ISSN 1308-8483
HASAN DAĞI

Ersince    
  Yayın Tarihi: 27.5.2020    


HASAN DAĞI

Yıllar önce bir gurupla Kapadokya'ya geziye gitmiştim. Gitmeden önce bölge hakkında biraz bilgi edindim. O yıllar seyahat çantanızda ne olmalı, nerede konaklamalı, nerede yürümeli, ne yenmeli gibi moda önerilere kulak asmıştım. Havalı bir seyahat olmalı, eşe dosta anlatmalıydım. Dizisini hiç izlememiş olsam da Asmalı Konağı bulup önünde fotoğraf çektirmeliydim. Asmalı Konak dizisinin patladığı, oturduğu yerden garibanların bile rol kaptığı dönemde ben muhtemelen Bindokuzyüzseksendört, Hayvan Çiftliği gibi kitapları okuyup okuyup kederlere gark oluyordum.

Gece yolculuğu yaptık. Kula'da hava değişti. Otobüslerin tıs tıs yanaştığı dinlenme tesisine, muavinin yarısını yutup yarısını da kendimizin tahmin ettiğimiz sözleriyle dinlenme tesisine girdik. Hediyelik eşyaların, ahşaptan dev tespihlerin, oyuncak ayıların, yöresel gıdaların, dünden kalan askıda gazetelerin, self servis yapan uzun yemek tezgahlarının, Yunus'un kötü yapılmış resminin altına yazılmış. "Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi" yazan şelaleli duvarı da dönünce oklar bizi WC’ye ulaştırdı. Çıkışta peçetemizi kolonyamızı alıp rahatladık ve açıldık. Şirketten şıngır şıngır çaylarımızı da içip tekrar yola koyulduk. Uyuya sallana Kapadokya'ya vardık. Allahımm masal dünyası... Fotoğraflarını çok görmüştüm ama gerçeği başka bir şeymiş. Akşama kadar peribacalarını, Ürgüp ve Göreme'yi gezdik. Çamurdan testiler yaptık, toprak güveçler aldık. Asmalı konağa da gittim elbette. Konak önünde kadınlar sürme çekiyorlardı. Niye ki diye merak ettim. Meğer konak kızları sürmesiz olmazmış. Eh biz de sürmelenelim öyleyse deyip, ben de çektirdim. Yeraltı şehri, Rumlardan kalan kiliseler, şarap evleri neyi meşhursa girip çıktık. Akşam Güzelyurt diye adını ilk duyduğum bir yerde kalacağız dediler. Gide gide bir masal şehrine vardık. Daracık sokaklar labirent gibi, üst üste evler, konaklar, tam bir şaşkınlık halindeyim... Yeni restore edilmiş, içi modern dışı çok eski görünümlü bir mini otele yerleştik. Akşamın alacakaranlığında bir uçurumun başındayım. Çukurda da evler var. Şehir öyle kurulmuş. Işıklar yanınca, aşağıdaki evler beliriyor yavaş yavaş. Karşıda Hasan Dağı yükseliyor.

Büyülü bir gece başlıyor. Hemen sokağa çıktım. Dar sokaklarda dolaşırken, evinin önünde oturan yaşlı bir amcaya selam verdim. Buyur etti oturdum. Uzun boylu mavi gözlü ışıklı biri. Üstü başı dökülüyor ama muhabbet çok iyi gidiyor. İzmirli olduğumu söyleyince gençliğinde Urla'da çalıştığını, duvar ustası olduğunu söyledi. Hatta Necati Cumalı'nın evini yaptım dedi. Cumalı'yla kahvede otururken tanışmış. Necati Cumalı o mavi gözlerdeki ışığı görmüş olmalı ki, kitap okur musun diye sormuş. O da okumayı çok sevdiğini söylemiş. Necati Cumalı okudun mu hiç diye sormuş, adam okudum tabii deyince işte o yazar benim demiş. Öyle bir tanışıklığı ve dostluğu olmuş Cumalı'yla. Bana bir dakka bekle deyip eve girip bir kitapla döndü. Yılmaz Güney'in "Sağmalcılar Mektubu" kitabıydı getirdiği. Bak, bunu Yılmaz bana özel olarak imzalayıp gönderdi dedi. Yılmaz Güney asker arkadaşıymış. Sohbet bitmiyor, ben kalktım. Gene gel dedi. Otele döndüm, yemekten sonra davete uyup, bir arkadaşımla Cevdet beyin evine gittik. Ev Rumlardan kalma bir konak ama yoksulluktan bakım yapılamamış. Biz burada bakım yapmak istesek izin almak çok zor diyor. Restore edilip otele dönüştürülmüş konakların sahipleri İstanbullu zenginlermiş. Onlar işlerini kolayca hallediyor ama burada yaşamak bize çok zor diyor. Karısı ve kızı bize önce çay ikram etti sonra da kendi ürünleri ev şarabı içtik. Cevdet bey de adap, edep, edebiyat siyaset her şey var. Tam bir Orta Anadolu abdalı... Bana Güzelyurt'un kitabını hediye etti. Muhabbete doyamadan ayrıldık. Uyku tutmadı beni. Sabah Hasan Dağı’na güneşin ilk ışıklarının vuruşunu izlemeliyim. Sonra erkenden sokakları dolaşacağım. Bekledim ve o muhteşem anı gördüm. Hasan Dağı'nın zirvesi yavaş yavaş göründü. Hasan Dağı şiiri geldi aklıma.

Hasan dağının eteği
Çevresi güller biteği
Koçyiğit aslan yatağı
Hiç bu dağın il oma mı

Bu şiir tahmin ettiğiniz gibi Karacaoğlan'ın. Karşı yakayla aramızdaki derin çukurun içindeki evler, güneş havayı ısıttıkça, buharlar içinde tek tek görünmeye başlıyor. Karşı kayalar oyuk oyuk. Bazısında yaşayanlar var. Dolaşırken yakından gördüm, kayalar konut olarak kullanılmış binlerce yıldır. Hititlerden belki de daha eski dönemlerden günümüze kadar evler ve tapınaklar var şehirde. Ama o gizemli hava bozulmamış. Kilise Camisi çok ilginçti. Kilise restore edilip camiye çevrilmiş ve kullanılıyor. Ne yazık ki Güzelyurt'tan ayrılma zamanı geldi. Ben arkaya baka baka zorla ayrıldım şehirden.

En son mübadeleyle giden Rumları düşündüm. Geride ne anılar ne ahlar kalmıştır kim bilir. Şehirlerin kahramanı, gazisi, şanlısı olur da ahlısı niye olmasın. Ah Güzelyurt niye olmasın mesela... Kapadokya’da çekilmiş bir fotoğrafım yok ama her şey bende kayıtlı. Ah Güzelyurt, Ah Anadolu'm.

19 Mayıs 2020 Ersince


Ersince



3072











   |   Hakkımızda    |    İletişim    |    Yasal Uyarı    |


    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)