Iþýk Teoman
KARAGÖL
Doðal güzellikler içindeki, yeþilin sarýp sarmaladýðý bu göle neden “Kara” derler diye araþtýrdým. Genellikle, volkanik olmalarýndan kaynaklandýðýný öðrendim. Ama bu göllere “Kara” demek bence hiç þýk durmuyor… Yakýn çevremizdeki arkadaþlarýmýzýn sorun olarak gördükleri soru genellikle bu olayýn ne kadar yorucu olduðuyla ilgili oluyor.
Onlara yanýtýmýz da genellikle þu oluyor: “Doðayla baþ baþa kaldýðýmýzda tüm yorgunluðumuz geçiyor. Sessizliðin sesiyle sarmalanmak tabiat ananýn koynuna sýðýnmak o kadar arýndýrýcý ve dinlendirici ki. Bazen anlatmak da yorucu olabiliyor, susmak daha iyi. Aslýnda kamp anlatýlmaz yaþanýr...”

Bugüne kadar Türkiye’nin dört bir yanýnda adý Karagöl olan onlarca doða harikasý bölgelere gittik, çadýr kurduk, kamp yaptýk. Yamanlar - Karagöl, Denizli – Beyaðaç - Karagöl bunlardan birkaçý... Konak Belediyesi’nin basýn danýþmanlýðýnda þoförlük yapan Bilal Tekdemir Sýndýrgýlý… O çevreden konuþulunca ve Sýndýrgý’nýn Bulak Köyü’ndeki Karagöl’den söz edince Google’dan araþtýrmaya koyuldum. Bir tane fotoðraf bulabildim baþkaca bir bilgi de yoktu. Önce Bulak Köyü’nün muhtarý Yaþar Demirdað’ý aradým. Karagöl’de çadýr kurmak istediðimi, eþimle birlikte geleceðimi, güvenli olup olmadýðýný sordum. Yaþar muhtar, gölün güvenli olduðunu, ancak tuvalet sorunu yaþayabileceðimizi anlattý ve Sünnü Orman Fidanlýðý’nda çadýr kurabileceðimizi söyleyerek beni Metin Demirdað’a yönlendirdi. Orman iþletmede görev yapan Metin Demirdað fidanlýk þefi ile görüþerek gerekli izinleri aldý. Cuma akþamýndan tüm hazýrlýklarý tamamladýk, yeni aldýðýmýz çadýrýmýzý da test etme olanaðý da bulabileceðimiz için ayrýca heyecanlandýk.

Bölünmüþ yol uðramasýn
Cumartesi sabahý yedi gibi yola koyulduk. Manisa yoluyla Akhisar’a ulaþtýk ve sýcak çorba ile karnýmýzý doyurduk. Esas keyifli yolculuk Sýndýrgý virajlarýnda baþlýyor, bölünmüþ yol bu bölgeye uðramadýðý için (Hiçbir zaman da uðramasýn) tüm doðallýðý ile karþýlýyor insaný. Asýrlýk çam aðaçlarý yola sarkýyor, sýrtýnýzý okþuyor gibi, sanki “hoþgeldiniz” diyor gibi… Doðal bitki örtüsü, tezeklerden ve gübrelerden çevreye yayýlan kokular, kentte insaný rahatsýz edebilir, ama doðal ortamda pek de hoþ kokular gibi geliyor insanýn burnuna… Yol boyunca hayrat çeþmeleri hala gürül gürül akýyor, dilediðiniz çeþmenin baþýnda durup, nefeslenip, elinizi yüzünüzü yýkayarak, kanakana su içerek yola devam edebiliyorsunuz, Sýndýrgý yolunda… Kertil, yazýn bir baþka, sonbaharda daha baþka kýþýn ise karýn altýnda tadýna doyum olmayan güzellikler sunuyor insana. Mutlaka mola verdiðimiz Veli Amca’nýn kahvehanesinde soluklanýyoruz. Kertil’den sonra son keskin virajlarý da indikten sonra Gölcük köyü solumuzda kalýyor, uðramadan geçiyoruz.

Ýyi yürekli Abdullah’dan ceviz ikramý
Karþýmýzda Mandýra köyü, Abdullah’ýn kahvehanesi, bahçesinde köylüler kaðýt oynuyor, kimileri de sohbet ediyor, bize “hoþgeldiniz” diyorlar… Abdullah, güler yüzüyle karþýlýyor yine bizi, kahve ve çay derken bir bakýyoruz elinde kocaman bir torba. Bizim için kendi elleriyle ceviz toplamýþ, ikram ediyor. Cevizin kilosu yirmi lira, ödediðimiz çay - kahve parasý iki lira… Türk köylüsünün gönlü bol, yüreði geniþ, dost canlýsý, aldatmayý, aldatýlmayý bilmiyorlar… Geçtiðimiz yýl da Mandýra köyünden (Kapya) salçalýk biber almýþtým kilosu 25 kuruþa, Ýzmir’de kilosu 2.5 liradan satýlýrken… Abdullah’ýn kahvesinde gazetelerimizi okuduk, yarým saat kadar dinlendikten sonra yola koyulduk, önümüzde daha uzun kilometreler var. Abdullah ile vedalaþtýk. Ona sergimizden ayýrdýðýmýz iki fotoðraf hediye ettim. Biri karlar altýnda Kertil, diðeri de Simav - Gölcük fotoðrafý, kahvesinin en güzel köþesine astý, mutlu oldu…

Sýndýrgý pazarýnda alýþveriþ keyfi
Sýndýrgý, giriþinde insanlarda bir telaþ, bisikletlerin, motosikletlerin biri geliyor, diðeri gidiyor, onlarca, yüzlerce, yaþlýsý genci, erkeði kadýný kullanýyor, pratik ve kolay ulaþým. Sýndýrgý pazarýnýn üstü kapatýldý, yazýn güneþten, kýþýn da yaðmur ve soðuktan koruyor alýþveriþ edenleri. Kamp için; peynir, zeytin, domates, köy ekmeði, yoðurt satýn aldýk. Gelmiþken evimizin mutfak alýþveriþini de gerçekleþtirdik. Asýrlýk çýnar aðaçlarý ile kaplý Balýkesir Caddesi’nden içeceklerimizi de aldýktan sonra Simav yoluna çevirdik rotayý, bildik yerler, bildik manzaralar ama her zaman güzel, her geçtiðimizde daha da güzel. Simav yolu, solumuzda Çaygören barajýna giden cýlýz bir su akýntýsý, suyu çekilen topraklarýn üzerinde biten çimenler ile karýnlarýný doyuran binlerce keçi, baþlarýnda çobanlarý bile yok. Akþam evin yolunu tutuyorlar, nasýl oluyorsa baþlarýnda çoban köpekleri ile birlikte.

Karagöl'ün zemini yumruk büyüklüðünde taþlar ile kaplý
Gölün zemini yumruk büyüklüðünde taþlar ile kaplý
Düvertepe solumuzda kalýyor, orada da çadýr kurup kamp yapmýþtýk. Solumuzda Þaplý Köyü yazýyor beþ kilometre, az ilerde Devlet Baba Köyü, yol sapaðýný geçtikten sona Bulak Köyü tabelasý dört kilometre… Asfalt yol köye kadar gidiyor, Karagöl sapaðýna kadar yol toz toprak içinde, ama bizi rahatsýz etmiyor o doðal güzelliði görünce keyifleniyoruz. Ayþe’yle birlikte defalarca kamp yaptýk ama bu kamptan çok keyif aldý çok mutlu, çok heyecanlý; “Bundan sonra sürekli gideriz deðil mi?” diye soruyor. Ben güvenlik olduðu sürece sorun olmadýðýný söylüyorum. Karagöl, gidip kaldýðýmýz kamp kurduðumuz göllerden çok farklý. Zemin yumruk büyüklüðünde taþlardan oluþuyor. Aðaçlar çok çeþitli, sedir, çýnar, karaçam, meþe yoðunluklu, gölün dibi çamur, çevresinde taþlar nedeniyle yürümek zor ama keyifli. Gölün kenarýnda bir hayrat çeþmesi ince ince akýyor. Ýnekler, düveler, öküzler otluyor, baþýboþ gibi görünüyorlar. Ayþe ile gölün çevresini yaklaþýk yarým saat içinde dolaþtýk. Gölü tepeden gören teras gibi bir bölüme masamýzý ve sandalyelerimizi kurduk, üstümüzde asýrlýk meþe aðaçlarý, çevremizde otlayan büyükbaþ hayvanlar, tadýna doyum olmayan birkaç saat geçirdik.

Sünnü fidanlýðýna çadýr kurmaya
Akþam saatlerinde hava kararmaya, rüzgar esmeye baþladýðýnda Metin Demirdað’ý aradýk, bizi beklediklerini söyledi. Sünnü Orman Fidanlýðý’na ulaþtýðýmýzda bizi iki emektar bekçi; Selçuk Biçer ile Nurettin Koç karþýladý. Orman içinde dilediðimiz yerde çadýr kurabileceðimizi söylediler. Demledikleri çaydan ikram ettiler, gece karanlýðý baþlamadan önce ben çadýrý kurmaya, Ayþe de araçtan malzemeleri indirmeye baþladý. Devasa sedir aðaçlarýnýn altýna çadýrýmýzý kurduk, masa, sandalye, yiyeceklerimiz dört dörtlük bir kamp alaný… Alacakaranlýk yerini gece karanlýðýna býraktýðýnda, ormanýn göbeðinde sadece bizim çadýrýmýz vardý. Kuþ sesleri, aðaçlarýn yapraklarýndan gelen hýþýrtýlar, uzaklardan duyulan puhu sesleri ve fidanlýðýn bekçi köpeðinin ulumasý, hepsi de birbirine karýþýnca içimiz biraz ürperdi… Saat 21.00 gibi karnýmýz doyduðundan, hava soðuduðundan, bir adým ötemizi göremediðimizden fenerimizi söndürdük ve çadýrýmýza yerleþtik, farklý hayvanlara benzetmeye çalýþtýðýmýz onlarca sesin arasýnda uykuya dalýp gittik.

Yýlda 500-600 bin tüplü fidan üretiliyor
Sabah erkenden çayýmýzý demledik ve mükellef bir kahvaltý ettik. Bir süre sonra Nurettin Koç da bize eþlik ettik, sohbet ettik, 860 rakýmlý tepede, 1960 yýlýnda kurulan fidanlýðýn yýlda 500-600 bin tüplü fidan üretimi yaptýðýný anlattý. Asýrlýk aðaçlarýn arasýndaki Sünnü fidanlýðýný dolaþtýk, orman içinde gezindik, yaban elmasý yedik, böðürtlen topladýk. Dönüþte yaptýðýmýz böðürtlen reçelinin tadýna doyum olmuyor, bitmesin diye çay kaþýðý ile azar azar yiyoruz. Kampýn en hüzünlü aný, çadýrýmýzý topladýk, aracýmýza yükledik. Nurettin Koç’un tarif ettiði orman içi güzergahýndan yola koyulduk. Önümüze çýkan kuru çeþmeden yolun saðýný takip ederek Bardakcý köyüne ulaþtýk, karþýmýza iki asfalt yol çýktý; solumuz Saruhanlý, saðýmýz Sýndýrgý’ya gidiyor. Sýndýrgý yolunu takip ederek Yaylabayýr köyüne ulaþtýk, giriþte Yaylabayýr göletini seyrettik, yaz sonu olmasýna karþýn içi su dolu. Çok eski bir köy, yüz yýlý aþkýn ahþap evler, ayakta kalmak için direniyor, yýkýlmasýn diye saðýndan solundan kalýn direkler ile desteklemiþler, sokaklarda aðýrlýklý olarak yaþlý insanlar var, bizi güler yüzlü karþýlýyorlar, evlerine yemek yemeðe davet ediyorlar, tonton yaþlý bir teyze kuruttuðu fasulyelerden ikram ediyor, biz de ona badem þekeriyle karþýlýk veriyoruz.

Asýrlýk karaçamlar öylesine büyümüþ ki gökyüzü görünmez olmuþ
Her iki yol da orman içi güzellikler barýndýrýyor
Simav yolundan Sünnü Orman Fidanlýðý Sýndýrgý arasý yaklaþýk 35 kilometre, Yaylabayýr köyü yolundan ise 42 kilometre, her iki güzergah da birbirinden güzel ve orman içi yollarý ile doðal bir ortam sunuyor, sessiz, sakin ve araç trafiði yok denecek kadar az. Sýndýrgý’ya Pazar gününün yorgunluðu ve sessizliði hakim olmuþ. Kahvelerde birkaç masada insanlar sohbet ediyor, sokaklarda ise kimseler yok. Cumartesi günü kurulan pazaryerinin temizliði yapýlmýþ, bir sonraki pazara kadar otopark olarak kullanýlýyor. Tekrar Sýndýrgý virajlarýndan, Mandýra, Kertil, Akhisar yoluyla Manisa ve Ýzmir, son derece muhteþem bir gezi, huzurlu bir dönüþ yolculuðu.

Yaylabayýr köyü çok eski, evler yüzlerce yýllýk ve ayakta zorlukla duruyor
Doðal güzellikler içindeki, yeþilin sarýp sarmaladýðý bu göle neden “Kara” derler diye araþtýrdým. Genellikle, volkanik olmalarýndan kaynaklandýðýný öðrendim. Ama bu göllere “Kara” demek bence hiç þýk durmuyor… Yakýn çevremizdeki arkadaþlarýmýzýn sorun olarak gördükleri soru genellikle bu olayýn ne kadar yorucu olduðuyla ilgili oluyor. Onlara yanýtýmýz da genellikle þu oluyor: “Doðayla baþ baþa kaldýðýmýzda tüm yorgunluðumuz geçiyor. Sessizliðin sesiyle sarmalanmak tabiat ananýn koynuna sýðýnmak o kadar arýndýrýcý ve dinlendirici ki. Bazen anlatmak da yorucu olabiliyor, susmak daha iyi. Aslýnda kamp anlatýlmaz yaþanýr...”

Dað yollarýnda böðürtlen topladýk ve eve dönünce reçelini yaptýk, tadýna doyum olmuyor, o nedenle çay kaþýðý ile azar azar yiyoruz

Ayçiçekleri tablo gibi manzaralar yaratmýþ

Sedir aðaçlarýnýn altýna çadýrýmýzý kurduk

Sabah kahvaltýsýna hazýrlýk

Sünnü Orman Fidanlýðý

Sünnü Orman Fidanlýðý

Köyler kýþa hazýr

Yaylabayýr'da kuru erzak depolarý

Köylerde kazanlar sokaklarda kaynýyor

Tarla da olsa mutlaka kapýlarý var

Yaylabayýr Göleti



















Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
Doðal güzellikler içindeki, yeþilin sarýp sarmaladýðý bu göle neden “Kara” derler diye araþtýrdým. Genellikle, volkanik olmalarýndan kaynaklandýðýný öðrendim. Ama bu göllere “Kara” demek bence hiç þýk durmuyor… Yakýn çevremizdeki arkadaþlarýmýzýn sorun olarak gördükleri soru genellikle bu olayýn ne kadar yorucu olduðuyla ilgili oluyor.
Onlara yanýtýmýz da genellikle þu oluyor: “Doðayla baþ baþa kaldýðýmýzda tüm yorgunluðumuz geçiyor. Sessizliðin sesiyle sarmalanmak tabiat ananýn koynuna sýðýnmak o kadar arýndýrýcý ve dinlendirici ki. Bazen anlatmak da yorucu olabiliyor, susmak daha iyi. Aslýnda kamp anlatýlmaz yaþanýr...”

Bugüne kadar Türkiye’nin dört bir yanýnda adý Karagöl olan onlarca doða harikasý bölgelere gittik, çadýr kurduk, kamp yaptýk. Yamanlar - Karagöl, Denizli – Beyaðaç - Karagöl bunlardan birkaçý... Konak Belediyesi’nin basýn danýþmanlýðýnda þoförlük yapan Bilal Tekdemir Sýndýrgýlý… O çevreden konuþulunca ve Sýndýrgý’nýn Bulak Köyü’ndeki Karagöl’den söz edince Google’dan araþtýrmaya koyuldum. Bir tane fotoðraf bulabildim baþkaca bir bilgi de yoktu. Önce Bulak Köyü’nün muhtarý Yaþar Demirdað’ý aradým. Karagöl’de çadýr kurmak istediðimi, eþimle birlikte geleceðimi, güvenli olup olmadýðýný sordum. Yaþar muhtar, gölün güvenli olduðunu, ancak tuvalet sorunu yaþayabileceðimizi anlattý ve Sünnü Orman Fidanlýðý’nda çadýr kurabileceðimizi söyleyerek beni Metin Demirdað’a yönlendirdi. Orman iþletmede görev yapan Metin Demirdað fidanlýk þefi ile görüþerek gerekli izinleri aldý. Cuma akþamýndan tüm hazýrlýklarý tamamladýk, yeni aldýðýmýz çadýrýmýzý da test etme olanaðý da bulabileceðimiz için ayrýca heyecanlandýk.

Bölünmüþ yol uðramasýn
Cumartesi sabahý yedi gibi yola koyulduk. Manisa yoluyla Akhisar’a ulaþtýk ve sýcak çorba ile karnýmýzý doyurduk. Esas keyifli yolculuk Sýndýrgý virajlarýnda baþlýyor, bölünmüþ yol bu bölgeye uðramadýðý için (Hiçbir zaman da uðramasýn) tüm doðallýðý ile karþýlýyor insaný. Asýrlýk çam aðaçlarý yola sarkýyor, sýrtýnýzý okþuyor gibi, sanki “hoþgeldiniz” diyor gibi… Doðal bitki örtüsü, tezeklerden ve gübrelerden çevreye yayýlan kokular, kentte insaný rahatsýz edebilir, ama doðal ortamda pek de hoþ kokular gibi geliyor insanýn burnuna… Yol boyunca hayrat çeþmeleri hala gürül gürül akýyor, dilediðiniz çeþmenin baþýnda durup, nefeslenip, elinizi yüzünüzü yýkayarak, kanakana su içerek yola devam edebiliyorsunuz, Sýndýrgý yolunda… Kertil, yazýn bir baþka, sonbaharda daha baþka kýþýn ise karýn altýnda tadýna doyum olmayan güzellikler sunuyor insana. Mutlaka mola verdiðimiz Veli Amca’nýn kahvehanesinde soluklanýyoruz. Kertil’den sonra son keskin virajlarý da indikten sonra Gölcük köyü solumuzda kalýyor, uðramadan geçiyoruz.

Ýyi yürekli Abdullah’dan ceviz ikramý
Karþýmýzda Mandýra köyü, Abdullah’ýn kahvehanesi, bahçesinde köylüler kaðýt oynuyor, kimileri de sohbet ediyor, bize “hoþgeldiniz” diyorlar… Abdullah, güler yüzüyle karþýlýyor yine bizi, kahve ve çay derken bir bakýyoruz elinde kocaman bir torba. Bizim için kendi elleriyle ceviz toplamýþ, ikram ediyor. Cevizin kilosu yirmi lira, ödediðimiz çay - kahve parasý iki lira… Türk köylüsünün gönlü bol, yüreði geniþ, dost canlýsý, aldatmayý, aldatýlmayý bilmiyorlar… Geçtiðimiz yýl da Mandýra köyünden (Kapya) salçalýk biber almýþtým kilosu 25 kuruþa, Ýzmir’de kilosu 2.5 liradan satýlýrken… Abdullah’ýn kahvesinde gazetelerimizi okuduk, yarým saat kadar dinlendikten sonra yola koyulduk, önümüzde daha uzun kilometreler var. Abdullah ile vedalaþtýk. Ona sergimizden ayýrdýðýmýz iki fotoðraf hediye ettim. Biri karlar altýnda Kertil, diðeri de Simav - Gölcük fotoðrafý, kahvesinin en güzel köþesine astý, mutlu oldu…

Sýndýrgý pazarýnda alýþveriþ keyfi
Sýndýrgý, giriþinde insanlarda bir telaþ, bisikletlerin, motosikletlerin biri geliyor, diðeri gidiyor, onlarca, yüzlerce, yaþlýsý genci, erkeði kadýný kullanýyor, pratik ve kolay ulaþým. Sýndýrgý pazarýnýn üstü kapatýldý, yazýn güneþten, kýþýn da yaðmur ve soðuktan koruyor alýþveriþ edenleri. Kamp için; peynir, zeytin, domates, köy ekmeði, yoðurt satýn aldýk. Gelmiþken evimizin mutfak alýþveriþini de gerçekleþtirdik. Asýrlýk çýnar aðaçlarý ile kaplý Balýkesir Caddesi’nden içeceklerimizi de aldýktan sonra Simav yoluna çevirdik rotayý, bildik yerler, bildik manzaralar ama her zaman güzel, her geçtiðimizde daha da güzel. Simav yolu, solumuzda Çaygören barajýna giden cýlýz bir su akýntýsý, suyu çekilen topraklarýn üzerinde biten çimenler ile karýnlarýný doyuran binlerce keçi, baþlarýnda çobanlarý bile yok. Akþam evin yolunu tutuyorlar, nasýl oluyorsa baþlarýnda çoban köpekleri ile birlikte.

Karagöl'ün zemini yumruk büyüklüðünde taþlar ile kaplý
Gölün zemini yumruk büyüklüðünde taþlar ile kaplý
Düvertepe solumuzda kalýyor, orada da çadýr kurup kamp yapmýþtýk. Solumuzda Þaplý Köyü yazýyor beþ kilometre, az ilerde Devlet Baba Köyü, yol sapaðýný geçtikten sona Bulak Köyü tabelasý dört kilometre… Asfalt yol köye kadar gidiyor, Karagöl sapaðýna kadar yol toz toprak içinde, ama bizi rahatsýz etmiyor o doðal güzelliði görünce keyifleniyoruz. Ayþe’yle birlikte defalarca kamp yaptýk ama bu kamptan çok keyif aldý çok mutlu, çok heyecanlý; “Bundan sonra sürekli gideriz deðil mi?” diye soruyor. Ben güvenlik olduðu sürece sorun olmadýðýný söylüyorum. Karagöl, gidip kaldýðýmýz kamp kurduðumuz göllerden çok farklý. Zemin yumruk büyüklüðünde taþlardan oluþuyor. Aðaçlar çok çeþitli, sedir, çýnar, karaçam, meþe yoðunluklu, gölün dibi çamur, çevresinde taþlar nedeniyle yürümek zor ama keyifli. Gölün kenarýnda bir hayrat çeþmesi ince ince akýyor. Ýnekler, düveler, öküzler otluyor, baþýboþ gibi görünüyorlar. Ayþe ile gölün çevresini yaklaþýk yarým saat içinde dolaþtýk. Gölü tepeden gören teras gibi bir bölüme masamýzý ve sandalyelerimizi kurduk, üstümüzde asýrlýk meþe aðaçlarý, çevremizde otlayan büyükbaþ hayvanlar, tadýna doyum olmayan birkaç saat geçirdik.

Sünnü fidanlýðýna çadýr kurmaya
Akþam saatlerinde hava kararmaya, rüzgar esmeye baþladýðýnda Metin Demirdað’ý aradýk, bizi beklediklerini söyledi. Sünnü Orman Fidanlýðý’na ulaþtýðýmýzda bizi iki emektar bekçi; Selçuk Biçer ile Nurettin Koç karþýladý. Orman içinde dilediðimiz yerde çadýr kurabileceðimizi söylediler. Demledikleri çaydan ikram ettiler, gece karanlýðý baþlamadan önce ben çadýrý kurmaya, Ayþe de araçtan malzemeleri indirmeye baþladý. Devasa sedir aðaçlarýnýn altýna çadýrýmýzý kurduk, masa, sandalye, yiyeceklerimiz dört dörtlük bir kamp alaný… Alacakaranlýk yerini gece karanlýðýna býraktýðýnda, ormanýn göbeðinde sadece bizim çadýrýmýz vardý. Kuþ sesleri, aðaçlarýn yapraklarýndan gelen hýþýrtýlar, uzaklardan duyulan puhu sesleri ve fidanlýðýn bekçi köpeðinin ulumasý, hepsi de birbirine karýþýnca içimiz biraz ürperdi… Saat 21.00 gibi karnýmýz doyduðundan, hava soðuduðundan, bir adým ötemizi göremediðimizden fenerimizi söndürdük ve çadýrýmýza yerleþtik, farklý hayvanlara benzetmeye çalýþtýðýmýz onlarca sesin arasýnda uykuya dalýp gittik.

Yýlda 500-600 bin tüplü fidan üretiliyor
Sabah erkenden çayýmýzý demledik ve mükellef bir kahvaltý ettik. Bir süre sonra Nurettin Koç da bize eþlik ettik, sohbet ettik, 860 rakýmlý tepede, 1960 yýlýnda kurulan fidanlýðýn yýlda 500-600 bin tüplü fidan üretimi yaptýðýný anlattý. Asýrlýk aðaçlarýn arasýndaki Sünnü fidanlýðýný dolaþtýk, orman içinde gezindik, yaban elmasý yedik, böðürtlen topladýk. Dönüþte yaptýðýmýz böðürtlen reçelinin tadýna doyum olmuyor, bitmesin diye çay kaþýðý ile azar azar yiyoruz. Kampýn en hüzünlü aný, çadýrýmýzý topladýk, aracýmýza yükledik. Nurettin Koç’un tarif ettiði orman içi güzergahýndan yola koyulduk. Önümüze çýkan kuru çeþmeden yolun saðýný takip ederek Bardakcý köyüne ulaþtýk, karþýmýza iki asfalt yol çýktý; solumuz Saruhanlý, saðýmýz Sýndýrgý’ya gidiyor. Sýndýrgý yolunu takip ederek Yaylabayýr köyüne ulaþtýk, giriþte Yaylabayýr göletini seyrettik, yaz sonu olmasýna karþýn içi su dolu. Çok eski bir köy, yüz yýlý aþkýn ahþap evler, ayakta kalmak için direniyor, yýkýlmasýn diye saðýndan solundan kalýn direkler ile desteklemiþler, sokaklarda aðýrlýklý olarak yaþlý insanlar var, bizi güler yüzlü karþýlýyorlar, evlerine yemek yemeðe davet ediyorlar, tonton yaþlý bir teyze kuruttuðu fasulyelerden ikram ediyor, biz de ona badem þekeriyle karþýlýk veriyoruz.

Asýrlýk karaçamlar öylesine büyümüþ ki gökyüzü görünmez olmuþ
Her iki yol da orman içi güzellikler barýndýrýyor
Simav yolundan Sünnü Orman Fidanlýðý Sýndýrgý arasý yaklaþýk 35 kilometre, Yaylabayýr köyü yolundan ise 42 kilometre, her iki güzergah da birbirinden güzel ve orman içi yollarý ile doðal bir ortam sunuyor, sessiz, sakin ve araç trafiði yok denecek kadar az. Sýndýrgý’ya Pazar gününün yorgunluðu ve sessizliði hakim olmuþ. Kahvelerde birkaç masada insanlar sohbet ediyor, sokaklarda ise kimseler yok. Cumartesi günü kurulan pazaryerinin temizliði yapýlmýþ, bir sonraki pazara kadar otopark olarak kullanýlýyor. Tekrar Sýndýrgý virajlarýndan, Mandýra, Kertil, Akhisar yoluyla Manisa ve Ýzmir, son derece muhteþem bir gezi, huzurlu bir dönüþ yolculuðu.

Yaylabayýr köyü çok eski, evler yüzlerce yýllýk ve ayakta zorlukla duruyor
Doðal güzellikler içindeki, yeþilin sarýp sarmaladýðý bu göle neden “Kara” derler diye araþtýrdým. Genellikle, volkanik olmalarýndan kaynaklandýðýný öðrendim. Ama bu göllere “Kara” demek bence hiç þýk durmuyor… Yakýn çevremizdeki arkadaþlarýmýzýn sorun olarak gördükleri soru genellikle bu olayýn ne kadar yorucu olduðuyla ilgili oluyor. Onlara yanýtýmýz da genellikle þu oluyor: “Doðayla baþ baþa kaldýðýmýzda tüm yorgunluðumuz geçiyor. Sessizliðin sesiyle sarmalanmak tabiat ananýn koynuna sýðýnmak o kadar arýndýrýcý ve dinlendirici ki. Bazen anlatmak da yorucu olabiliyor, susmak daha iyi. Aslýnda kamp anlatýlmaz yaþanýr...”

Dað yollarýnda böðürtlen topladýk ve eve dönünce reçelini yaptýk, tadýna doyum olmuyor, o nedenle çay kaþýðý ile azar azar yiyoruz

Ayçiçekleri tablo gibi manzaralar yaratmýþ

Sedir aðaçlarýnýn altýna çadýrýmýzý kurduk

Sabah kahvaltýsýna hazýrlýk

Sünnü Orman Fidanlýðý

Sünnü Orman Fidanlýðý

Köyler kýþa hazýr

Yaylabayýr'da kuru erzak depolarý

Köylerde kazanlar sokaklarda kaynýyor

Tarla da olsa mutlaka kapýlarý var

Yaylabayýr Göleti



















Iþýk Teoman
isikteoman@gmail.com
"Iþýk Teoman" bütün yazýlarý için týklayýn...
