Ýnsanlýðýn Yörüngesindeki Tüm Aþamalarý Sarýp Sarmalayan Çaðlarýn Çýnarý: Gustave Flaubert / Bedriye KORKANKORKMAZ
Bedriye KORKANKORKMAZ

Bedriye KORKANKORKMAZ

Ýnsanlýðýn Yörüngesindeki Tüm Aþamalarý Sarýp Sarmalayan Çaðlarýn Çýnarý: Gustave Flaubert



Bingöl otogarýndan elimde valizimle çocukluðumun ve gençliðimin geçtiði eve doðru yürüyorum. Ýnsan içinde mi yoksa dýþýnda mý aramalý kendi izdüþümlerini? Anýlar dürüst olduðu için mi acýmasýzdýr? Anýlarýn vatanýnda yaþamaktýr yalansýz bir dünyada yaþamak. Anýlar zamanýn vicdanýdýr. O vicdanda haklý da haksýz da yerli yerindedir. Anýlarýmýn elindeki piþmanlýk neþterini kalbime saplýyorum. Anýlarýn sessiz çýðlýklarý bize yaþamýn, mutsuzluðu mutluluða tercih etmek olduðunu anlatýyor. Kendimi bir bütün halinde hissetmem için hayatýmýn tüm kesitlerinde mola veren anýlarýmý anýmsýyorum. Ýnsan zamanýn ötesine kendi gerçeðini aþarak geçebilir mi? Kalbimin yara bahçesi olan anýlarýmýn bahçesinde ektiklerime, yeþerttiklerime ille de kuruttuklarýma bakýyorum gözlerim yaþlý. Yaþlý gözlerim yanýmdan geçen bir çifte takýlýyor. Yirmi birinci yüzyýlda adam önde kadýn adamýn arkasýnda yürüyor. Görüntülerin anlattýklarýný anlasaydýk diyorum içimden, kendimizi anlatma derdimiz olmazdý. Ýnsan olmadan kadýn ya da erkek olmasý mý yoksa sisteme entegre olmasý mý önemli insanýn? Yasalar hangi nedenden dolayý ortak yaþamlarýnda birbirlerini tamamlayan kadýn ve erkeðin birini diðerinden üstün tutuyordu? Hamile kadýnlarýn cinselliði çaðrýþtýrdýðý, namusun saça indirgendiði, kadýnýn yerinin evi olduðu söylemlerinin hortladýðý günümüzde Gustave Flaubert’in “Madam Bovary”sini okuyorum. Yazar; bir yanýyla on dokuzuncu yüzyýlda kadýna biçilen kadýnlýk rolüne dikkatleri çekiyor diðer yanýyla kadýný ikinci sýnýf gören ataerkil kokuþmuþ ahlâk/namus anlayýþýnýn altýný üstüne getirttiði evli Emma’ya arsenik içirerek sistemi ödüllendiriyor muydu? Gözlerim açýk gördüðüm düþümde Gustave Flaubert’le “Kadýn ve Erkekliðin” yaný sýra “Edebiyatta Kalýcýlýk” sorunu üzerine sohbet ediyorum. “Yapýtým gündüz gözüyle gördüðüm düþün armaðanýdýr. Söyle: “biz karanlýðýn düþünü görebilir miyiz?” “Sevgili Flaubert’e coþkuyla sarýlýyorum. Sana yapýtýnla ilgili yýllardýr aklýmý meþgul eden þu soruyu sormak istiyorum: Madam Bovary”yi insanlýðýn mý yoksa kadýnlýðýn tarihi olarak mý algýlamalýyým okurken?” “Bedriye, sorularýn yokuþunu çýkmak yormuyor mu seni? Fransa on sekizinci yüzyýlda aydýnlanma çaðýna, on dokuzuncu yüzyýlda ise ataerkil sistemin boyunduruðuna giriyor. Çifte standart kavram/ kuram ve liberalizmin kalesi olan Fransýz Devrimi on dokuzuncu yüzyýlda insanlýðýn baþýna soylu (!)aristokrasiler ile soysuz burjuvalarý bela ediyordu. O dönemde erkeðin kadýn üzerinde birçok hakký vardý. Boþanmak yasak. Kocasý ve çocuklarý üzerinde hakký olmayan kadýn sosyal bir varlýk da deðildi. Kadýn; ailesine iyi bir evlat, kocasýna ideal bir eþ olmak için eðitilebilen bir canlýydý. Kadýnýn yazgýsý mensubu olduðu kilise ile devletin ortak kararnamesiydi anlayacaðýn. Kadýn düþünen ve düþünce üreten bir canlý olarak algýlanmadýðýndan namusundan, soyadýndan bekârken babasý, evliyken de kocasý sorumluydu. “Flaubert Baba, sistem; baskýcý yasa ve dini öðretileriyle garanti altýna aldýðý “namusun” zamana ve ihtiyaçlara yenilerek kozmopolit bir namus anlayýþýnýn benimsenmesinin önüne geçebilir mi Emma örneðinde olduðu gibi?” “Bedriye, sorunu kadýnýn yaþadýðý aþk serüvenlerinin yanýtladýðýný düþünüyorum. Emma, toplumsal deðerlere yabancýlaþtýðý için toplumsal bir tehdit olarak karþýmýza çýkýyor. Ben sistemin kadýna gýdým gýdým verdiði haklarýn hepsini Emma’ya verdim; çünkü Napolyon imparatorluðunda sistemi ele geçiren aristokrat/ entelektüel burjuva erkeklerinin hayat standartlarý sürekli yükseliyordu. Burjuva erkekleri koynuna aldýklarý kadýnlarýn kendilerine daha fazla zevk verip konuþtuklarýný anlamasý için kadýnýn okuryazar olmasýný, iyi bir din ve ahlak eðitimi almasýný, nakýþ/ resim yapýp piyano da çalmasý gerektiðini algýladýlar. Ömrünü kadýnlar tuvaletinde geçiren þehvetli bir erkek bile kendisine acýyordu. Ataerkil sistem kendisine dayatýlaný kanýksayan bir kadýnýn kocasýna ram olacaðýný biliyordu. Kadýnýn okuduklarýndan etkilenerek kendi duygusal isteklerini farkýna varmasýndan ödleri koptuðu için kadýnýn hangi yapýtlarý okumasý gerektiðine onlar karar veriyordu. Erkeklerin aydýnlanmýþ kadýna deðil; eðitilerek görsel bir materyale dönüþtürdükleri bir kadýn türüne ihtiyaçlarý vardý. Emma’nýn, romantik duygu ve düþüncelerini hayata geçirecek cesareti vardý; ama derinliði olmayan duygu ve duygusallýðýn yarýný olmayacaðýný bilecek birikimi yoktu. Madamý da hem Fransýz yazýnýn gözdesi olmuþ Romantizm’den hem de ataerkil liberal aristokratlardan intikamýmý almak için kendisini kaptýrdýðý sahte romantiklikten acýmasýz gerçekçilikle yüzleþtiriyorum. Dönemin soylu(!) romantizm hareketinin toplumsal yabancýlaþma ile topyekûn deðerleri yozlaþtýrdýðýný karakterimle belgeliyorum. Yapýtým ne edebiyatta kalýcýlýðýn ne de kadýn tarihinin izini sürüyor. Nasýl ki, ebeveynler boþandýklarýnda çocuklarýný ortadan ikiye ayýrarak paylaþamýyorlarsa ben de katýksýz gerçekçiliðimi ne romantikle ne de kurguyla ortadan ikiye ayýrarak paylaþamam. Yapýtý kadýnýn tarihi olarak algýlamam için kadýný insanlýktan çýkarmam gerekmiyor mu?” “Flaubert Baba. Kahramanýn Charles ile Emma dünyalarý ayrý, yok oluþlarý ortak olan bir çift. Dünyalarý kendilerine ait olmayan çiftlerin gerçek bir iliþki yaþama þanslarý olabilir mi? ” “Dünyalarý ayrý olan Charles ile Emma’nýn birbirine tutuna tutuna ortak yok oluþlarýna þahit olduk. Emma, ruhuyla deðil, fiziðiyle Dr. Charles’ýn ilgisini çekiyor. Babasý da aldýðý eðitim ile çaldýðý piyano vs.vs. yüzünden tarlada çalýþmadýðý için kýzýndan kurtulmak istiyor. Emma, evleneceði erkeðe görkemli bir düðünle gideceðini hayal ediyor ama -düðünü küçümsediði taþra geleneklerine göre yapýlýyor. Bekârlýðýnda özlemini duyumsadýðý tutku/ þehvet ve aþký kocasýnýn koynunda bulacaðýný hayal eden Emma lükse, güzel giysilere, romantik sözcüklere… hýrsa âþýk olduðu kadar özgüveni de tam olan biri. O içinde yaþadýðý çevreden her açýdan üstün niteliklere sahip olduðu için hayatýn da beceri ve güzelliðine yakýþýr bir yaþamý onun hizmetine sunacaðýný düþünüyor. Charles ise öðrenciliðinde bile öðretmeninin karþýsýnda konuþamayan, annesinin etkisi altýnda kalan, kendisine güveni olmayan, insanlarýn karþýsýnda hakkýný savunamayan, silik bir kiþiliktir. Kendisini kocalýðýna yakýþtýrmadýðý için baþka erkeklerle dans eden karýsýný izleyen bir zavallýdýr. Yaþadýklarý/ yaþamasý için kendisine dayatýlaný sorgulayacak cesareti olmayan Charles; ezikliðinin cinsiyeti olmadýðýný anýmsatýyor bize. Çocukluðunda sevilmemiþ olan Charles’ýn, evliliðinde karýsý tarafýndan sevilmek için yaptýðý fedakârlýklar “sevgisizliðin” insan ruhu üzerindeki ölümsüz gücünü kanýtlýyor. O’nun içine düþtüðü dramla karýsýnýn içine düþtüðü dram birbirleriyle yarýþýyor. Emma da kendisini kendisi olduðu için seven kocasýnýn deðil; bedenini bir þehvet makinesi gibi algýlayan Rodolphe’un sevgisini dileniyor. Sevgi dilenciliði söz konusu olduðunda kadýný da erkeði de eþitliyorum. Hayal ettiði hayata yýllarca sözcüklerin dünyasýnda ulaþmaya çalýþan kadýn, sýk sýk romanlardaki aþký, kocasýnýn koynundaki mezarlýða gömdüðü aþkla karþýlaþtýrýyor. Karþýlaþtýkça o güne deðin fark etmediði ruhunun ýssýz köþeleriyle tanýþýyor. O’nun ýssýz köþesi sistemin psiþik kadýnlarýnýn yuvasýdýr. Charles, evlenmiþ olmakla hayattan aldýklarýnýn sona erdiðini düþündüðü için eþini baþka erkeklerle paylaþýyor. Burada bir erkeðin namusunda sistemin deðil; eþiyle geliþtirdiði ikili iliþkisinin belirleyici olduðunu vurgulamak istiyorum. Doktorumuz karýsý ile kendi hastalýðýný teþhis edemiyor; çünkü kendisine dayatýlanýn ötesine geçebileceðini düþünemiyor. “Flaubert Baba. Emma da çaðýnýn ünlü hastalýðý olan histeriye yakalanýyor. Bir edebiyatçý ile bir bilim adamýnýn histeriyi algýlayýþýndaki farklýlýk dikkatimi çekiyor. Bir yazar karakterinin ruhunun derinliðine duygularýyla, bir bilim adamý ise mantýðýyla ulaþýyor. Emma’nýn histerisini nasýl deðerlendiriyorsun?” “Bedriye, karakterim kocasýyla yaþadýðý fiziksel aþkýn deðil; ruhsal aþkýn arayýþý içinde. Cinsel tercihin ayný zamanda insanýn kendisini gerçekleþtirmesinin sigortasý olduðunun farkýnda. O’nun cinsellik algýlayýþý erkeklerinki gibi dakikalýk hazza deðil; ruhun ruhu arþa kaldýrdýðý mucizevî bir tutkuya tekabül ediyor. Bu yönüyle aþka ve tutkuya ödediði bedel dönemin tüm erkeklerini benim gözümde onun metresi yapýyor. Histerisinin altýnda yatan temel neden bana göre hem sýnýrlarýný aþtýðý aþkla uzlaþmak istemiyor hem de keþfettiði aþký bir kadýn olarak yönetmek istiyor. Adaþý Emma Goldman gibi bir anarþisttir; çünkü aþký kamusal alandan çýkarýp bireyin özgür hayatýna dâhil etmek istiyor. Cinsel bir iliþkide kadýnýn veren, erkeðin de alan olduðu nasýl bir gerçekse kadýn ile erkeðin cinsel organlarý aracýlýðýyla kendi yitik benliðine ulaþmak istedikleri de öyle bir gerçek olduðunu bilen tek karakterim de O’dur. “Yapýtýnla din olgusuna da çýkarma yapýyorsun. Hýristiyanlýðýn içeriðinin din adamlarý tarafýndan boþaltýldýðýný, dini de kamusal alana (kilise) hapsettiklerini savunuyorsun.” “Sistemin tacirleri dini ve kadýný tekeline alarak toplumu yöneteceklerini biliyor. Ben; Tanrý’yla kiliselerinde buluþmamýza izin veren sahte din öðretilerine, Tanrý ile kul arasýndaki iki kiþilik iliþkiye dogmayý dâhil etmelerine, Tanrý’yý tabulaþtýrmalarýna, papazlarýn Tanrýsý’ný halkýn Tanrý’sý yapmalarýna, halkýn hastalandýðýnda doktora deðil kiliseye gitmesini saðlamalarýna, papazlarýn halký dünyaya acý çekmek için geldiklerine inandýrmalarýna, onlar zevk ve sefa içinde yaþarken halkýn sefalet içinde yaþadýðýný göreme(me)lerine isyan ediyorum. Benim gökyüzündeki Tanrý’yla deðil; yeryüzündeki Tanrý(cýk)larla sorunum var; çünkü yeryüzü Tanrý(cýk)larýný insanlýðýn geleceði için tehdit unsuru olarak algýlýyorum.” “Baba’cýk, seninle kadýn ile erkeðin aþka bakýþlarýndaki ‘farkýndalýk’ üzerinde de yoðunlaþmak istiyorum. Kadýnýn aþk konusundaki deneyimsizliði ile erkeðin aþk konusundaki yetkinliðine de vurgu yaptýðýný düþünüyorum Rodolphe karakteriyle.” “Emma’nýn masum tutku ve sevgi arayýþlarý, Rodolphe’un kadýn bedenini maþa gibi kullanan deneyimi ile yarýþabilir mi? Emma, Rodolphe’un þehvet kurbanlarýndan sadece biri. Sözcükler kadýnýn cenneti erkeðin ise cephanesidir bu aþkta. Kadýn ruhundan anlayan, çapkýn, güzel konuþan, zeki ve oldukça zengin olan Rodolphe, daha ilk karþýlaþmalarýnda kadýnýn kocasýnýn yanýnda aldýðý her nefeste öldüðünü anlýyor. Kadýna da toplumun onun üzerinde kurduðu baskýyý aþmasý için verdiði cesaretle sahip oluyor. Aþk ve tutkuda bakir olan kadýn zengin sevgilisini aldýðý hediyelerle þýmartýyor. Kadýnýn ruhunu ruhunda hissetmek için yanýna sokulduðu sevgilisi ondan sýkýlýyor; çünkü O da metreslerinden biridir sadece. Emma’nýn kýzý ile birlikte kendisini kaçýrmasýný teklif etmesi sevgilisi için bardaðý taþýran son damla oluyor ve yazdýðý bir mektupla kahramanýmý terk ediyor. Ayrýlýklarýnýn akabinde kadýn aylarca kendine gelemezken, erkek baþka aþklara yelken açýyor. Anlayacaðýn; Emma’nýn aþký duygu obur; Rodolphe’unki ise etoburdur. Kocasýnýn sevgisi fedakârlýðý ve desteðiyle toparlanan Emma, aþkta duygular kadar deneyimlerin de önemli olduðunu eþiyle birlikte gittiði Rouen’daki tiyatroda noter kâtibi Leon ile karþýlaþtýklarýnda algýlýyor. Noter kâtibi Leon, aþk konusunda toydur. Leon, Emma’nýn metresi oluyor ama onun kalbindeki aþk yarasýný romantikliðiyle saramýyor; çünkü kadýnýn hissettiði aþk geceyi gündüze erdemi tutkuya çevirip, / þehvet de dâhil ederek aþk uðruna iþlenen tüm suçlarý af edebilir güçtedir. Kapitalizmin bireye dayattýðý sýnýrsýz harcamanýn kurbaný olan kadýndan evine gelen haczi kaldýrmasý için gerekli olan parayý iki aþýðý da esirgiyor. Bu gerçekle sarsýlan romantik Madam Bovary kocasý dýþýndaki erkeklerin kahraman, cesur, bilgili, duyarlý... olduðuna inanýyordu; çünkü kocasý taþralý sevgilileri ise entelektüel burjuva erkeðiydi. Sistemin erkekleriyle ister evli olarak ister evlilik dýþý yaþadýðý iliþkilerin sonucu deðiþtiremeyeceði gerçeði ile gerçek bir iliþkide çiftlerin karþýlýklý olarak birbirinin benliðini bir bütün halinde sevdiðini ve birbirine seks dýþýnda da ihtiyaç duyduklarý gerçeðini kanýksýyordu. Kocasýný aldattýðý için deðil evine gelen haczi öðrenmesinden korktuðu için intihar eden Emma kadýnlara ekonomik özgürlüklerini kazanmadan duygusal özgürlüklerini kazanamayacaðý gerçeðini de ölü bedeniyle anlatýyordu. “Madam’ýn anneliði benim gibi senin de içini acýtýyor mu?” “Anne; erkek deðil, kýzý olduðuna üzülüyor. Kýzýnýn da diðer kadýnlar gibi iyi bir evlat, ideal bir eþ, baþtan çýkarýlan ve aldatýlan histerik bir kadýn olacaðýný biliyor. Madam Bovary, hem bir anne olarak kýz doðurduðu için vicdan azabý çekiyor hem de kýzýyla nasýl bir iliþki kuracaðýný bilmiyor. Bir yanýyla kýzýna yaklaþmak istiyor diðer yanýyla kýzýnýn kendisine yaklaþmasýna izin vermiyor. Sözün özü: erkeklerin dünyasýnda ne kadýn ne de bir anne olarak kadýnýn kendisini özgürce ifade edemediðini kanýtlýyor bize.” “Kadýnýn dünyaya getirip yetiþtirdiði erkeklere eþ anne ve metres sýfatlarýyla yenilmesini nasýl algýlýyorsun? “Bedriye, erkeði kadýn doðuruyor yasalarý ise erkek çýkartýyor. Kadýn genetiðin, erkek ise erkin doðurganlýðýna sahip. Erkeðin kamusal alaný evidir; ama kadýnýn dramý toplumsaldýr. Bu yüzden evli bir burjuva erkeðinin evini eþi, geçtiði sokaklarý da metresi ile tecavüz ettiði kadýnlar temizliyor.” “Yapýtýn teknik özelliðini, senin özgeçmiþini ve yapýtýný besleyen kaynaðýn kurgu mu yoksa gerçek yaþam mý olduðunu merak ediyorum.” “On dokuzuncu yüzyýl Fransýz yazýnýnýn yapýtýmla romantizmden acýmasýz gerçekçiliðe terfi ettiðini düþünüyorum. Romaným Fransýz yazýnýna Bovarizm akýmýný armaðan ediyor. Bovarizm: psikolojik tatminsizlik, memnuniyetsizlik ile doyumsuzluk anlamýna gelen terimlere ev sahipliði yapýyor. Ýnsaný okuduklarýndan öte yaþadýklarý büyütüyor. Normandiyalý bir taþra hekiminin ihanete uðradýðý için Dr. Charles gibi dramatik bir biçimde ölmesinden etkileniyorum. Ben 12 Aralýk 1821’de Fransa’da (Rouen) dünyaya geliyorum. Babam Achille Flaubert, Rouen’daki bir hastanenin baþ cerrahýydý annem ise bir hekimin kýzý. Bir abim bir de kýz kardeþim var. Kendimden on yaþ büyük olan evli bir kadýnla yaþadýðým aþkla kadýnýn dünyasýna giriyorum. Madamýn dünyasýný yaratmamda sevgilimin duygularý rehberim oluyor. Önce aþk ve tarihsel konularýn sonra da baskýn olarak toplumu yönlendiren/ yöneten burjuvanýn ahlak yaþamýný sorgulamayý meslek ediniyorum [lirizm, düþünce ve duygu duygusallýðýnýn bilinçaltýna itilmesi ile doða tasvirlerinin de ilgi alanýma girdiðini belirtmek istiyorum.] Bu konudaki bilgi ve gözlemlerimin sayesinde ölümsüz karakterlere kavuþuyor yazýn. Eserimdeki yan karakterlerim hem baþkarakterlerimi aratmýyor nevi þahsýna münhasýr kiþilikleriyle. Yaþadýklarýmdan öðrenmiþtim gündelik hayatýn detay ve teferruattan oluþtuðu gerçeði ile aþktan hiçbir þey beklememem gerektiðini.” “Bu yüzden mi kahramanlarýna karþý acýmasýzsýn? Bu yüzden mi kahramanlarýnýn yüreðine merhamet yerine tutku, hýrs ve þehvet koyuyorsun? Bu yüzden mi sonsuz duygu/ düþünce ve duyarlýlýðýnýn deðil; þehvet gibi insana hiçbir artý deðer kazandýrmayan tutkularýn gölgesinde býrakarak yapýt/ yapýtlarýna yaptýðýn haksýzlýk vicdanýný yaralamýyor?” “Ýlahi deli kýz! Gerçekçilikle merhamet kol kola yürüyebilir mi? Ya gerçekçi olacaksýn ya da romantik. Aþk acýsýndan yakalandýðým sara hastalýðý yüzünden hukuk öðrenimimi yarýda býraktýðýmda hayat bana merhamet etti mi? Hayatýn ve insanlarýn bana davrandýðý gibi davranýyorum kahramanlarýma. Yapýtýma psikolojik deðer katan yaþanmýþlýklarýmdan aldýðým yaralardýr. Sanatýn insanýn trajik yazgýsýný kayýt altýna almak için var olduðuna inanýyorum. Emma’nýn içine düþtüðü duruma düþmemek için kendimi sanata adayarak yazgýmý yendiðimi düþünüyorum. Sana verdiðim þu öðüdü unutma: “Ýþinin baþýndaki yazar, evrendeki Tanrý gibi olmalýdýr; her yerde vardýr ama hiçbir yerde görünmez.” Yapýtým; sadece bireysel sahiciliðe bir örnek deðil; ayný zamanda romanda görsellik, söz ve imge arasýndaki iliþkiyi dil kargaþasýna girmeden birbirlerini nasýl tamamladýklarýný kanýtlayan olgunluk çaðýnýn bir baþyapýtýdýr. Yapýt; kalýcý sorgulayýcý, detaycý ve gerçekçi olduðu kadar bireyin kolektif bireyselliðini eyleme dönüþtürememesinin sistemin bilinçaltý ve bilinçdýþý katmanlarýna kazandýrdýðý kazanýmlarýn tüm boyutunu acýmasýz bir cesaretle okura sunduðu için de ölümsüzdür “Madam Bovary’nin hangi gerekçelerle yargýlandýðýný bilmek istiyorum” “Yapýt; hem bir taþra kadýnýnýn kocasýna hükmetmesinden dolayý aristokrat Fransýz burjuvasýný kýzdýrdýðý için hem de toplumun iç yönelimini topyekûn bir ahlaksýzlýk ile dinsizliðe özendirdiði için yargýlanýyordu. Yapýtý yargýlayan savcý Ernest Pinard’a göre Emma, yaþadýklarýyla eþ aldatmayý meþru kýlýyor, kadýnlarý kendisi gibi cinselliðin kurbaný olmalarý için cinselliðe genel ve çok yönlü duygusal anlamlar yüklüyor, dini yapýtta sorgulanýr kýlarak kuþkuculuk ve þüphecilik zehri ile halký zehirliyordu. Mahkeme bir yazarýn toplumu aydýnlatmasý için gerçeði olduðunu gibi yansýtmasý gerektiðine karar verdi ve yapýt berat etti.” “Senin de takdir ettiðin gibi olgular cenneti olan toplumda var olan hiçbir þeyin varoluþ nedeni yok. Senin on dokuzuncu yüzyýlda yansýttýðýn gerçekler yirmi birinci yüzyýlda karþýlýðýný buluyor. Romantiklerin “En iyi kural, kuralsýzlýktýr” saptamalarýný yerinde bulduðum gibi, seviyorum senin yazdýklarýný insana yeniden yazmak için neden býrakmayýþýný. Biz yazarlarýn kaynaðý insan, sistemin kaynaðý ise deðiþim teorisini çýkarýna bütünleþmiþ etmektir. Hangi yüzyýlda yaþarsak yaþayalým bireyi sistemin yönettiði sürece bu tür sorunlar insanlýk sorunu olarak varlýðýný sürdürecektir. Sorunu; kadýn/ erkek arasýndaki pozitif ayrýmcýlýk, duygularýný iradedýþý dýþa vuran insanýn cinsiyet sorunu, insanlýðýn en soylu temsilcisi olan kadýnýn adaletsizliðe cariye olmaktan kurtarmak olarak algýlama(mýz)ýn sonucu deðiþtirmeyeceðini biliyorum. Tüm ideolojik görüþlerin iktidar olduðu çað/ çaðlarda insan olmak / insan kalmak ve insanca yaþamak için verilen mücadelelerin amacýna ulaþmasýný istiyorum. Ýstiyorum ki, bizden sonraki kuþaklara miras olarak kadýn/ erkek sorunlarýnýn yanýnda insanlýk ayýplarýný deðil; kendilerini özgürce gerçekleþtirebilecekleri yarýnlarý onlara býrakalým.” “Sevgili Bedriye, insanlýðýn geleceði için baþyapýt deðerindeki yapýtlar döneminin sorunlarýna ýþýk tuttuðu için kalýcý olmalý; çaðlarýn sorunlarýna ýþýk tuttuðu için deðil. Kalýcý olan yapýtlarýn yaþam döngüsündeki tüm aþamalarý sarýp sarmaladýðý gibi ben de seni sarýp sarmalýyorum; çünkü uyku saatim geldi.” “Sevgili dostum, ayný duygularla ben de seni sarýp sarmalýyorum. Iþýklar içinde uyu!”

08.08.2013

Ýlk Yayým: Ýnsanlýðýn Yörüngesindeki Tüm Aþamalarý Sarýp Sarmalayan Çaðlarýn Çýnarý: Gustave Flaubert. Lacivert Dergisi. Eylül-Ekim 2013. S.65-7


Bedriye KORKANKORKMAZ




31 Ekim 2016 Pazartesi / 2292 okunma



"Bedriye KORKANKORKMAZ" bütün yazýlarý için týklayýn...