ALÝ KAYA, FOÇA’NIN YAÞAYAN TARÝHÝ / Sebahattin Karaca
Sebahattin Karaca

Sebahattin Karaca

ALÝ KAYA, FOÇA’NIN YAÞAYAN TARÝHÝ



Kenti kent yapan içinde yaþayan insanlarý ve tarihidir. Ali Kaya, Foça ve Baðarasý için adeta yaþayan bir tarihtir. Kuvvetli hafýzaya sahip olan Ali Kaya’nýn yaþadýklarý, anýmsadýklarý, hatýralarý, Baðarasý ve Foça için belgesel tadýnda bir söyleþiye dönüþtü. Ömrünün önemli bir bölümünü eðitime adamýþ, eðitimin her kademesinde çalýþmýþ, Emekli Ýlçe Milli Eðitim Müdürü, Ali Kaya mübadele, muallim mektepleri, Cumhuriyetin ilk dönemleri, Ýkinci Dünya Savaþý ve çok partili döneme geçiþ sýrasýnda özellikle Foça’da ve Baðarasý’nda yaþananlarýný, hikaye tadýnda anlatýrken, ben de kaleme alabildiklerimi sizlerle paylaþmak istiyorum.

Hocam, ben ve Foça’nýn eþraflarýndan pek çok insan sizi yeteri kadar tanýyoruz ama tanýmayanlar için ve hakkýnýzda hiçbir þey bilmeyenler için, klasik soru ile söze baþlamak istiyorum;



Kendinizden biraz bahseder misiniz?

-Osmanlýlarýn Selanik ve Kavala’yý almalarýndan sonra, ata atalarým (Ege Yörükleri) 1356 yýlýnda Yunanistan’daki bugünkü Kavala þehrinin köylerine yerleþmiþler. Toplam altý köyde yaþamýþlar. Altý köyün hiçbirisinde Rumlar yaþamamýþ. O bakýmdan gittikleri ilk günden mübadele yýllarýna kadar Rumca öðrenmeden hep Türkçe konuþmuþlar. Erkekleri eþek veya katýr sýrtýnda köylerden Kavala’ya gider, evin ihtiyaçlarýný alýrlarmýþ. Bu vesileyle Kavala’ya gelince denizi ve deniz kýyýsýndaki yaþamý görür ve bilirlermiþ. Ama kadýnlarý hep köylerde kalýrmýþ. Bu bakýmdan mübadele sýrasýnda ilk defa gemiye bindiklerinde denizi görmüþler. Kadýnlarýn denizi görmeleri babalarýmýzýn da Foça’ya yerleþmesine neden olan sebeplerden birini teþkil etmiþ. Mübadil olarak Kavala’nýn köylerinde yaþayan ve sadece tütüncülükle uðraþan atalarýmýz Foça’daki Rumlardan boþalan evlere veya Baðarasý hudutlarý dahilinde bulunan yine Rumlarýn terk ettiði kulelere yerleþtirilmiþler. Kule evler genel olarak tütün ekilen tarlalarýn bir köþesinde oluyordu. Yani her kule evin bir ekilebilir, biçilebilir tarlasý vardý.

Esasýnda atalarýmýz Kavala'nýn köylerinde asýrlarca tütün ekip biçmiþler. Hatta bugün bile Kavala'da tütün ekip biçmek Kavala'nýn en büyük uðraþ alanýdýr... Foça'ya yerleþmeleri þöyle olmuþ: Kavala'dan gelenler bir müddet Ýzmir ve civarýnda araþtýrma yapmýþlar. Görmüþler ki Baðarasý köyünde tütün ekilip biçiliyor. Bunun üzerine bu bölgeye yerleþmeye karar almýþlar. Ýþte bu çerçevede Foça'ya yerleþmeyi kabul eden etmiþ, etmeyen de Baðarasý köyüne tütün tarýmý yapmak üzere yerleþmiþ.



Hocam, bildiðim kadarýyla siz mübadele yýllarýndan hemen sonra doðdunuz, 2. Dünya Savaþý’na tanýklýk ettiniz. O yýllara ait baþta eðitim olmak üzere neler söyleyebilirsiniz?

- Ben 1928 yýlýnda doðmuþum. Ben doðmadan önce dört yaþýnda bir abim vefat etmiþ. Annem babam mübadeleden önce Kavala'da evlenmiþler. Kavala'dan gelince baþta Foça'ya yerleþmiþler. Üç sene sonra da Baðarasý'nda 12 zeytin aðaçlý, ekmeye biçmeye müsait olan tarlayý almýþlar. Tarlanýn içinde bulunan kule eve de yerleþmiþler. Ben doðduktan bir müddet sonra, yani ben 3-4 yaþýmdayken annem ciddi ölçüde hastalanýnca ve o yýllarda medeni kanun olmadýðýndan olsa gerek babam, rahmetli Avni Yavuz'un halasý ile ikinci evliliðini yapmýþ. Babamýn ikinci eþinden de bir erkek kardeþim var idi. 2007 yýlýnda vefat etti. Baðarasý'nda eski Ýzmir valisi Kazým Dirik'in yaptýrdýðý bir ilkokul vardý. Ýlkokulu burada bitirdim. O yýllarda, Foça kale içinde, þimdiki kazý alanýnda taþ duvarlarý örülmüþ bitmiþ bir ortaokul yapýlýyordu. Annem ve ben ortaokulu Foça'da okuyacaðým için seviniyorduk. Foça'da bahçeli bir evimiz vardý. Evi bir subaya kiraya vermiþtik. Kiracýyý çýkartacaktýk, eve yerleþecektik ve ben yeni yapýlan ortaokula devam edecektim. Ne var ki çatýnýn yapýlmasýna bile, baþlayan II. Dünya Savaþý müsaade etmedi ve okul birkaç sene yapýlamadý. Hatta o yýllarda parasý da olsa insanýn, istediði her þeyi istediði kadar alamazdý. Evdeki nüfus sayýsýna göre muhtardan karne alýnýrdý. Karne ile gýda daðýtýlýrdý. Ýlkokulu bitirdiðim yýl Baðarasý'nda ayný zamanda öðretmenim ve Rauf Çelebi'nin akrabasý olan Ýbrahim Duran isimli Foça'nýn yerlisi annemle konuþtu. Kendisini ikna etti. Böylece ben, Ýzmir Þirinyer Kýzýlçullu'da bulunan muallim mektebine yazýldým. Daha sonra bu okullarýn adý Köy Enstitüleri olarak deðiþtirildi. Bu okula kaydým ise þöyle geliþti: Ýbrahim Duran Foça ve köylerinden ilkokulu yeni bitiren 25 öðrencinin sýnavlara katýlmasýný saðladý. Sýnavlarý Kozbeyli köyünden birisi, (þu an ismini hatýrlayamýyorum) bir diðeri Avni Uyar ve ben olmak üzere üç kiþi kazandýk. Anadolu'daki muallim mekteplerinden farklý olarak bizim okul, bize daha müfredatýn yaný sýra ek imkanlar veriyordu. Mesela her hafta sinema veya tiyatroya götürmek gibi, mutlaka denize götürüp yüzdürmek gibi, tramvaya bindirmek gibi imkanlarý vererek bize þehir hayatýný ve þehirde yaþamayý öðretiyorlardý. O yýllarda ikisi Karþýyaka'da olmak üzere 5 veya 6 tane sinema vardý. Bunlar Elhamra, Yeni Sinema, Tayyare, Lale sinemalarýydý. Okulu bitirdikten sonra Baðarasý köyüne kendi okuluma öðretmen olarak atandým ve orada dokuz sene görev yaptým. Bu arada Baðarasý köyünün saygýn eþrafýndan Kerim Güven'in kýzý ile evlendim. Ýlki 1951 yýlýnda doðan Bülent, ikincisi Levent olmak üzere iki oðlum var.

Toplam dokuz yýl Baðarasý'nda öðretmenlik yaptýktan sonra kura çekip askere gittim ve askerliðimi yedek subay olarak yaptým. Askerlik görevim bitince bu defa beni yine Foça'nýn köylerinden biri olan Horozgediði Ýlkokulu'nda görevlendirdiler. Aradan 4,5 ay geçmeden Foça Ýlkokulu'na atadýlar. Yeni görevimde iþbaþý yaptým. Ayný yýl bugünkü karþýlýðý Ýlçe Milli Eðitim Müdürlüðü olan Foça Maarif Müdürlüðü'ne vekaleten atandým. Açýlan sýnavlarý kazandým ve 1959 yýlýnda bu defa bakanlýk tarafýndan asil maarif müdürü olarak yeniden Foça’ya atandým.

Yedek subay olarak askere alýndým. Altý ay Ankara’da bir yýl da Denizli’de vatani görevimi tamamladým. Askerlik için Ankara’da bulunduðum süre içersinde çocukluk arkadaþým Sabri Yirmibeþoðlu, yüzbaþý rütbesi ile Anýt Kabir Komutanlýðý yapýyordu. Ara sýra beni ziyarete gelirdi. Baðarasý’nda birlikte büyümüþtük. O Harbiye’ye gitti. Adým adým yükselerek Orgeneral oldu. Özel Harp Ýdaresi Baþkanlýðý yaptý. Babasý körüklü fotoðraf makinesi ile Atatürk mahallesindeki þimdi heykelin bulunduðu yerde kendisine ait kahvehanesinin bir köþesinde fotoðrafçýlýk yapardý. Ýstihkam dersine bir binbaþý girerdi. Notu çok kýttý. 59 üzerinden 60 bile vermezdi. Ben kafaya taktým. Hocadan 100 alacaðým diye. Sabaha kadar ders çalýþtým. Ertesi gün yapýlan sýnavda bir köprü nasýl havaya uçurulur diye soru geldi. En iyi bildiðim konuydu. Bugün bile sorunun cevabýný veririm. Cevabýný öyle güzel ve öyle ayrýntýlý verdim ki hoca yine yüz puan vermedi. 1 puanýmý kesti 99 puan verdi.

Çocukluðunuz nasýl geçti?

Çocukluk ve gençlik yýllarýmda Baðarasý’nda oturduk. Oysa Foçalýlar hemen hemen tamamý yaz aylarýnda Baðarasý’na tütün, pamuk, üzüm ve zeytin hasadý yapmak için gelirdi. Baðarasý, Foça’nýn arka bahçesi gibiydi. Þimdiki gibi deðildi. Foça yaz aylarýnda adeta boþalýrdý. Baðarasý’nda kule evimiz ve bahçemiz vardý. Babam erken öldüðü için dokuz yaþýnda yetim kaldým. Romatizmadan dolayý annemin bedeni külçe gibiydi. Çok fazla bir iþ yapamazdý. Ama çok tutumluydu. Okullarýn kapalý olduðu yaz aylarýnda, sabahýn erken saatinden gün batýmýna dek 25 kuruþa yevmiyeye giderdim. Tütün toplardým. Pamuk toplardým.

Ýsmet Ýnönü’nün Foça ile baðlantýsýný ve siyasete nasýl ilgi duydunuz, biraz anlatýr mýsýnýz?

-Hayýr dersem yalan olur. Ýlgilendim ama emekli olduktan sonra. Kuþçulu muallim okulunda okurken Ýsmet Ýnönü okulumu ziyaret etti. Orada gördüm. Nereli olduðumu sordu. Foçalý olduðumu söyledim. Daha sonra öðrendim ki, babasý Hacý Raþit Bey Foça’da 1-2 yýl Müstantik (sorgu hakimi) olarak görev yapmýþ. Hatta o sýrada annesi Cevriye’nin sütü az olduðundan, Foçalý Molla Ayþe’nin annesi ayný zamanda Ýsmet Ýnönü’nün de sütannesi olmuþ. Dolayýsýyla Ýnönü’nün Foça’da bir sütkardeþi varmýþ. Molla Ayþe, Atatürk Mahallesi’nde þimdiki Gönülcan inþaat malzemeleri satýþ yeri olan dükkanýn arkasýndaki boþlukta bulunan ve kendilerine ait evde ölünceye kadar yaþamýþ. Benimde gönlümde Atatürk ve Ýsmet Ýnönü sevgisi vardý. Dolayýsýyla CHP’ye ilgi duyuyordum. 1950 yýlýna kadar tek partili dönemden çok partili döneme geçildi. Emekli olduktan sonra ben de CHP’ye üye oldum. Parti ilçe baþkanlýðý ve belediye meclis üyeliði yaptým. Reha Midilli baþkanlýðý sýrasýnda baþkan yardýmcýlýðý görevini yürüttüm. O dönem Süleyman Ege ve Hatice Yýlmaz’dan çok faydalandýk. Mevzuatlarý iyi öðrenmiþtim. Süleyman Ege, Merkez Bankasý’ný bile emanet verebileceðiniz dürüstlükte bir insandý.

O günlerden aklýnýzda kalan, unutamadýðýnýz anýlarýnýz var mý?

Bir gün arkadaþým Mehmet’le akþam pamuk tarlasýndan eve dönüyorduk. Yol topraktý, hava sýcaktý. Öküzün çektiði kaðný arabalarý ile tütün balyalarý ve pamuk çuvallarý taþýnýrdý. Öküzler ve kaðný arabalarý gide gele toprak yolu toz kadar inceltmiþti. Öyle ki insanýn ayaðý yürürken toza topraða gömülüyordu. Yolun iki kenarýnda ýlgýnlar insan boyundaydý ve çok sýktý. Ben önden koþarak giderken, Mehmet arkadan yavaþ yavaþ geliyordu. Arkama baktým. Mehmet bir ara kaybolmuþtu. Ýhtiyacýný gidermek için ýlgýnlarýn arasýna gittiðini düþündüm. Ben de ýlgýnlarýn arasýna saklandým. Niyetim onu korkutmak ve eðlenmekti. Ilgýnlarýn arasýna saklandým. Mehmet’in gelmesini beklemeye baþladým. Çok geçmeden ayak sesi duydum. Mehmet’in geldiðini var sayarak, ýlgýnlarýn arasýndan yüksek sesle hurra! diye yola fýrladým. Gelen sesler Mehmet’in ayak sesleri deðilmiþ. Yanlarýnda köfeler baðlý üzerinde bir kadýn oturan merkebin ayak sesleriymiþ. Merkep benim ani hareketimden ürküp dört nala kalkýnca eþeðin sýrtýndaki köfeler bir yana fýrladý. Üstündeki kadýn bir yana. Devecilerin ve ayný zamanda bugün tarlasýnda yevmiyeci olarak çalýþtýðým Hanife teyzenin külçe gibi toza topraða düþtüðünü hatta adeta çakýldýðýný gördüm. Çok utandým. O an yerin dibine girdim. Arkama bile bakmadan koþa koþa eve gittim. Yüzüm kýpkýrmýzý olmuþtu. Annem bende garip bir þeylerin olduðunu hemen fark etti. Israrla sormasýna raðmen ne olduðunu söylemedim. Korkudan ayaklarým titriyordu. Neyse ki ertesi gün Hanife haným teyzeye bir þey olmadýðýný duyunca rahatladým. Baðarasý köyünde çocukluðumda yaþadýðým en ilginç þey buydu.



Tuz depolarý ve kapanýþ hikayesi.

Bunun yanýnda Foça tuz depolarýnýn kapatýlmasý beni çok üzmüþtü. Osmanlýlar zamanýnda birisi Büyük Deniz’de diðeri Küçük Deniz’de olmak üzere, devlet tarafýndan yapýlmýþ iki adet çok büyük depolar vardý. Daha sonralarý Osmanlýlar dýþ ülkelere ödenmesi gereken eski borçlar çerçevesinde kurulmuþ (Düyun-u Umumiye) tarafýndan Rumlara satýlmýþ. Çam altýndan çýkartýlan tuzlar, bu bölgede deniz çok sýð olduðu için, altý düz olan maunalarla Foça’ya getirilirdi. Ýskeleye yanaþan maunalarýn içinde ki tuz çuvallarla insan sýrtýnda depolara taþýnýrdý. Depolarýn dolum iþi günlerce sürerdi. Baþta Japonya olmak üzere diðer ülkelerden gelen büyük gemilere yükleme iþi de yine insan gücü ile olurdu. Öyle ki gemilere dolum günlerinde 300 – 400 kiþi yevmiye ile çalýþýrdý. Yeterli iþçi bulunamadýðý tarým ürünleri hasat zamanlarýnda çocuklar bile günlük 25 kuruþ yevmiye, kurþun baðlanarak iþaretlenmiþ küçük çuvallarla sýrtlarýnda akþama kadar tuz taþýrlardý. Gemi dolduðunda herkes parasýný alýrdý. O gün veya onu takip eden günlerde berberlerin, kasaplarýn, manavlarýn, bakkallarýn, lokanta sahiplerinin yüzü gülerdi. Herkes iþ yapardý veya borçlar ödenir, alacaklar alýrlardý.

Tuzun maliyetini kiloda 1 kuruþ düþürmek için, bu defa Çamaltý’na santifuruj inþa ettiler. Gemiler açýkta bekletildi. Tuz, pompalar veya bant üzerinde gemilere yüklenir oldu. Böyle olunca en kýsa zamanda meþhur Foça tuz depolarý atýl kaldý. Kapandý. Bu durum Foça ekonomisine büyük zarar verdi. Ýnsanlar ek gelirlerinden oldu. Mauna sahipleri iþsiz kaldý.

Hayran olduðum yetenekli Foça insanlarý.

Bunun dýþýnda hayranlýkla izlediðim insanlar da vardý. Onlardan bir tanesini anlatayým. Aycan Dirim’in akrabalarýndan Sadi Emiroðlu, makinadan çok iyi anlardý. Bir keresinde motoru bozulduðu için Menemen ovasýna mecburi iniþ yapan Alman uçaðýný, bir binbaþý ile onarýp, uçurdular ve Gaziemir’e indirdiler. Bir baþka seferinde Ýzmir’den yük almýþ büyük bir gemi motoru bozulunca Foça Büyükdeniz’e sýðýnmýþ. Ýzmir’den gelen usta 1000 TL. istemiþ. O zaman çok büyük para.

Gemi sahibi; 300 TL.’ye Ýstanbul’a çektiririm demiþ. Bu sýrada duruma tanýk olan Mehmet Iþýk (Fenerci Mehmet) “Yahu bir durun hele bizim bir arkadaþýmýz var. Motordan iyi anlar. O bir baksýn” der. Bunun üzerine Sadi Emiroðlu bulunur, durum anlatýlýr. Sadi Emiroðlu geminin motorunu tamir eder, Motoru çalýþtýrýr. Gemi sahibi mutluluktan uçar. Sadi beye para vermek ister. O kabul etmez. Tüm ýsrarlara raðmen para almayan Sadi beye, Aycan Dirim; Ýhtiyacýn da var. Neden almýyorsun! diye tepki gösterir.

Foça’da o yýllarda benzer þeyler çok olurdu. Maddiyattan daha ziyade, maneviyata önem verilirdi.

Hocam bu keyifli ve öðretici sohbet için, geçmiþe ýþýk tutan aktarýmlarýnýz için, þu andan itibaren Foça tarihine mal olacak, paylaþtýðýnýz deneyimleriniz için size ne kadar çok teþekkür etsem azdýr.


Sebahattin Karaca

sebahattinkaraca35@hotmail.com
www.sebahattinkaraca.com



31 Aðustos 2017 Perþembe / 3945 okunma



"Sebahattin Karaca" bütün yazýlarý için týklayýn...