Güzin TÜMER
HÜZNÜN COÞKUYLA BULUÞTUÐU KENT
2014'ün yaz mevsiminde acele olmayan bir kararla Yeni Dünya'ya doðru yol görünmüþtü. Rota New Orleans'tý. Yol arkadaþým, Foça'dan arkadaþým Nergis'le beraber Ýstanbul'dan Houston'a uçtuk. Orada bir gece kaldýktan sonra New Orleans'a geçtik. Bu ayrýntý oraya gitme planý olanlara küçük bir bilgi olsun.
Yýllardýr New Orleans'a gitmek istiyordum. Nedenini çok iyi bilmediðim bir þekilde Amerika'da tek gitmek istediðim þehrin New Orleans olduðunu dilime pelesenk etmiþtim. 2015 yýlýnýn Nisan ayýnýn ilk haftasýnda French Quarter Caz Festivali’ne katýlmak için her türlü organizasyon yapýlmýþtý.
8 Nisan akþamý New Orleans'ýn Luis Armstrong havaalanýndaydým. Havaalanýnýn verdiði fotoðraf içimdeki tatlý heyecana pek uymuyordu. Sýradan ve küçük bir havaalaný. Havaalanýndan dýþarý çýkar çýkmaz beni sýcak ve nemli hava kucakladý. Sýcaða raðmen New Orleans'ta olma duygusu bile beni keyiflendirmeye yetiyordu. Bu þehri keþfetmek için önümüzde günler vardý.
New Orleans, Mississipi Nehri'nin denize döküldüðü deltada yer alýyor. Bu verimli deltaya þeker kamýþý, pamuk ve tütün plantasyonlarý kurulmuþ. Afrika'dan getirtilen köleler bu plantasyonlarda çok kötü þartlarda çalýþtýrýlmýþ. Ýþte hüznün doðal yaþamýn parçasý olmasý böyle baþlamýþ.
Ben niye hep New Orleans'a gitmek istedim?
1924 yýlýnda doðan annem çocukluðumda Sevinç Tevs þarkýlarý dinlerdi. O dönem, Erol Pekcan orkestrasý diye bir caz orkestrasý vardý. Annemin en büyük zevklerinden biri bu orkestrayý dinlemekti. Hatta bize de dinletirdi.
Fred Aster hayranýydý. Onun ayaklarýný yere vurarak yaptýðý dansýn adýnýn "tap dans" olduðunu yine ondan öðrendim.
Cazýn doðduðu yer olan New Orleans'a gitme isteðimde annemin caz müziði sevgisinin katkýsý olabilir miydi? Evet ama bu ancak küçük bir etkiydi.
New Orleans'ýn büyük kýsmýnýn zenci - Zenci nüfusun yüzde elli civarýnda olduðu söylendi. Gitmeden önce daha fazla olduðunu düþünüyordum. - olmasý mý beni bu kente çekiyordu.
Geçmiþte köle olarak çok kötü þartlarda çalýþýp kenti yaratan zencilerin yakýlmasýna kadar varan ýrkçýlýðýn anlatýldýðý "Mississipi Yanýyor" filmi New Orleans'ýn yakýn tarihine ýþýk tutan bir filim. Bu filmin ciddi bir etkisi olduðunu düþünüyorum. Ýzlediðim tüm ýrkçýlýkla ilgili filmler zencilere ve tüm ötekileþtirilmiþ ya da "zencileþtirilmiþ" kimliklere duyduðum sevginin artmasýna neden oluyordu.
New Orleans, bilindiði üzere cazýn doðduðu ve buradan da dünyaya yayýldýðý yer. Beni buraya çeken en önemli etken müzik, dans ve büyülü müziðin sahiplerine duyduðum saygý olmalý diye düþünüyorum.
Evet sonunda New Orleans'dayým.


New Orleans, göz alýcý özgün mimarisi, yaþamýn vazgeçilmezi olan müziði, dansý ve deniz ürünlerini eksen almýþ lezzetli mutfaðý ile insana unutulmaz anlar yaþatan bir kent... Ah keþke bir kez daha gidebilsem dedirten bir coðrafya.
New Orleans farklý isimlerle anýlan bir þehir. Bunlardan biri "NOLA". Kent Luisina eyaletinin en büyük þehri. Bu isim eyaletin ve kentin adýnýn içindeki harflerden bir kýsaltma. Yaygýn olarak kullanýlýyor.
Bir diðer isim "Crescent City". Crescent kelimesinin anlamý hilal. Körfezin þehri hilal gibi bölmesi nedeniyle bu isim verilmiþ.
En ilginci "Big Easy"... Bu adýn nereden geldiðine dair birçok rivayet var. Bunlardan biri New York'a nazire olsun diye verilmiþ olduðu. Bilindiði üzere New York'un lakabý "Big Apple". Big Apple ekþi sözlüðe göre "New York'un taþý topraðý altýn" anlamýna geliyormuþ.
"Big Easy"ye iliþkin bir açýklama New Orleans'ýn zengin müzik geçmiþi ile ilintili. Müzisyenlerin geçimini saðlamak için çok seçenek bulunduðunu iþaret etmek için kullanýlmýþ. Müzisyenler, sokaklarda, özel partilerde ya da gece kulüplerinde çalarak hayatlarýný devam ettirme þansýna sahip.. Kýsacasý her müzisyene, New Orleans'ta ekmek var.
Aslýnda "Big Apple"da 1920’lerin New York'unda caz sanatçýlarý arasýnda kullanýlan deyim. New York'ta çalmak ayrýcalýklý ama burada da "ekmek aslanýn aðzýnda" gibi bir anlam çýkarmak mümkün. Elbette bu yorum kaynaklara bakýlarak yazýlmýþtýr..
Bir baþka küçük bilgi, Amerika'nýn güney eyaletleri "Dixieland" olarak anýlýyormuþ. New Orleans'ta doðan müziði de "Dixieland" olarak adlandýrýlmýþ.
New Orleans elbette müzikle ve onun bedenle eþlikçisi dansla öne çýkmýþ bir kent.
Caz ilk olarak Afrika'dan getirtilen, pamuk tarlalarýnda ve demiryollarýnda çalýþan iþçilerin söyledikleri þarkýlardan doðmuþ. Bu þarkýlar genellikle kötü koþullarda çalýþmak ve yaþamak zorunda kalan kölelerin duygularýný dile getirirken onlara bir çalýþma temposu da saðlýyormuþ. Kaynaklar der ki batý kültürüne yabancý bu þarkýlar insan sesinin tüm çeþitliliðini ve esnekliðini kullanmaya imkan verir.

Cazýn doðduðu yer New Orleans olmasýna raðmen New Orleans stili denen caz müzik Chicago'da þekillenmiþ ve parlak dönemini orada yaþamýþ.1900'lerin baþýnda kentin ünlü caz kulübü bir kararname ile kapanýnca içinde Luis Armstrong'unda bulunduðu birçok caz müzisyeni Chicago'ya göç etmek zorunda kalmýþ. Caz altýn devrini Chicago'da yaþamýþ.
Müzik, dans ve festivaller kenti New Orleans...
Hüzünden doðan caz pek çok çeþidiyle bugün ayný zamanda coþkunun da ifadesi. Caz müziði kendi dans türlerini de oluþturmuþ. "Swing" bunlardan biri.. Þimdi sýrada kendi çektiðim bir video var.
Buradaki çift hemen oracýkta tanýþýp dans etmeye baþladýlar. Birbirini tanýmayan iki insanýn bedenlerinin etkileþimi mucize gibiydi.

Bu fotoðrafta yer alan sekiz on yaþlarýndaki çocuk babasýndan aldýðý komutla "tap dans" yapýyor. Ne kadar sempatik bir görüntü deðil mi! Biz de dahil olmak üzere herkes önlerindeki karton kutuya para attý. Baba mutlu ama çocuðun yüzündeki korkuyla karýþýk yorgun ifadeyi görünce onun mutlu olduðunu söylemek neredeyse imkansýz. Ýþte ilk anda hoþ gözüken bu durum çocuk sömürüsünün baþka bir biçimi...
French Quarter Caz Festivali her yýlýn Nisan ayýnýn ilk haftasýnda ya da ilk haftalarýnda yapýlýyor. Adýný French Quarter semtinden alýyor. French Quarter, Fransýz sömürgesi olarak da yaþamýþ New Orleans'daki Fransýz mimarisinin hakim olduðu bir semt. Þehrin merkezinde, her daim canlý müzik yapan kafe, bar ve kulüpleriyle turistlerin olduðu gibi oranýn halký için de çok çekici. Ara sokaklara daðýlmýþ antika ve hediyelik eþya dükkanlarý ile bir cazibe merkezi. Bu arada New Orleans deniz ürünleri sunan mutfaðýyla da oldukça ünlü. Bu bölgede çok sayýda lokanta var. Türkiye ile karþýlaþtýrýldýðýnda lezzetli deniz ürünlerinin çok daha ucuz olduðunu söylemeliyim.
French Quarter Festivali’nin aklýma getirdikleri; müzik, dans, lezzetli yemekler ve kokteyller. Kokteyllerin þahý bence margarita... Tuz, buz, limon ve tekila ile hazýrlanan lezzetli margaritanýn baðýmlýlýk yaptýðýný itiraf etmeliyim.Margarita ücreti ise 5 ile 12 Amerikan Dolarý arasýnda geziniyordu.
Festival bir hafta sürüyor. Ara sokak ve meydanlara kurulan yirmi beþ sahnede yetkin isimler çaldý ve söyledi. Sahnenin dýþýndakiler ise dans etti. Ben hayatýmda böyle bir coþku görmedim. Adrenalini yükselten müzikler... Dans etmenin yürümek kadar sýradanlaþmýþ olduðu bir yerde insan baþka ne ister ki! Sadece içinde bulunduðun ortamýn tadýný çýkarmak..

Festivale katýlanlarýn yaþ ortalamasýnýn oldukça yüksek olduðunu söylemeliyim. Yetmiþ yaþýn üzerinde, mükemmel dans eden birçok çift gördüm. Saatlerce dans ettiklerine tanýk oldum. Bunun adý yaþam sevinci olmalý.
Ýþte þimdi fotoðraflarla French Quarter Caz Festivali’nde bir gezinti..






Bu yaþlý amca için 68 kuþaðý diyemeyeceðim. Zira yaþý seksenden fazlaydý ama kendisi bir çiçek çocuktu. Herkesin gidip sarýldýðý bu amcanýn üzerinde "free hug / sarýlmak bedava" yazýyor. Birçok kadýnýn sarýldýðý, sarýlmakla kalmayýp öptüðü bu amca günü en karlý geçirenlerdendi. O yaþta öpücük yaðmuruna tutulmak her yaþlýnýn rüyasý olabilir. O, bu rüyayý üzerinde taþýdýðý sevimli yazýyla hemen gerçeðe döndürdü. Bu da mizahi zekanýn bir ürünü olmalý. Çoraplarýna dikkat edelim lütfen...
French Quarter Caz Festivali’nden yine benim çektiðim bir video.

Bir baþka festival ise 300 yýllýk geleneðe sahip dini kökenli Mardi Gras festivali. Siz siz olun bu festivalin adýný Mardi Gra olarak söyleyin. Hani Edinburgh kentine Edinbura denmesi gibi...
Mardi Gras festivali için Uludað Sözlük'te bakýn neler yazýlmýþ. "Katolik inancýna göre bir tür oruç dönemine girmeden önceki salý günü her þeyin dibine vurduklarý "iþrete veda" türünden çok katýlýmlý kutlamadýr". "Mardi Gras" ýn kelime anlamý "Þiþman Salý" demekmiþ. Uludað Sözlük'te yapýlan bir baþka tanýmda ise þöyle der. "Porno filmlerine ilham olan dini bayram." Ben onlarýn yalancýsýyým.
Kaynaklarda Almanya'daki faþing, Brezilya'daki Samba Festivali ve Venedik Karnavalý bu Mardi Gras festivalinin uzantýlarý olarak anlatýlýyor.
Festival boyunca memelerini gösteren kýzlara balkondan rengarenk boncuklar atýlýyormuþ. Bu gelenek French Quarter Caz Festivali süresince de devam etti. Boncuklar, arabalardan ve balkonlardan atýldý. Küçük bir fark vardý biz memelerimizi açmadan bu boncuklarýn sahibi olduk. Yaþlý - genç, kadýn-erkek herkesin boynunda bu renkli boncuklardan vardý.

Ýþte boyunlarý süsleyen Mardi Gras boncuklarý ama French Quater Caz Festivali’nde..

New Orleans ilk önce 40 yýl Ýspanyollarýn elinde kalmýþ, onlarý Kanada'dan gelen Fransýzlar takip etmiþ sonunda da Amerikalýlarýn eline geçmiþ. Kentin çok kültürlü geçmiþi, hem mimarisinde hem de mutfaðýnda çok etkili. French Quarter'daki evler iki katlý ve geniþ balkonlu. Bu balkonlarýn parmaklýklarý demirden yapýlmýþ. Balkonlarda neredeyse aðaç haline gelmiþ bitkiler var. Bu mimarinin Fransýz mimarisi olduðu söyleniyor.


French Quarter'ýn dýþýndaki evler rengarenk, geniþ verandalý. Verandalarýn olmazsa olmazý sallanan bir koltuk ya da kanepe. Aslýnda bu çok tanýdýk bir görüntü. Ýzlediðimiz filmler, okuduðumuz kitaplar çok uzak bir coðrafyadaki bir kültürle farkýnda olmadan ortaklýk kurmamýza neden oluyor.
Belki de sallanan koltuklarýn çýkýþ yeri bile bu coðrafya olabilir.



Evlerin önünden geçerken verandalardaki sallanan boþ koltuklara zenci bir babayý ya da büyük babayý oturtup, onlarýn ayaklarýnýn altýnda oynayan çocuklarý hayal ettim. Gerçekle düþlediklerimi bir araya getirip o evlerde nasýl hikayeler yaþanmýþtýr diye düþünmeye baþladým. Buradaki fotoðrafýn çaðrýþýmlarý yokluk, aþaðýlanma, acý gibi duygularý getirdi aklýma. Ýþte bu renkli evlerin insanda yarattýðý hoþluk duygusu, müzik ve dans belki de yaþam mücadelelerinde onlara güç katýyordu.
Mississipi Nehri'nin batý kýyýsýnda Algier isimli semt var. Gerçekten görülmeye deðer.18. yüzyýlda Afrika'dan getirilen zenciler burada tutuluyormuþ. 2015 yýlýnda sokaklarýnda yürürken yüzyýl öncesindeymiþim gibi hissettim. Çok sýcak ve nemli bir havada orada çektiðim bir videoyu paylaþmak istiyorum.
Geçmiþte pamuk, tütün ekmek için kullanýlan plantasyonlarýn içinde de sözünü ettiðim tarzda büyük evler var. Þimdi bu plantasyonlara gezi düzenlenerek turistlerin hizmetine sunuluyor. Geçmiþte bu plantasyonlarda yaþanan trajik olaylar ziyaretçilere anlatýlarak paraya dönüþüyor.
New Orleans kenti ile ilgili birkaç ilginç bilgi daha vermek isterim. Kent deniz seviyesinin iki metre altýnda olduðu için her zaman su içinde. Onun için saniyede 22 pompa tayfun olsun olmasýn sürekli çalýþýyormuþ, ama þehri her zaman koruyamýyormuþ. Kent su seviyesinin altýnda kaldýðý için mezarlarý topraðýn üstüne yapmýþlar. Mezarlýk ziyaretleri ciddi bir turistik aktivite. Mezarlarýn bayaðý ihtiþamlý olduðu söylenebilir.
New Orleans'ta önemli bir müzisyen öldüðü zaman önde orkestra müzik yaparmýþ, orkestranýn arkasýndan cenaze gelirmiþ. Bir kent düþünün ki cenazesini bile müzikle yolculuyor.
Bilindiði üzere New Orleans, Mississipi kenarýnda. Yukarýdan bakýldýðýnda yýlankavi bir görüntüsü var. Dar ama uzun görünüyor. Birebir New Orleans'la ilgili olmasa bile Mississipi nehri üzerinde iþleyen gemilerde uzun süre çalýþmýþ olan Mark Twain ile ilgili bir anekdottan söz etmek isterim. Mark Twain, çocukluðumda çok severek okuduðum Tow Sawyer'in yazarý. "Mark Twain" adý onun gerçek adý deðil. Gerçek adý Samuel Clemens.
Mark Twain gemide çalýþýrken nehir derinliðini ölçerken kullandýklarý iki kelimenin nehir gemisinde duyulabilecek en güzel sözcükler olduðunu söylemiþ. Derinliði ölçmekle görevli mürettebat nehre, kulaç ölçüsüyle bir halat atar. Eðer halat bir kulaç aþaðý inerse gemi kýyýya yanaþamayacak anlamýndadýr. Çünkü çok sýðdýr. Bir kulaçlýk mesafe "mark one" olarak ifade edilir Bu duruma mürettebat homurdanýr.. Eðer iki kulaç aþaðý inerse bu geminin karaya yanaþabileceði anlamýndadýr. Bu da " Mark twain" olarak kullanýlýr. Mark Twain'i duyan denizciler neþelenir. Çünkü karada onlarý bekleyen hoþ saatler vardýr. Ýstedikleri gibi karada eðlenebileceklerdir. Samuel Clemens bu nedenle Mark Twain'i kendine isim seçmiþ ve edebiyat dünyasýnda da böyle tanýnmýþtýr.
Biraz da New Orleans'ýn mutfaðýndan söz edelim.

Bu muhteþem görünümlü karidesler yýlýn sadece belli bir döneminde çýkýyormuþ. Biraz baharatlý hazýrlanmýþtý. Lezzetliydi. Ancak bir karidesten çýkan et o kadar azdý ki yerken verilen bunca mücadeleye deðer miydi?

Bu da istiridye yemeði. Gerçekten çok lezzetliydi. Ýlk defa tatma þansým oldu. Acaba yemeði bu kadar lezzetli yapan istiridyenin kendisi miydi? Bu konuda da pek emin deðilim. Çünkü inanýlmaz lezzetli bir sosu vardý. Bilenler der ki istiridye üzerine limon sýkýlarak çið tüketilmeli. Aðzýn içinde birkaç saniye kalan ve çiðnenmeden yutulan bir þeyin nasýl lezzeti alýnýr. Bunu da bir bilene sormalý.
New Orleans mutfaðýnda Fransýz etkisinin baskýn olduðu belirtildi. Kanada'nýn Nova Scotia bölgesinden gelen Cajun adý verilen Fransýz köylüleri bu keyifli þehrin mutfaðýný þekillendirmiþ. Bunun yaný sýra Creole dedikleri Ýspanyol ve Karayip adalarýndan gelen insanlarýn karýþýmýndan olan melezlerin de New Orleans mutfaðýndaki etkisinin önemli olduðu söyleniyor.
Bir de her yerde insanýn gözüne takýlan po-boy reklamlarýnýn ne olduðunu anlamamýz biraz zaman aldý ama sonunda oraya özgü bir sandviç çeþidi olduðunu keþfettik. Hamburger görünümlü sandviçe neden po-boy dendiðine gelince... "Po boy" "poor boy" anlamýndaymýþ. Yani "fukara oðlan" anlamýnda. Lokantada yemeye gücün yoksa bir po boy al ve keyfine bak. Biz almadýk. Ama nasýl yapýldýðýný öðrendik. Et ya da kýzartýlmýþ deniz ürününden yapýlmýþ bir sandviç. Remoulade sos (hardal ve mayonezle hazýrlanmþ sos) ile servis ediliyormuþ.
Ayrýca New Orleans mutfaðýnda timsah eti de yaygýn olarak kullanýlmakta. Fýstýk yaðýnýn da yaygýn olarak kullanýldýðýný ilave etmek isterim.
Birkaç küçük notla yazýmý bitirmek istiyorum. Büyücüleri ile ünlü kent, Tennese William's (Arzu Tramvayý, Kýzgýn Damdaki Kedi), Truman Capote gibi ünlü yazarlarla da anýlmakta.
Kent yýllarca salgýn hastalýklarla, kasýrgalarla uðraþmýþ. En son 2005 yýlýnda Catrina kasýrgasý ile alt üst olmuþ. Bu kasýrganýn yaralarý hala sarýlýyormuþ. Þehir merkezinde bu kasýrganýn izlerine rastlamak mümkün deðil. Çünkü þehir merkezi biraz daha yüksekte kurulmuþ. Ama kenar mahallelere çok zarar vermiþ. Catrina'nýn zarar verdiði mahalleler yine turizme açýlmýþ. Umarým bu sayede toplanan paralar yine felaket bölgelerine gidiyordur. Ýnsanlarýn bir turistik aktivite olarak bu yoksul mahallelere gitme isteðini anlamakta zorluk çekiyorum. Bu bana hiçbir zaman etik gelmemiþtir. Ziyaret eden fakirliði izleyerek kendini iyi hissederken, fakir insanlar da maymun yerine konmuþ gibi gelir bana.. New Orleans þehir merkezinde hissedilmese bile fakir bir kent. Bir daha bir doðal felakete maruz kalýrlarsa -umarým ki olmaz- kalbim onlar için farklý bir biçimde atacak. Aklým gönlüm New Orleans'ta kaldý.
Bir baþka turistik aktivite ise buharlý ve çarklý bir gemi ile Mississipi nehri üzerinde dolanmak.. Kenti, insanlarý, yaþama biçimini çok sevdiðim bir kent New Orleans. Umarým ikinci kez yolum düþer.

Mississipi nehri üzerinde çekilmiþ bir fotoðraf.
Ayrýca yirmi yýldýr birlikte olduðum hayat arkadaþým Ahmet'in de benim cazý sevmemde çok büyük katkýsý var. Bu yazýyla da benim böylesi güzel bir müziði daha çok tanýmama ve sevmeme neden olduðu için ona teþekkür ederim.

New Orleans hatýrasý
11 Haziran 2015, Foça
Güzin TÜMER
"Güzin TÜMER" bütün yazýlarý için týklayýn...
2014'ün yaz mevsiminde acele olmayan bir kararla Yeni Dünya'ya doðru yol görünmüþtü. Rota New Orleans'tý. Yol arkadaþým, Foça'dan arkadaþým Nergis'le beraber Ýstanbul'dan Houston'a uçtuk. Orada bir gece kaldýktan sonra New Orleans'a geçtik. Bu ayrýntý oraya gitme planý olanlara küçük bir bilgi olsun.
Yýllardýr New Orleans'a gitmek istiyordum. Nedenini çok iyi bilmediðim bir þekilde Amerika'da tek gitmek istediðim þehrin New Orleans olduðunu dilime pelesenk etmiþtim. 2015 yýlýnýn Nisan ayýnýn ilk haftasýnda French Quarter Caz Festivali’ne katýlmak için her türlü organizasyon yapýlmýþtý.
8 Nisan akþamý New Orleans'ýn Luis Armstrong havaalanýndaydým. Havaalanýnýn verdiði fotoðraf içimdeki tatlý heyecana pek uymuyordu. Sýradan ve küçük bir havaalaný. Havaalanýndan dýþarý çýkar çýkmaz beni sýcak ve nemli hava kucakladý. Sýcaða raðmen New Orleans'ta olma duygusu bile beni keyiflendirmeye yetiyordu. Bu þehri keþfetmek için önümüzde günler vardý.
New Orleans, Mississipi Nehri'nin denize döküldüðü deltada yer alýyor. Bu verimli deltaya þeker kamýþý, pamuk ve tütün plantasyonlarý kurulmuþ. Afrika'dan getirtilen köleler bu plantasyonlarda çok kötü þartlarda çalýþtýrýlmýþ. Ýþte hüznün doðal yaþamýn parçasý olmasý böyle baþlamýþ.
Ben niye hep New Orleans'a gitmek istedim?
1924 yýlýnda doðan annem çocukluðumda Sevinç Tevs þarkýlarý dinlerdi. O dönem, Erol Pekcan orkestrasý diye bir caz orkestrasý vardý. Annemin en büyük zevklerinden biri bu orkestrayý dinlemekti. Hatta bize de dinletirdi.
Fred Aster hayranýydý. Onun ayaklarýný yere vurarak yaptýðý dansýn adýnýn "tap dans" olduðunu yine ondan öðrendim.
Cazýn doðduðu yer olan New Orleans'a gitme isteðimde annemin caz müziði sevgisinin katkýsý olabilir miydi? Evet ama bu ancak küçük bir etkiydi.
New Orleans'ýn büyük kýsmýnýn zenci - Zenci nüfusun yüzde elli civarýnda olduðu söylendi. Gitmeden önce daha fazla olduðunu düþünüyordum. - olmasý mý beni bu kente çekiyordu.
Geçmiþte köle olarak çok kötü þartlarda çalýþýp kenti yaratan zencilerin yakýlmasýna kadar varan ýrkçýlýðýn anlatýldýðý "Mississipi Yanýyor" filmi New Orleans'ýn yakýn tarihine ýþýk tutan bir filim. Bu filmin ciddi bir etkisi olduðunu düþünüyorum. Ýzlediðim tüm ýrkçýlýkla ilgili filmler zencilere ve tüm ötekileþtirilmiþ ya da "zencileþtirilmiþ" kimliklere duyduðum sevginin artmasýna neden oluyordu.
New Orleans, bilindiði üzere cazýn doðduðu ve buradan da dünyaya yayýldýðý yer. Beni buraya çeken en önemli etken müzik, dans ve büyülü müziðin sahiplerine duyduðum saygý olmalý diye düþünüyorum.
Evet sonunda New Orleans'dayým.


New Orleans, göz alýcý özgün mimarisi, yaþamýn vazgeçilmezi olan müziði, dansý ve deniz ürünlerini eksen almýþ lezzetli mutfaðý ile insana unutulmaz anlar yaþatan bir kent... Ah keþke bir kez daha gidebilsem dedirten bir coðrafya.
New Orleans farklý isimlerle anýlan bir þehir. Bunlardan biri "NOLA". Kent Luisina eyaletinin en büyük þehri. Bu isim eyaletin ve kentin adýnýn içindeki harflerden bir kýsaltma. Yaygýn olarak kullanýlýyor.
Bir diðer isim "Crescent City". Crescent kelimesinin anlamý hilal. Körfezin þehri hilal gibi bölmesi nedeniyle bu isim verilmiþ.
En ilginci "Big Easy"... Bu adýn nereden geldiðine dair birçok rivayet var. Bunlardan biri New York'a nazire olsun diye verilmiþ olduðu. Bilindiði üzere New York'un lakabý "Big Apple". Big Apple ekþi sözlüðe göre "New York'un taþý topraðý altýn" anlamýna geliyormuþ.
"Big Easy"ye iliþkin bir açýklama New Orleans'ýn zengin müzik geçmiþi ile ilintili. Müzisyenlerin geçimini saðlamak için çok seçenek bulunduðunu iþaret etmek için kullanýlmýþ. Müzisyenler, sokaklarda, özel partilerde ya da gece kulüplerinde çalarak hayatlarýný devam ettirme þansýna sahip.. Kýsacasý her müzisyene, New Orleans'ta ekmek var.
Aslýnda "Big Apple"da 1920’lerin New York'unda caz sanatçýlarý arasýnda kullanýlan deyim. New York'ta çalmak ayrýcalýklý ama burada da "ekmek aslanýn aðzýnda" gibi bir anlam çýkarmak mümkün. Elbette bu yorum kaynaklara bakýlarak yazýlmýþtýr..
Bir baþka küçük bilgi, Amerika'nýn güney eyaletleri "Dixieland" olarak anýlýyormuþ. New Orleans'ta doðan müziði de "Dixieland" olarak adlandýrýlmýþ.
New Orleans elbette müzikle ve onun bedenle eþlikçisi dansla öne çýkmýþ bir kent.
Caz ilk olarak Afrika'dan getirtilen, pamuk tarlalarýnda ve demiryollarýnda çalýþan iþçilerin söyledikleri þarkýlardan doðmuþ. Bu þarkýlar genellikle kötü koþullarda çalýþmak ve yaþamak zorunda kalan kölelerin duygularýný dile getirirken onlara bir çalýþma temposu da saðlýyormuþ. Kaynaklar der ki batý kültürüne yabancý bu þarkýlar insan sesinin tüm çeþitliliðini ve esnekliðini kullanmaya imkan verir.

Cazýn doðduðu yer New Orleans olmasýna raðmen New Orleans stili denen caz müzik Chicago'da þekillenmiþ ve parlak dönemini orada yaþamýþ.1900'lerin baþýnda kentin ünlü caz kulübü bir kararname ile kapanýnca içinde Luis Armstrong'unda bulunduðu birçok caz müzisyeni Chicago'ya göç etmek zorunda kalmýþ. Caz altýn devrini Chicago'da yaþamýþ.
Müzik, dans ve festivaller kenti New Orleans...
Hüzünden doðan caz pek çok çeþidiyle bugün ayný zamanda coþkunun da ifadesi. Caz müziði kendi dans türlerini de oluþturmuþ. "Swing" bunlardan biri.. Þimdi sýrada kendi çektiðim bir video var.
Buradaki çift hemen oracýkta tanýþýp dans etmeye baþladýlar. Birbirini tanýmayan iki insanýn bedenlerinin etkileþimi mucize gibiydi.

Bu fotoðrafta yer alan sekiz on yaþlarýndaki çocuk babasýndan aldýðý komutla "tap dans" yapýyor. Ne kadar sempatik bir görüntü deðil mi! Biz de dahil olmak üzere herkes önlerindeki karton kutuya para attý. Baba mutlu ama çocuðun yüzündeki korkuyla karýþýk yorgun ifadeyi görünce onun mutlu olduðunu söylemek neredeyse imkansýz. Ýþte ilk anda hoþ gözüken bu durum çocuk sömürüsünün baþka bir biçimi...
French Quarter Caz Festivali her yýlýn Nisan ayýnýn ilk haftasýnda ya da ilk haftalarýnda yapýlýyor. Adýný French Quarter semtinden alýyor. French Quarter, Fransýz sömürgesi olarak da yaþamýþ New Orleans'daki Fransýz mimarisinin hakim olduðu bir semt. Þehrin merkezinde, her daim canlý müzik yapan kafe, bar ve kulüpleriyle turistlerin olduðu gibi oranýn halký için de çok çekici. Ara sokaklara daðýlmýþ antika ve hediyelik eþya dükkanlarý ile bir cazibe merkezi. Bu arada New Orleans deniz ürünleri sunan mutfaðýyla da oldukça ünlü. Bu bölgede çok sayýda lokanta var. Türkiye ile karþýlaþtýrýldýðýnda lezzetli deniz ürünlerinin çok daha ucuz olduðunu söylemeliyim.
French Quarter Festivali’nin aklýma getirdikleri; müzik, dans, lezzetli yemekler ve kokteyller. Kokteyllerin þahý bence margarita... Tuz, buz, limon ve tekila ile hazýrlanan lezzetli margaritanýn baðýmlýlýk yaptýðýný itiraf etmeliyim.Margarita ücreti ise 5 ile 12 Amerikan Dolarý arasýnda geziniyordu.
Festival bir hafta sürüyor. Ara sokak ve meydanlara kurulan yirmi beþ sahnede yetkin isimler çaldý ve söyledi. Sahnenin dýþýndakiler ise dans etti. Ben hayatýmda böyle bir coþku görmedim. Adrenalini yükselten müzikler... Dans etmenin yürümek kadar sýradanlaþmýþ olduðu bir yerde insan baþka ne ister ki! Sadece içinde bulunduðun ortamýn tadýný çýkarmak..

Festivale katýlanlarýn yaþ ortalamasýnýn oldukça yüksek olduðunu söylemeliyim. Yetmiþ yaþýn üzerinde, mükemmel dans eden birçok çift gördüm. Saatlerce dans ettiklerine tanýk oldum. Bunun adý yaþam sevinci olmalý.
Ýþte þimdi fotoðraflarla French Quarter Caz Festivali’nde bir gezinti..






Bu yaþlý amca için 68 kuþaðý diyemeyeceðim. Zira yaþý seksenden fazlaydý ama kendisi bir çiçek çocuktu. Herkesin gidip sarýldýðý bu amcanýn üzerinde "free hug / sarýlmak bedava" yazýyor. Birçok kadýnýn sarýldýðý, sarýlmakla kalmayýp öptüðü bu amca günü en karlý geçirenlerdendi. O yaþta öpücük yaðmuruna tutulmak her yaþlýnýn rüyasý olabilir. O, bu rüyayý üzerinde taþýdýðý sevimli yazýyla hemen gerçeðe döndürdü. Bu da mizahi zekanýn bir ürünü olmalý. Çoraplarýna dikkat edelim lütfen...
French Quarter Caz Festivali’nden yine benim çektiðim bir video.

Bir baþka festival ise 300 yýllýk geleneðe sahip dini kökenli Mardi Gras festivali. Siz siz olun bu festivalin adýný Mardi Gra olarak söyleyin. Hani Edinburgh kentine Edinbura denmesi gibi...
Mardi Gras festivali için Uludað Sözlük'te bakýn neler yazýlmýþ. "Katolik inancýna göre bir tür oruç dönemine girmeden önceki salý günü her þeyin dibine vurduklarý "iþrete veda" türünden çok katýlýmlý kutlamadýr". "Mardi Gras" ýn kelime anlamý "Þiþman Salý" demekmiþ. Uludað Sözlük'te yapýlan bir baþka tanýmda ise þöyle der. "Porno filmlerine ilham olan dini bayram." Ben onlarýn yalancýsýyým.
Kaynaklarda Almanya'daki faþing, Brezilya'daki Samba Festivali ve Venedik Karnavalý bu Mardi Gras festivalinin uzantýlarý olarak anlatýlýyor.
Festival boyunca memelerini gösteren kýzlara balkondan rengarenk boncuklar atýlýyormuþ. Bu gelenek French Quarter Caz Festivali süresince de devam etti. Boncuklar, arabalardan ve balkonlardan atýldý. Küçük bir fark vardý biz memelerimizi açmadan bu boncuklarýn sahibi olduk. Yaþlý - genç, kadýn-erkek herkesin boynunda bu renkli boncuklardan vardý.

Ýþte boyunlarý süsleyen Mardi Gras boncuklarý ama French Quater Caz Festivali’nde..

New Orleans ilk önce 40 yýl Ýspanyollarýn elinde kalmýþ, onlarý Kanada'dan gelen Fransýzlar takip etmiþ sonunda da Amerikalýlarýn eline geçmiþ. Kentin çok kültürlü geçmiþi, hem mimarisinde hem de mutfaðýnda çok etkili. French Quarter'daki evler iki katlý ve geniþ balkonlu. Bu balkonlarýn parmaklýklarý demirden yapýlmýþ. Balkonlarda neredeyse aðaç haline gelmiþ bitkiler var. Bu mimarinin Fransýz mimarisi olduðu söyleniyor.


French Quarter'ýn dýþýndaki evler rengarenk, geniþ verandalý. Verandalarýn olmazsa olmazý sallanan bir koltuk ya da kanepe. Aslýnda bu çok tanýdýk bir görüntü. Ýzlediðimiz filmler, okuduðumuz kitaplar çok uzak bir coðrafyadaki bir kültürle farkýnda olmadan ortaklýk kurmamýza neden oluyor.
Belki de sallanan koltuklarýn çýkýþ yeri bile bu coðrafya olabilir.



Evlerin önünden geçerken verandalardaki sallanan boþ koltuklara zenci bir babayý ya da büyük babayý oturtup, onlarýn ayaklarýnýn altýnda oynayan çocuklarý hayal ettim. Gerçekle düþlediklerimi bir araya getirip o evlerde nasýl hikayeler yaþanmýþtýr diye düþünmeye baþladým. Buradaki fotoðrafýn çaðrýþýmlarý yokluk, aþaðýlanma, acý gibi duygularý getirdi aklýma. Ýþte bu renkli evlerin insanda yarattýðý hoþluk duygusu, müzik ve dans belki de yaþam mücadelelerinde onlara güç katýyordu.
Mississipi Nehri'nin batý kýyýsýnda Algier isimli semt var. Gerçekten görülmeye deðer.18. yüzyýlda Afrika'dan getirilen zenciler burada tutuluyormuþ. 2015 yýlýnda sokaklarýnda yürürken yüzyýl öncesindeymiþim gibi hissettim. Çok sýcak ve nemli bir havada orada çektiðim bir videoyu paylaþmak istiyorum.
Geçmiþte pamuk, tütün ekmek için kullanýlan plantasyonlarýn içinde de sözünü ettiðim tarzda büyük evler var. Þimdi bu plantasyonlara gezi düzenlenerek turistlerin hizmetine sunuluyor. Geçmiþte bu plantasyonlarda yaþanan trajik olaylar ziyaretçilere anlatýlarak paraya dönüþüyor.
New Orleans kenti ile ilgili birkaç ilginç bilgi daha vermek isterim. Kent deniz seviyesinin iki metre altýnda olduðu için her zaman su içinde. Onun için saniyede 22 pompa tayfun olsun olmasýn sürekli çalýþýyormuþ, ama þehri her zaman koruyamýyormuþ. Kent su seviyesinin altýnda kaldýðý için mezarlarý topraðýn üstüne yapmýþlar. Mezarlýk ziyaretleri ciddi bir turistik aktivite. Mezarlarýn bayaðý ihtiþamlý olduðu söylenebilir.
New Orleans'ta önemli bir müzisyen öldüðü zaman önde orkestra müzik yaparmýþ, orkestranýn arkasýndan cenaze gelirmiþ. Bir kent düþünün ki cenazesini bile müzikle yolculuyor.
Bilindiði üzere New Orleans, Mississipi kenarýnda. Yukarýdan bakýldýðýnda yýlankavi bir görüntüsü var. Dar ama uzun görünüyor. Birebir New Orleans'la ilgili olmasa bile Mississipi nehri üzerinde iþleyen gemilerde uzun süre çalýþmýþ olan Mark Twain ile ilgili bir anekdottan söz etmek isterim. Mark Twain, çocukluðumda çok severek okuduðum Tow Sawyer'in yazarý. "Mark Twain" adý onun gerçek adý deðil. Gerçek adý Samuel Clemens.
Mark Twain gemide çalýþýrken nehir derinliðini ölçerken kullandýklarý iki kelimenin nehir gemisinde duyulabilecek en güzel sözcükler olduðunu söylemiþ. Derinliði ölçmekle görevli mürettebat nehre, kulaç ölçüsüyle bir halat atar. Eðer halat bir kulaç aþaðý inerse gemi kýyýya yanaþamayacak anlamýndadýr. Çünkü çok sýðdýr. Bir kulaçlýk mesafe "mark one" olarak ifade edilir Bu duruma mürettebat homurdanýr.. Eðer iki kulaç aþaðý inerse bu geminin karaya yanaþabileceði anlamýndadýr. Bu da " Mark twain" olarak kullanýlýr. Mark Twain'i duyan denizciler neþelenir. Çünkü karada onlarý bekleyen hoþ saatler vardýr. Ýstedikleri gibi karada eðlenebileceklerdir. Samuel Clemens bu nedenle Mark Twain'i kendine isim seçmiþ ve edebiyat dünyasýnda da böyle tanýnmýþtýr.
Biraz da New Orleans'ýn mutfaðýndan söz edelim.

Bu muhteþem görünümlü karidesler yýlýn sadece belli bir döneminde çýkýyormuþ. Biraz baharatlý hazýrlanmýþtý. Lezzetliydi. Ancak bir karidesten çýkan et o kadar azdý ki yerken verilen bunca mücadeleye deðer miydi?

Bu da istiridye yemeði. Gerçekten çok lezzetliydi. Ýlk defa tatma þansým oldu. Acaba yemeði bu kadar lezzetli yapan istiridyenin kendisi miydi? Bu konuda da pek emin deðilim. Çünkü inanýlmaz lezzetli bir sosu vardý. Bilenler der ki istiridye üzerine limon sýkýlarak çið tüketilmeli. Aðzýn içinde birkaç saniye kalan ve çiðnenmeden yutulan bir þeyin nasýl lezzeti alýnýr. Bunu da bir bilene sormalý.
New Orleans mutfaðýnda Fransýz etkisinin baskýn olduðu belirtildi. Kanada'nýn Nova Scotia bölgesinden gelen Cajun adý verilen Fransýz köylüleri bu keyifli þehrin mutfaðýný þekillendirmiþ. Bunun yaný sýra Creole dedikleri Ýspanyol ve Karayip adalarýndan gelen insanlarýn karýþýmýndan olan melezlerin de New Orleans mutfaðýndaki etkisinin önemli olduðu söyleniyor.
Bir de her yerde insanýn gözüne takýlan po-boy reklamlarýnýn ne olduðunu anlamamýz biraz zaman aldý ama sonunda oraya özgü bir sandviç çeþidi olduðunu keþfettik. Hamburger görünümlü sandviçe neden po-boy dendiðine gelince... "Po boy" "poor boy" anlamýndaymýþ. Yani "fukara oðlan" anlamýnda. Lokantada yemeye gücün yoksa bir po boy al ve keyfine bak. Biz almadýk. Ama nasýl yapýldýðýný öðrendik. Et ya da kýzartýlmýþ deniz ürününden yapýlmýþ bir sandviç. Remoulade sos (hardal ve mayonezle hazýrlanmþ sos) ile servis ediliyormuþ.
Ayrýca New Orleans mutfaðýnda timsah eti de yaygýn olarak kullanýlmakta. Fýstýk yaðýnýn da yaygýn olarak kullanýldýðýný ilave etmek isterim.
Birkaç küçük notla yazýmý bitirmek istiyorum. Büyücüleri ile ünlü kent, Tennese William's (Arzu Tramvayý, Kýzgýn Damdaki Kedi), Truman Capote gibi ünlü yazarlarla da anýlmakta.
Kent yýllarca salgýn hastalýklarla, kasýrgalarla uðraþmýþ. En son 2005 yýlýnda Catrina kasýrgasý ile alt üst olmuþ. Bu kasýrganýn yaralarý hala sarýlýyormuþ. Þehir merkezinde bu kasýrganýn izlerine rastlamak mümkün deðil. Çünkü þehir merkezi biraz daha yüksekte kurulmuþ. Ama kenar mahallelere çok zarar vermiþ. Catrina'nýn zarar verdiði mahalleler yine turizme açýlmýþ. Umarým bu sayede toplanan paralar yine felaket bölgelerine gidiyordur. Ýnsanlarýn bir turistik aktivite olarak bu yoksul mahallelere gitme isteðini anlamakta zorluk çekiyorum. Bu bana hiçbir zaman etik gelmemiþtir. Ziyaret eden fakirliði izleyerek kendini iyi hissederken, fakir insanlar da maymun yerine konmuþ gibi gelir bana.. New Orleans þehir merkezinde hissedilmese bile fakir bir kent. Bir daha bir doðal felakete maruz kalýrlarsa -umarým ki olmaz- kalbim onlar için farklý bir biçimde atacak. Aklým gönlüm New Orleans'ta kaldý.
Bir baþka turistik aktivite ise buharlý ve çarklý bir gemi ile Mississipi nehri üzerinde dolanmak.. Kenti, insanlarý, yaþama biçimini çok sevdiðim bir kent New Orleans. Umarým ikinci kez yolum düþer.

Mississipi nehri üzerinde çekilmiþ bir fotoðraf.
Ayrýca yirmi yýldýr birlikte olduðum hayat arkadaþým Ahmet'in de benim cazý sevmemde çok büyük katkýsý var. Bu yazýyla da benim böylesi güzel bir müziði daha çok tanýmama ve sevmeme neden olduðu için ona teþekkür ederim.

New Orleans hatýrasý
11 Haziran 2015, Foça
Güzin TÜMER
"Güzin TÜMER" bütün yazýlarý için týklayýn...
