurdum, vurdum, sesimi bir türlü duyuramýyordum. Soðuktan donmak üzereydim. Karþýdaki kahveye gittim sobanýn baþýna oturdum. Yaþlý bir amca bana ne yaptýðýmý sorunca ben ona durumu anlatýrken, eliyle arkamý iþaret etti. “Koþ - koþ bak doktor arabasýna bindi, gidiyor” dedi. Arabayý görünce hýzla kahveden dýþarýya çýktým. Yaklaþýk arabanýn arkasýndan 2 km koþtum. Soðuktan elim, yüzüm kýpkýrmýzý olmuþtu. Yorgunluktan dizlerimin üstüne abandým, öylece kaldým. Sesimi bir türlü duyuramýyordum. Araba hýzla uzaklaþtý, gözden kayboldu. Aðlaya aðlaya, süklüm püklüm, kahýr içinde eve döndüm. Durumu anneme anlattým. Annem çok üzüldü. Nezir’in yanaklarýný okþadým. Nezir diye seslendim. Nezir gözlerini hafiften açtý. Sanki için için yanýyordu. Elimi tuttu. Gözlerinden iki damla yaþ geldi. Ardýndan gözlerini sonsuza kadar kapattý. Ruhunu teslim etti. Kardeþimin ölümüne bir aðladým, çaresizliðe bir aðladým.
Döndüm, döndüm tekrar aðladým. En sevdiðim kardeþimin ölümünü, içimde öyle bir yer etti ki, bundan böyle tek arzum vardý. Doktor olmak, devlete ait hastanelerde çalýþmak, maaþla yetinmek, zengin - fakir ayrýmý yapmadan, herkese ama herkese ücretsiz saðlýk hizmeti vermek istiyordum. Eleþkirt Ortaokulu’nu 1965/1966 öðretim yýlýnda birincilikle bitirdim. Kahrolasý fukaralýk düz liseye gitmeme engel oldu. Düz lise demek Aðrý’da okumak demekti. Aðrý’da okumak demek babam için maddi külfet demekti. O bakýmdan liseyi ve ardýndan týbbiyeyi okumak için imkan el vermiyordu. Dolayýsýyla gideceðim okul mutlaka yatýlý olmalýydý. Çok sayýda yatýlý okulun sýnavýna girdim, hepsini de kazandým, Nezir’in öldüðü gün kendime verdiðim sözü tutmak için Van Saðlýk Koleji’ne yatýlý olarak kaydýmý yaptýrdým. Burada dört sene okudum ve okulu birincilikle bitirdim. Birincilikle bitirdiðim için de, Türkiye’nin neresine istersem, tayinimi oraya yaptýrma þansým vardý. Babam uzaklara gitmemi istemedi, “yakýnlarda ol, birlikte dayanýþma içerisinde olalým” dedi. Babamý kýramadým, Aðrý’ya tayinimi istedim ve Aðrý’nýn Tutak - Akyele köyüne tayinim yapýldý. Köyde görev yaparken Ýl Saðlýk Müdürlüðü’nde Ýl Saðlýk teknisyeni kursuna gittim ve Saðlýk Eðitim Teknisyeni oldum. Bu dönem içerisinde evlenip yuva kurdum, bir oðlum oldu. Ardýndan bir oðlum, bir kýzým daha olunca benim çekirdek ailem beþ kiþi oldu. (Ancak eþimi daha sonra, Foça’da görev yaptýðým sýrada bir trafik kazasýnda kaybettim.) Birkaç sene Aðrý’da görev yaptýktan sonra askerlik için, önce Samsun’a, ardýndan Kayseri’ye gittim, askerliðimi saðlýkçý olarak tamamladým. Memleketime döndüm. Bir gün babamla konuþurken kendisine “baba artýk buralardan gidelim”, dedim, ”Neden oðlum?” diye sordu. “Baba görmüyor musun? Doðu’da hayat giderek zorlaþýyor. Biz buralardan göçer, batýya doðru gidersek ailemiz için, güzel bir þeyler yapmýþ oluruz” dedim. Terör olaylarý yeni baþlamýþtý. Bu günler o zamandan belliydi. Babamý ikna ettim, Muðla, Manisa, Ýzmir buralarý dolaþtýktan sonra ben, Foça olsun diye karar verdim. Babama da Foça olmasýnýn sebeplerini anlattým.
-Foça’yý neden tercih ettiniz?
-Ýki önemli sebebi vardý.
1. sebep: Dedem Iðdýr sýnýr kapýsýnda Rus tehdidine karþý hazýr bulunan alayda askermiþ. Bolþevikler birbirlerine girince, anlaþmazlýk olmuþ ve hudutta tehdidin kalmadýðýný düþünen Atatürk, alaya mektup yazmýþ ve demiþ ki, “Bulunduðunuz yerde göreviniz bitmiþtir. Þimdi ise Ege kýyýlarýnda Yunanlý milisler her tarafý yakýp yýkmakta ve tehlike arz etmektedirler. Þimdi Ýzmir’e geliniz. Bundan böyle yeni göreviniz Yunanlý milislerle baþ etmektir” diye talimat vermiþ. Bunun üzerine Alay trenle akþam vakti Menemen’e geldiðinde, içinde dedemin de bulunduðu bölük Menemen’de inmiþ, gece boyu yürüyerek Foça’ya gelmiþler. Foça’da milislerle etkin bir mücadeleye girmiþler. Ayný günün akþamý Yunanlý milisler þimdiki Anfi Cafe’nin bulunduðu yerdeki Hükümet Konaðý’na sýðýnmýþlar. Dedemin bölüðü dýþarýdan, Yunan milisleri içerden gün boyu çatýþma devam etmiþ. Karanlýk olunca, silahlar susmuþ. Ancak köþeye sýkýþtýklarýný anlayan Yunanlý milisler, gece yarýsýndan sonra kapýlarý açarak koþar adým denize atlamýþlar. Bunu gören bölük, rastgele denize ateþ etmiþ. Hava aydýnlandýðýnda denizden delik deþik çok sayýda þapka bulunmasýna karþýn ne yaralý, ne ölü, nede sað hiçbir milis bulamamýþlar. Þimdiki fenerin orada bekleyen Yunan botlarý onlarý toplamýþ ve götürmüþler. Dedem ve arkadaþlarý, böyle böyle milislerle mücadele ederek Çanakkale’ye kadar varmýþlar. Dedem bu yaþadýklarýný sýkça anlatýrdý. Oradan bir aþinalýðým vardý.
2. sebep: 1949 yýlýnda Eleþkirt Ortaokulu’nu amiyane tabirle, diþiyle týrnaðýyla inþa eden hatta pencerelerin camý olmadýðý için öðrencilerinin defterlerinin üzerine kar gelmesin diye evindeki perdeleri getirerek cama asan okul müdürümüz Tahir Altuð’un 1963 yýlýnda tayini Foça’ya çýkmýþ. Bunu duyduðumda çok üzülmüþtüm. Çünkü okul kütüphanesinden ben sorumluydum. Çok sayýda kitabýn yaný sýra 200 adet Arapça kitap vardý. Okul müdürümüz çok iyi bildiði Arapçasý ile okur tercüme eder ve bana yazdýrýrdý. Yani aramýzda sevgi ve saygý vardý. Bu sebeple diyebilirim ki, tayin haberine en çok ben üzüldüm. 29 Ekim kutlamalarýnýn ardýndan okulun bahçesinde yaklaþýk 300 öðrenciyi topladý. Ýlk defa orada “Sevgili öðrencilerim yýllardýr size her þeyi öðretmeye ve yol gösterici olmaya çalýþtým. Hepinizi ayrý ayrý çok seviyorum, hepinize baþarýlar diliyorum ama þimdi sýra baþka öðrencilere bildiklerimi aktarmaya geldi. O bakýmdan Ýzmir’in Foça Ýlçesine tayinim çýktý ve oraya gidip bundan böyle Foça Ortaokulu’nda görev yapacaðým. Benim hakkým sizlere helal olsun, sizler de hakkýnýzý bana helal edin” dedi. Hepimiz þoktaydýk. Aramýzdan bir öðrenci hocam Foça neresi dedi? Halbuki söylemiþti. Müdürümüz Tahir Altuð, “Foça Ýzmir’in bir ilçesi, deniz kenarýnda þirin bir yer; tertemiz denizi var, koylarý var, yamalý bohça gibi birbirinden güzel adalarý var, hatta denizdeki mercan balýklarý sanki akvaryumdaymýþ gibi oynaþýyorlar” deyince aramýzdan baþka bir öðrenci, “Hocam akvaryum da neymiþ?” diye sordu. Müdürümüz akvaryumu bize güzelce anlattý ve bizler de bu vesile ile Foça’ya çok sempati duymuþtuk, vedalaþtýk ve herkes evine daðýldý. Aradan birkaç saat geçti akþam olmuþtu. Annem beni tarlaya gönderdi dönüþte bakkala uðrayýp babama sigara alacaktým. Tarlaya giderken okuldan hademenin yüksek sesle baðýrarak dýþarýya doðru koþturduðunu gördüm. Bir anlam veremedim biraz bekledim. Hademe ile birkaç jandarma koþar adým okula gittiler. Akþam tarladan döndüðümde öðrendim ki evli ve iki çocuklu olan müdürün tayinine kayýnpederi þiddetle karþý çýkmýþ. “Foça’ya gidemezsin, gidersen yalnýz gidersin ben kýzýmý göndermem” diye devam etmiþ. Müdür “Baba, benim tayinim çýktý, gitmezsem beni memurluktan ve öðretmenlikten atarlar” demiþ. Kararýný deðiþtirmeyen kayýnbabasý “O zaman sana kýz mýz, çoluk çocuk yok, defol git” demiþ. Bunun üzerine müdürümüz eþiyle konuþmuþ ve ona demiþ ki “Ben Foça’ya gidiyorum belki uzun yýllar gelemem, çocuklarýmýza iyi bak, onlarý muhakkak okut, onlara sahip çýk” ve ardýndan okula gitmiþ. Kayýnbabasýnýn sözlerini gururuna yediremeyen Okul müdürümüz Tahir Altuð, bir karton kutunun üzerine “Ölümümden kimse sorumlu deðildir” yazarak intihar etmiþ.
Bu iki sebepten dolayý ben, batý olacaksa Foça olsun diye, bir arzu içindeydim. Memlekete dönünce, doðrudan Foça’yý isteme þansým olmadýðýndan Ýzmir’e tayinimi yaptýrdým. Niyetim Ýzmir’den Foça’ya geçmekti. Kýsa sürede Ýzmir’e tayinim gerçekleþti. Ýzmir’e geldim. Ýzmir Ýl Saðlýk Müdürlüðü’ne gittim. 1. Müdür yardýmcýsýna Foça’da çalýþmak istediðimi söyledim. Müdür yardýmcýsý beni Foça’nýn dýþýnda farklý ilçelere göndermek istiyordu. Yüzüme yekten “sen ne istediðini bilmiyorsun Muharrem bey Foça, bakan torpillilerinin gittiði yer, ben seni oraya verirsem baþýma iþ açarým” dedi. Bunun üzerine 2. müdür yardýmcýsý olan Ýbrahim bey; “Müdürüm, müdürüm, ver adamý Foça’ya, Aðrý’dan gelmiþ çocuklarýný Foça’da okutmak istiyor, bir bildiði vardýr elbet, neden engel oluyorsun? Baþlarým senin bakanýna makanýna” dedi. Arkadaþýný kýramayan 1. Müdür yardýmcýsý beni geçici olarak Foça’ya verdi. En fazla 4 ay kalabileceðimi söylemesine raðmen, bir daha ne aradýlar ne de sordular. Ben de ses çýkarmadým. Dört ayým doldu filan demedim. Sonuç olarak uzun seneler burada kaldým, çalýþmaya ve yaþamaya devam ettim. Bugünlere kadar geldim þükür.
-Meslek hayatýnýzdan ve Foça’da yaþadýklarýnýzdan biraz bahseder misiniz?
-Kardeþim Nezir’in öldüðü gün kendime vermiþ olduðum sözü, daha önce çalýþtýðým yerlerde de olduðu gibi, Foça’da da sürdürdüm. Zengin fakir ayrýmý yapmaksýzýn, küçük büyük demeksizin, yakýn uzak gözetmeksizin, gece gündüz cansiperane biçimde mesai saatleri içinde veya dýþýnda herkesin yardýmýna koþtum. Para için hiç iþ yapmadým. Kim ne kadar verdiyse onunla yetindim. Fukaralardan almamaya çalýþtým. Vermeyenlerden para istemedim. Ýçimden helal olsun dedim. Cenab-ý Allah onun karþýlýðýný bana her zaman baþka yerden verdi. Herkesin iðnesine, sünnetine koþtum, týrnak çekmesinden tutunda acil durumlara kadar çaðrýldýðým zaman, gecenin yarýsý bile olsa, giyinip kuþanýp insanlarýn derdine çare olmaya çalýþtým. Yýlda ödeme gücü olmayan en az 15- 20 çocuðu sünnet ederdim. Bunu bazen muayenehanede, bazen de çocuðun kendi evinde yapardým. Ücret almýyorum veya az ücret alýyorum diye meslektaþlarýmýn eleþtirilerine maruz kaldým. Ben bu sözlere aldýrýþ etmedim. Para pulun peþinde olmadým. Bu manada babamýn sahip olduðu son bir iki parça tarlayý ve evi satarak Foça’da þimdiki oturduðumuz evin arsasýný satýn aldým. Bir kat ev yaptým. Onun üstüne bir kat daha çýkabilmek için Barýþ sitesindeki arsamý sattým, üzerine bankadan kredi alarak bir kat daha çýkabildim. 1973 yýlýndan beri Foça’dayým. Altlý üstlü iki dairemiz var, Birisinde kýz kardeþim oturuyor, diðerinde de ben. Onun dýþýnda ne bir varlýk için, ne de iþimi yaparken para için özel bir çaba sarf etmedim.
-Foça’da çalýþýrken zorlandýðýnýz veya sizi üzen olaylar yaþadýnýz mý?
-Evet yaþadým. Anap Hükümeti’nin 1. dönemiydi. Tayinim Foça’dan Tokat’a çýkmýþtý. Çocuklarým okuyordu, üç çocukla ve alýþtýðým Foça’dan baþka yerlere gitmek kolay olmayacaktý. Dönemin Kaymakamý, Mehmet Ç.’den 15 gün izin istedim. Niyetim Ankara’ya gidip bu iþi halletmekti. Bana 3 - 4 günden fazla izin vermiyordu. O da, bu meseleyi halletmek için yeterli bir zaman deðildi. Durumdan haberi olan, ayakkabýcý Rüþtü Merul, benden habersiz, zamanýn Belediye Baþkaný Serdar M’e gitmiþ. “Muharrem çok faydalý bir insan, herkesin yardýmýna koþuyor çok sevilen bir kiþi ama tayini çýktý, gidecek, ne yap yap, ya onun tayinini durdur, ya da Belediye’ye al” demiþ. Ertesi gün Serdar M. beni makamýna çaðýrdý. “Belediyede bir Saðlýk Birimi kuracaðým ve seni de kadrolu olarak Belediye’ye almak istiyorum. Gelmek istersen hemen çalýþmalara baþlayacaðým” dedi. Ben de bunu sevinçle karþýladým. Beni, belediyede ihtiyacým var diyerek kadrolu olarak belediyeye aldý. Böylece Foça Belediyesi Saðlýk Birimi’nde çalýþmaya baþladým.1989 yýlýna gelindiðinde, baþka partilerden bazý ileri gelenler kendi adaylarýný desteklememi istediler. Kendilerine “Serdar beye vefa borcum var, bunu asla yapamayacaðým. Vefa bir insanda olmasý gereken en önemli özelliktir” dedim. Buna raðmen biraz daha ýsrar etmeleri üzerine, ben de bu defa kendilerine “Bunu benden lütfen istemeyin. Beni vefasýz olmaya zorlamayýn ” dedim Onlar da sað olsunlar anlayýþla karþýladýlar. Bu konuda bir daha teklif gelmedi. Ama seçimi Serdar M. kaybetti. Nihat D. kazandý. Kendisiyle de baþkan olduðu sürece çok uyumlu çalýþtýk. Onun da baþkanlýðý döneminde insan, parti, fakir, zengin ayrýmý yapmaksýzýn herkese seve seve yardýmcý oldum. Toplam dört belediye baþkaný ile altý dönemden fazla, belediyeye ve ilçemiz halkýna hizmet verdikten sonra emekli oldum. Þimdi ise gençliðimden beri sevdiðim ve faaliyetleri içinde bulunduðum Kýzýlay Foça Ýlçe Baþkanlýðý’ný yapýyorum.
Bunun yaný sýra dýþarýdan talep edilmesi halinde insanlarýn saðlýðý için yardýma koþuyorum” diyerek sözlerini tamamladý.
Baþta da belirttiðim gibi, Foça’da Muharrem bey gibi insanlar çoðaldýkça, hemþerilik bilinci arttýkça, karþýlýk beklemeden insanlar birbirleriyle dayanýþma ve yardýmlaþma içinde oldukça, Foça’da hayat eminim daha güzel olur. .

Eleþkirt Ortaokulu

Van Saðlýk Koleji

Van Saðlýk Koleji

Van Saðlýk Koleji Müdürü ile

Samsun Acemi Birliði

Foça'da ilk gün görevi

Kýzýlay Foça ilçe yönetiminde ilk yýl

Belediye Saðlýk Ýþleri
Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com
Ömrünün çoðunu saðlýk hizmetlerine adayarak Foça’da yaþamaya devam eden Muharrem Yeþilkaya’nýn, bu uðurda hemen hemen girmediði ev, ayak basmadýðý sokak, mahalle kalmamýþtýr. Gece gündüz demeden köylere bile hizmet verirken cansiperane çalýþmasý ile dikkat çekmiþtir. Kimi yerde “saðlýkçý”, kimi yerde “sünnetçi”, uzun yýllar da “Belediye Saðlýk Ýþleri Þefi” olarak görev yapmýþtýr. Görev yaptýðý yýllarda Türk Hava Kurumu ve Kýzýlay için gönüllü çalýþanlarýn baþýnda yer almýþtýr. Emekli olduktan sonra bir yandan kendini adadýðý saðlýk iþlerini devam ettirirken, diðer yandan “Kýzýlay Ýlçe Teþkilatý Baþkaný” sýfatý ile yýlmadan yorulmadan gönüllü olarak çalýþmaktadýr.
Bu baðlamda Foça halkýnýn gönlünü kazanan ve çok sevilen müstesna insan Muharrem Yeþilkaya ile bir söyleþinin zamanýnýn geldiðini düþünüyordum. Bu çerçevede kendisine yaptýðým teklifi kabul ettiði için çok memnun oldum. 1973 yýlýndan beri tanýdýðým Muharrem Yeþilkaya, yalnýz iyi bir saðlýkçý, iyi bir insan deðil, ayný zamanda yarým asra yakýn Foça’da yaþanan çok þeye tanýklýk etmiþ birisidir. Bu sebeple de kendisiyle yapacaðým söyleþi kapsamýnda Foça’nýn son 45 – 50 yýlýna onun gözünden, onun tecrübelerinden bakacaðýz. Bu manada lafý daha fazla uzatmadan kendisine ilk soruyu sormak istiyorum.

-Muharrem bey nerede, ne zaman, hangi koþullarda doðdunuz? Bize kendinizden, sizi yetiþtiren ailenizden ve çocukluk döneminizden bahseder misÝniz?
-Kars Ardahan Hanak Ýlçesi - Damal Nahiyesi Nunus Köyü’nde 1938 yýlýnda dedem merhum annesini düzlükte bulunan mezarlýða yaðmurdan ötürü öðlen namazýndan, ikindi vaktine kadar gömememiþ. Nihayet hocanýn “gömelim artýk” demesi üzerine, dedemin annesini içinde diz boyu su olan mezara gömmüþler. Eve gelince dedem, babaanneme “haným biz köyden gidelim, bu köyde insana kuru mezar bulmak bile mümkün deðil, annemi suyun içine gömdüler. Bu bana çok aðýr geldi” der. Bu sözünün üzerinden kýsa bir süre geçince atýna biner. Ýçinde tanýdýðý birisinin yaþadýðý, Aðrý ili Eleþkirt ilçesi Yüce Kapý beldesine gelir. Hemþerisinin yardýmý ile ailesini buraya taþýmaya karar verir. Köye geri döndükten sonra sekiz yüz koyun ve iki yüze yakýn büyükbaþ hayvanýn yaný sýra, neyi var neyi yok hepsini satan dedem, eþini ve çocuklarýný alarak Yüce Kapý’ya yerleþir. Burada çok þey düþündüðü gibi gitmeyince, Eleþkirt’in merkezinde üç taraflý yol olan ve içinde üç tane ev bulunan bir parseli satýn alýr. Buraya dedem ve oðullarý yerleþir, Bununla beraber evi satan kiþinin on sekiz tarlasý ile birlikte iki adet çayýrýný da alarak, hayvancýlýðýn yaný sýra ekmeye biçmeye yönelirler. 1941 yýlýnda o vakit hala bekar olan babamý, baldýzýnýn kýzýyla evlendirir. Bu evlilikten ben dahil, toplam dört çocuk olur .Dedemler o kadar çok çalýþýrlardý ki, toprak mahsulleri ofisine dört kamyon, buðday ve iki kamyon mýsýr verirlermiþ. 1957 yýlýnda Eleþkirt’te þeker fabrikasý açýlýnca, bizler pancar ekimine baþladýk. Bakým, gübreleme, yetiþtirme iyi yapýldýðýndan þeker oranlarý yüksek pancar üretiyorduk. Bu sebepten üç yýl üst üste, ailemiz adýna amcam Ahmet Yeþilkaya ödül aldý. Bu arada babaannem siroz hastalýðýna yakalanmýþtý. Babaannemin tedavisi için ne gerekiyorsa yapýlýyordu, hiçbir þey esirgenmiyordu. Öyle ki, kýsa bir sürede amcam hayvanlarý birer birer satarak babaannemin tedavisi için harcadý. Ben yedi yaþýma geldiðimde ortada mal kalmamýþtý, neredeyse hepsi satýlmýþtý. Bu arada küçük amcam dedemi yanýna aldý. Büyük amcam ailesi ile birlikte Ýzmir Küçük Çiðli’ye yerleþti. Amcamýn çocuklarý burada çok baþarýlý iþler çýkardýlar ve hala yapmaya devam etmektedirler.
Nezir’in hastalýðý
Ailenin varlýktan yokluða düþmesinden babam, annem ve çocuklarý olan bizler de nasibimizi aldýk. Nasibimizi öyle aldýk ki, 7 yaþýmdan itibaren çalýþmaya baþladým. Yayla köylerinde çobanlýk yapýyordum, koyunlarýmýzý güdüyordum.23 Nisan’dan sonra hiç okula gitmedim daha doðrusu gidemedim, çalýþmak zorunda kaldým.12 yaþýma kadar çobanlýk yaptým. Ortaokula baþlamýþtým. Takým elbise gerekiyordu, arý kovanlarý satýlýnca sana kýyafet alýrýz dediler, arýlar satýldý, ama bana kýyafet alýnmadý. Babam ne çare, kendi bayramlýk elbisesini terziye götürerek kestirdi biçtirdi ters düz ettirdi. Bana takým elbise yaptýrttý. O zaman ortaokullarda takým elbise giyilirdi. Kravat ve þapka takýlýrdý. Þapkalar armalý olurdu. Babamýn elbisesinden bir takým elbisem olmuþtu ama bu sefer þapka yoktu. Ortaokulu bitirmiþ bir öðrenciden yedi bucuk liraya þapkasýný aldým. Ayný þapkayý 3 sene kullandýktan sonra bende yedi bucuk liraya baþkasýna sattým. Babam varlýk içinden yokluða düþtüðü için çok üzülüyordu, kahroluyordu, ama elinden baþka bir þey de gelmiyordu . Evimizde 8 - 10 tavuk vardý. Ýki günde bir yumurtalarý toplar, askeri lojmanlarýn önünde çiftini 55 kuruþa satardý. Kendine tütün alýrdý geri kalanýný da bana “kalem, defter al” diye verirdi.
Bir gün küçük kardeþim Nezir çok hastalandý. Benimle oynamayý çok severdi, ben nereye gitsem o arkamdan gelirdi, beraber yatar, beraber kalkardýk. Hastalýðý günden güne aðýrlaþtý. Doktora gitmesi gerekiyordu. Muayene ve ilaçlar için 5’er lira lazýmdý. Konu komþu herkesten 10 lira istendi. Maalesef kimse vermedi. Durumu öðrenen ve tapuda katiplik yapan Mehmet Efendi (emekli olduktan sonra Foça Koca Mehmetler köyüne yerleþti) anneme 10 lira vermiþ. Annem beni çaðýrdý telaþla “koþ oðlum koþ, doktora haber ver, hemen gelsin” dedi. Hava soðuktu kar kýþ kýyametti, koþa koþa doktorun bahçe kapýsýný çalmaya baþladým. Kapýya vurdum, vurdum, sesimi bir türlü duyuramýyordum. Soðuktan donmak üzereydim. Karþýdaki kahveye gittim sobanýn baþýna oturdum. Yaþlý bir amca bana ne yaptýðýmý sorunca ben ona durumu anlatýrken, eliyle arkamý iþaret etti. “Koþ - koþ bak doktor arabasýna bindi, gidiyor” dedi. Arabayý görünce hýzla kahveden dýþarýya çýktým. Yaklaþýk arabanýn arkasýndan 2 km koþtum. Soðuktan elim, yüzüm kýpkýrmýzý olmuþtu. Yorgunluktan dizlerimin üstüne abandým, öylece kaldým. Sesimi bir türlü duyuramýyordum. Araba hýzla uzaklaþtý, gözden kayboldu. Aðlaya aðlaya, süklüm püklüm, kahýr içinde eve döndüm. Durumu anneme anlattým. Annem çok üzüldü. Nezir’in yanaklarýný okþadým. Nezir diye seslendim. Nezir gözlerini hafiften açtý. Sanki için için yanýyordu. Elimi tuttu. Gözlerinden iki damla yaþ geldi. Ardýndan gözlerini sonsuza kadar kapattý. Ruhunu teslim etti. Kardeþimin ölümüne bir aðladým, çaresizliðe bir aðladým.
Döndüm, döndüm tekrar aðladým. En sevdiðim kardeþimin ölümünü, içimde öyle bir yer etti ki, bundan böyle tek arzum vardý. Doktor olmak, devlete ait hastanelerde çalýþmak, maaþla yetinmek, zengin - fakir ayrýmý yapmadan, herkese ama herkese ücretsiz saðlýk hizmeti vermek istiyordum. Eleþkirt Ortaokulu’nu 1965/1966 öðretim yýlýnda birincilikle bitirdim. Kahrolasý fukaralýk düz liseye gitmeme engel oldu. Düz lise demek Aðrý’da okumak demekti. Aðrý’da okumak demek babam için maddi külfet demekti. O bakýmdan liseyi ve ardýndan týbbiyeyi okumak için imkan el vermiyordu. Dolayýsýyla gideceðim okul mutlaka yatýlý olmalýydý. Çok sayýda yatýlý okulun sýnavýna girdim, hepsini de kazandým, Nezir’in öldüðü gün kendime verdiðim sözü tutmak için Van Saðlýk Koleji’ne yatýlý olarak kaydýmý yaptýrdým. Burada dört sene okudum ve okulu birincilikle bitirdim. Birincilikle bitirdiðim için de, Türkiye’nin neresine istersem, tayinimi oraya yaptýrma þansým vardý. Babam uzaklara gitmemi istemedi, “yakýnlarda ol, birlikte dayanýþma içerisinde olalým” dedi. Babamý kýramadým, Aðrý’ya tayinimi istedim ve Aðrý’nýn Tutak - Akyele köyüne tayinim yapýldý. Köyde görev yaparken Ýl Saðlýk Müdürlüðü’nde Ýl Saðlýk teknisyeni kursuna gittim ve Saðlýk Eðitim Teknisyeni oldum. Bu dönem içerisinde evlenip yuva kurdum, bir oðlum oldu. Ardýndan bir oðlum, bir kýzým daha olunca benim çekirdek ailem beþ kiþi oldu. (Ancak eþimi daha sonra, Foça’da görev yaptýðým sýrada bir trafik kazasýnda kaybettim.) Birkaç sene Aðrý’da görev yaptýktan sonra askerlik için, önce Samsun’a, ardýndan Kayseri’ye gittim, askerliðimi saðlýkçý olarak tamamladým. Memleketime döndüm. Bir gün babamla konuþurken kendisine “baba artýk buralardan gidelim”, dedim, ”Neden oðlum?” diye sordu. “Baba görmüyor musun? Doðu’da hayat giderek zorlaþýyor. Biz buralardan göçer, batýya doðru gidersek ailemiz için, güzel bir þeyler yapmýþ oluruz” dedim. Terör olaylarý yeni baþlamýþtý. Bu günler o zamandan belliydi. Babamý ikna ettim, Muðla, Manisa, Ýzmir buralarý dolaþtýktan sonra ben, Foça olsun diye karar verdim. Babama da Foça olmasýnýn sebeplerini anlattým.
-Foça’yý neden tercih ettiniz?
-Ýki önemli sebebi vardý.
1. sebep: Dedem Iðdýr sýnýr kapýsýnda Rus tehdidine karþý hazýr bulunan alayda askermiþ. Bolþevikler birbirlerine girince, anlaþmazlýk olmuþ ve hudutta tehdidin kalmadýðýný düþünen Atatürk, alaya mektup yazmýþ ve demiþ ki, “Bulunduðunuz yerde göreviniz bitmiþtir. Þimdi ise Ege kýyýlarýnda Yunanlý milisler her tarafý yakýp yýkmakta ve tehlike arz etmektedirler. Þimdi Ýzmir’e geliniz. Bundan böyle yeni göreviniz Yunanlý milislerle baþ etmektir” diye talimat vermiþ. Bunun üzerine Alay trenle akþam vakti Menemen’e geldiðinde, içinde dedemin de bulunduðu bölük Menemen’de inmiþ, gece boyu yürüyerek Foça’ya gelmiþler. Foça’da milislerle etkin bir mücadeleye girmiþler. Ayný günün akþamý Yunanlý milisler þimdiki Anfi Cafe’nin bulunduðu yerdeki Hükümet Konaðý’na sýðýnmýþlar. Dedemin bölüðü dýþarýdan, Yunan milisleri içerden gün boyu çatýþma devam etmiþ. Karanlýk olunca, silahlar susmuþ. Ancak köþeye sýkýþtýklarýný anlayan Yunanlý milisler, gece yarýsýndan sonra kapýlarý açarak koþar adým denize atlamýþlar. Bunu gören bölük, rastgele denize ateþ etmiþ. Hava aydýnlandýðýnda denizden delik deþik çok sayýda þapka bulunmasýna karþýn ne yaralý, ne ölü, nede sað hiçbir milis bulamamýþlar. Þimdiki fenerin orada bekleyen Yunan botlarý onlarý toplamýþ ve götürmüþler. Dedem ve arkadaþlarý, böyle böyle milislerle mücadele ederek Çanakkale’ye kadar varmýþlar. Dedem bu yaþadýklarýný sýkça anlatýrdý. Oradan bir aþinalýðým vardý.
2. sebep: 1949 yýlýnda Eleþkirt Ortaokulu’nu amiyane tabirle, diþiyle týrnaðýyla inþa eden hatta pencerelerin camý olmadýðý için öðrencilerinin defterlerinin üzerine kar gelmesin diye evindeki perdeleri getirerek cama asan okul müdürümüz Tahir Altuð’un 1963 yýlýnda tayini Foça’ya çýkmýþ. Bunu duyduðumda çok üzülmüþtüm. Çünkü okul kütüphanesinden ben sorumluydum. Çok sayýda kitabýn yaný sýra 200 adet Arapça kitap vardý. Okul müdürümüz çok iyi bildiði Arapçasý ile okur tercüme eder ve bana yazdýrýrdý. Yani aramýzda sevgi ve saygý vardý. Bu sebeple diyebilirim ki, tayin haberine en çok ben üzüldüm. 29 Ekim kutlamalarýnýn ardýndan okulun bahçesinde yaklaþýk 300 öðrenciyi topladý. Ýlk defa orada “Sevgili öðrencilerim yýllardýr size her þeyi öðretmeye ve yol gösterici olmaya çalýþtým. Hepinizi ayrý ayrý çok seviyorum, hepinize baþarýlar diliyorum ama þimdi sýra baþka öðrencilere bildiklerimi aktarmaya geldi. O bakýmdan Ýzmir’in Foça Ýlçesine tayinim çýktý ve oraya gidip bundan böyle Foça Ortaokulu’nda görev yapacaðým. Benim hakkým sizlere helal olsun, sizler de hakkýnýzý bana helal edin” dedi. Hepimiz þoktaydýk. Aramýzdan bir öðrenci hocam Foça neresi dedi? Halbuki söylemiþti. Müdürümüz Tahir Altuð, “Foça Ýzmir’in bir ilçesi, deniz kenarýnda þirin bir yer; tertemiz denizi var, koylarý var, yamalý bohça gibi birbirinden güzel adalarý var, hatta denizdeki mercan balýklarý sanki akvaryumdaymýþ gibi oynaþýyorlar” deyince aramýzdan baþka bir öðrenci, “Hocam akvaryum da neymiþ?” diye sordu. Müdürümüz akvaryumu bize güzelce anlattý ve bizler de bu vesile ile Foça’ya çok sempati duymuþtuk, vedalaþtýk ve herkes evine daðýldý. Aradan birkaç saat geçti akþam olmuþtu. Annem beni tarlaya gönderdi dönüþte bakkala uðrayýp babama sigara alacaktým. Tarlaya giderken okuldan hademenin yüksek sesle baðýrarak dýþarýya doðru koþturduðunu gördüm. Bir anlam veremedim biraz bekledim. Hademe ile birkaç jandarma koþar adým okula gittiler. Akþam tarladan döndüðümde öðrendim ki evli ve iki çocuklu olan müdürün tayinine kayýnpederi þiddetle karþý çýkmýþ. “Foça’ya gidemezsin, gidersen yalnýz gidersin ben kýzýmý göndermem” diye devam etmiþ. Müdür “Baba, benim tayinim çýktý, gitmezsem beni memurluktan ve öðretmenlikten atarlar” demiþ. Kararýný deðiþtirmeyen kayýnbabasý “O zaman sana kýz mýz, çoluk çocuk yok, defol git” demiþ. Bunun üzerine müdürümüz eþiyle konuþmuþ ve ona demiþ ki “Ben Foça’ya gidiyorum belki uzun yýllar gelemem, çocuklarýmýza iyi bak, onlarý muhakkak okut, onlara sahip çýk” ve ardýndan okula gitmiþ. Kayýnbabasýnýn sözlerini gururuna yediremeyen Okul müdürümüz Tahir Altuð, bir karton kutunun üzerine “Ölümümden kimse sorumlu deðildir” yazarak intihar etmiþ.
Bu iki sebepten dolayý ben, batý olacaksa Foça olsun diye, bir arzu içindeydim. Memlekete dönünce, doðrudan Foça’yý isteme þansým olmadýðýndan Ýzmir’e tayinimi yaptýrdým. Niyetim Ýzmir’den Foça’ya geçmekti. Kýsa sürede Ýzmir’e tayinim gerçekleþti. Ýzmir’e geldim. Ýzmir Ýl Saðlýk Müdürlüðü’ne gittim. 1. Müdür yardýmcýsýna Foça’da çalýþmak istediðimi söyledim. Müdür yardýmcýsý beni Foça’nýn dýþýnda farklý ilçelere göndermek istiyordu. Yüzüme yekten “sen ne istediðini bilmiyorsun Muharrem bey Foça, bakan torpillilerinin gittiði yer, ben seni oraya verirsem baþýma iþ açarým” dedi. Bunun üzerine 2. müdür yardýmcýsý olan Ýbrahim bey; “Müdürüm, müdürüm, ver adamý Foça’ya, Aðrý’dan gelmiþ çocuklarýný Foça’da okutmak istiyor, bir bildiði vardýr elbet, neden engel oluyorsun? Baþlarým senin bakanýna makanýna” dedi. Arkadaþýný kýramayan 1. Müdür yardýmcýsý beni geçici olarak Foça’ya verdi. En fazla 4 ay kalabileceðimi söylemesine raðmen, bir daha ne aradýlar ne de sordular. Ben de ses çýkarmadým. Dört ayým doldu filan demedim. Sonuç olarak uzun seneler burada kaldým, çalýþmaya ve yaþamaya devam ettim. Bugünlere kadar geldim þükür.
-Meslek hayatýnýzdan ve Foça’da yaþadýklarýnýzdan biraz bahseder misiniz?
-Kardeþim Nezir’in öldüðü gün kendime vermiþ olduðum sözü, daha önce çalýþtýðým yerlerde de olduðu gibi, Foça’da da sürdürdüm. Zengin fakir ayrýmý yapmaksýzýn, küçük büyük demeksizin, yakýn uzak gözetmeksizin, gece gündüz cansiperane biçimde mesai saatleri içinde veya dýþýnda herkesin yardýmýna koþtum. Para için hiç iþ yapmadým. Kim ne kadar verdiyse onunla yetindim. Fukaralardan almamaya çalýþtým. Vermeyenlerden para istemedim. Ýçimden helal olsun dedim. Cenab-ý Allah onun karþýlýðýný bana her zaman baþka yerden verdi. Herkesin iðnesine, sünnetine koþtum, týrnak çekmesinden tutunda acil durumlara kadar çaðrýldýðým zaman, gecenin yarýsý bile olsa, giyinip kuþanýp insanlarýn derdine çare olmaya çalýþtým. Yýlda ödeme gücü olmayan en az 15- 20 çocuðu sünnet ederdim. Bunu bazen muayenehanede, bazen de çocuðun kendi evinde yapardým. Ücret almýyorum veya az ücret alýyorum diye meslektaþlarýmýn eleþtirilerine maruz kaldým. Ben bu sözlere aldýrýþ etmedim. Para pulun peþinde olmadým. Bu manada babamýn sahip olduðu son bir iki parça tarlayý ve evi satarak Foça’da þimdiki oturduðumuz evin arsasýný satýn aldým. Bir kat ev yaptým. Onun üstüne bir kat daha çýkabilmek için Barýþ sitesindeki arsamý sattým, üzerine bankadan kredi alarak bir kat daha çýkabildim. 1973 yýlýndan beri Foça’dayým. Altlý üstlü iki dairemiz var, Birisinde kýz kardeþim oturuyor, diðerinde de ben. Onun dýþýnda ne bir varlýk için, ne de iþimi yaparken para için özel bir çaba sarf etmedim.
-Foça’da çalýþýrken zorlandýðýnýz veya sizi üzen olaylar yaþadýnýz mý?
-Evet yaþadým. Anap Hükümeti’nin 1. dönemiydi. Tayinim Foça’dan Tokat’a çýkmýþtý. Çocuklarým okuyordu, üç çocukla ve alýþtýðým Foça’dan baþka yerlere gitmek kolay olmayacaktý. Dönemin Kaymakamý, Mehmet Ç.’den 15 gün izin istedim. Niyetim Ankara’ya gidip bu iþi halletmekti. Bana 3 - 4 günden fazla izin vermiyordu. O da, bu meseleyi halletmek için yeterli bir zaman deðildi. Durumdan haberi olan, ayakkabýcý Rüþtü Merul, benden habersiz, zamanýn Belediye Baþkaný Serdar M’e gitmiþ. “Muharrem çok faydalý bir insan, herkesin yardýmýna koþuyor çok sevilen bir kiþi ama tayini çýktý, gidecek, ne yap yap, ya onun tayinini durdur, ya da Belediye’ye al” demiþ. Ertesi gün Serdar M. beni makamýna çaðýrdý. “Belediyede bir Saðlýk Birimi kuracaðým ve seni de kadrolu olarak Belediye’ye almak istiyorum. Gelmek istersen hemen çalýþmalara baþlayacaðým” dedi. Ben de bunu sevinçle karþýladým. Beni, belediyede ihtiyacým var diyerek kadrolu olarak belediyeye aldý. Böylece Foça Belediyesi Saðlýk Birimi’nde çalýþmaya baþladým.1989 yýlýna gelindiðinde, baþka partilerden bazý ileri gelenler kendi adaylarýný desteklememi istediler. Kendilerine “Serdar beye vefa borcum var, bunu asla yapamayacaðým. Vefa bir insanda olmasý gereken en önemli özelliktir” dedim. Buna raðmen biraz daha ýsrar etmeleri üzerine, ben de bu defa kendilerine “Bunu benden lütfen istemeyin. Beni vefasýz olmaya zorlamayýn ” dedim Onlar da sað olsunlar anlayýþla karþýladýlar. Bu konuda bir daha teklif gelmedi. Ama seçimi Serdar M. kaybetti. Nihat D. kazandý. Kendisiyle de baþkan olduðu sürece çok uyumlu çalýþtýk. Onun da baþkanlýðý döneminde insan, parti, fakir, zengin ayrýmý yapmaksýzýn herkese seve seve yardýmcý oldum. Toplam dört belediye baþkaný ile altý dönemden fazla, belediyeye ve ilçemiz halkýna hizmet verdikten sonra emekli oldum. Þimdi ise gençliðimden beri sevdiðim ve faaliyetleri içinde bulunduðum Kýzýlay Foça Ýlçe Baþkanlýðý’ný yapýyorum.
Bunun yaný sýra dýþarýdan talep edilmesi halinde insanlarýn saðlýðý için yardýma koþuyorum” diyerek sözlerini tamamladý.
Baþta da belirttiðim gibi, Foça’da Muharrem bey gibi insanlar çoðaldýkça, hemþerilik bilinci arttýkça, karþýlýk beklemeden insanlar birbirleriyle dayanýþma ve yardýmlaþma içinde oldukça, Foça’da hayat eminim daha güzel olur. .

Eleþkirt Ortaokulu

Van Saðlýk Koleji

Van Saðlýk Koleji

Van Saðlýk Koleji Müdürü ile

Samsun Acemi Birliði

Foça'da ilk gün görevi

Kýzýlay Foça ilçe yönetiminde ilk yýl

Belediye Saðlýk Ýþleri
Sebahattin Karaca
sebahattinkaraca35@hotmail.com
"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...
