ISSN 1308-8483

                   
Ana Sayfa
Foça
Haberler
Yazarlar
Galeri


ATİNA / YUNANİSTAN ELEOTECHNIA 2013 ‘TEN KALANLAR





  Yayın Tarihi: 4.4.2013    


ATİNA / YUNANİSTAN ELEOTECHNIA 2013 ‘TEN KALANLAR

Günler öncesinden heyecanla hazırlanıp arkadaşlarımızla buluşmaya sözleştiğimiz Eleotechnia 2013 Zeytin ve Zeytinyağı Fuarı’nın başlamasına artık saatler kalmıştı. Bir yandan geçtiğimiz yıllarda Girit adasında düzenlenen kongrede yaşadığım hayal kırıklığından dolayı, Atina’da aynı şeyleri yaşamaktan korkuyordum.



28.02.2013 tarihinde güzel bir Şubat sabahında Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan ayrılırken kafamdaki olumsuzluğu yıkmaya çalışıyordum, ya istediğim gibi olmaz ise, bilgi alabileceğim firmalar yetersiz kalırsa diye düşünürken İstanbul uçağına adımlarımı çoktan atmıştım bile.

İstanbul’ a gecikmeli gelişimin ardından Atina uçağını kaçırmaya ramak kalmıştı, iç hatlar ile dış hatlar arasını koşuculara taş çıkartırcasına koşarken bir yandan sırt çantamdan düşenleri toplamaya çalışıyordum. Ucu ucuna yetiştiğim uçağın kapısına yaklaştığımda önümdeki dev adamları görünce rahatlamıştım. Anadolu Efes basketbol takımı ile birlikte gidiyorduk Atina’ya, dudağımda bir anda onların reklam şarkılarını mırıldanmaya başlamıştım,.

‘’ Kimseyi görmedim ben, senden daha güzel ‘’

Uçağımız Atina semalarında iniş için alçalmaya başlamıştı bile, açık bir gökyüzü ve dağların tepelerin ardında beyaz binaları ile tanrıların şehri kanatlarımızın altındaydı. Uçak alçalırken fuarın düzenleneceği eski havaalanının bulunduğu Glayfada kentinin ve pistin üzerinden geçmiştik. Sahildeki yerleşimler Pire limanına kadar uzayıp gidiyordu. Kalacağım oteli bulmak zor olmayacaktı neredeyse otel bile görünecekti.



Venezilos uluslararası hava limanına geldiğimizde aynı anda birçok uçağın peş peşe indiğini ve pasaport kontrolünün eziyete dönüşebileceğini nasıl bilebilirdik. Yüzlerce yolcu bir anda gişelerin önünde birikmiş, onlarca gişenin olmasına rağmen sadece iki gişenin açık olması ve dakikalarca bekleme süresi. Nihayet yüzüme bile bakılmadan pasaporta vurulan damganın ardından AB sınırlarına zahmetsizce giriyordum. (Almanya gümrüğünde bekleyenler, Alman polisinin sorgulamalarına maruz kalanların halini yaşayanlar iyi bilir)

Daha önceki ziyaretlerimin verdiği özgüven ve elimdeki dört ayrı Atina haritasıyla havaalanından bindiğim otobüs ile kalacağım otelin elli metre yanında inmiştim. Otele girdiğimde karşılayan resepsiyon memuru, Yunanlı bayanın gülümseyen yüzü bütün yolculuğun yorgunluğunu unutturmuştu bile. Anahtarları alıp odaya çıkıp biraz dinlenip kendime geldikten sonra etrafı tanımaya ve ertesi gün açılacak Eleotechnia 2013 fuarı hakkında bilgi almaya çalışmak için dışarıya çıktım. Hemen otelin yanından geçen tramvay hattı, otobüs durakları ve biraz ilerideki metro hattı ulaşımın kolaylığını hissettiriyordu. Ancak geçmiş yıllara nazaran ortalıkta dolaşan işsiz insanlara ve yardım isteyen yoksul kişilere daha çok rastlıyordunuz. Ekonomik kriz her yerde kendini acımasızca hissettiriyordu. Kaldığım otel ile fuar alanı arasının 5 km civarında olduğunu öğrendim ertesi gün erken kalkıp güzel bir kahvaltının ardından yürüyerek fuar alanına gitmeyi çoktan planlamıştım bile. Havanın güzel olması kaldığım otelin deniz kenarında ve ulaşımın kolay olması içimdeki karabulutları biraz olsun dağıtmıştı. Etrafta o kadar çok zeytin ağacı ve fidanı var ki şaşırıp kalmamak elde değil. Fakat tamamen peyzaj bitkisi olarak kullanılıyor, havaalanından gelirken birkaç ufak ve eski yaşlı ağaçlardan oluşan zeytinliklerin dışında zeytinlik alanları görmek çok zor. Glayfada‘nın merkezinde bulunun kilisenin 100 metre ilerisinde merkeze giden yol üzerinde peyzaj bitkileri üreten bir firmaya rastladım, tamamen varillerin içerisinde yaşlı zeytin ağaçları bulunmaktaydı.



Girit adasının aksine, Atina’da restoranlarda yada kafelerde zeytinyağı bulmak olanaksız fakat kaldığımız otelde sabah kahvaltısında bile zeytinyağı vardı. (Ülkemizin otel işletmecilerine duyurulur)

01.03.2013 tarihinde sabah erkenden kalkıp güzel bir kahvaltı yaparak elimde haritalarım ve sırtımda çantam Eleotecnia 2013 ‘e gitmek için yola çıktım. Otelin karşısına geçerek yola devam ettim, sahil şeridinde onlarca marina ve içerilerinde yüzlerce tekne bulunuyordu, lüks yatlardan, katamaranlara kadar çeşit çeşit tekneler marinalarda bağlıydı. İzmir’e ve sahil ilçelerine yapılamayan marinaları gördükçe bir kez daha üzüntüye kapılıyordum. Bir taraftan marinalar bir tarafta zeytin ağaçları arasından geçen yolu kullanıyordum, dikkatimi çeken başka bir konu da ağaçların somak (tomurcuk) durumuna gelmiş olmalarıydı. Atina’da zeytin ağaçlarının 1 Martta somak durumuna geldiğini görmüştüm, hava gerçekten sıcak ve bunaltıcı olmuştu. Bir tarafta denize giren insanlar bir tarafta sahilde spor yapan insanlar vardı.



Yine her zamanki gibi erken gitmiş ve fuarın açılmasını bekliyordum, fuar alanı eski havaalanı içerisinde ve olimpiyat oyunlarının yapıldığı sahada yer almaktaydı. Dışarıdan bakıldığında içerisinde yüzlerce standın bulunduğu hissini veriyordu, ancak dışarıdan bakıldığında araç sayısı ve bekleyen insan sayısı azdı ve görüntüyle tezat oluşturuyordu.



Saat 10.05 olduğunda fuardan içeriye adımlarımı atmıştım, fakat her attığım adımın hüsrana doğru atılmış adımlar olacağını anlamakta gecikmemiştim. Katılımcı sayısının 35 civarında yerli firmalardan oluştuğunu İspanya ve Çin’den birer standın dışında başka bir şeyin olmadığı İzmir Olivtech’ten çok



sönük bir fuar ile karşı karşıya kalmıştım. 45 dakikada fuar gezimi bitirmiş üç firma zeytinyağı üreticisi firma ile görüşerek zeytinyağı tadımı yapmış iki firma ile ambalaj üzerine bilgi alışverişinde bulunmuş ve birkaç standın zeytinlerinin tadına bakarak Eleotechnia 2013 fuar gezimi sonlandırmıştım.



Ekonomik kriz ne kadar büyük olursa olsun dışarıya açılmak ve tanıtımınızı yaparak krizden çıkmak için çabalamıyorsanız sonunuzu zaten kabul etmiş sayılırsınız. Ab fonlarıyla ayakta durmaya çalışan bir ülke, üzerine bir de tembelliğin had safhada olması sebebiyle bu duruma düşmelerinin sebebi sayılabilir. Kendine güveni olan birkaç üretici onlar da kendilerini zaten üretimleri ve yaptıklarıyla gösteriyorlar gerisi boş ve hoş bir seda olarak kaldı. Yaptığım zeytinyağı tadımlarından memnun olmuştum, tadım panelisti olduğumu ve eğitimler verdiğimi söyleyince ilgilendiler, beraber tadımlar yaptık, formları doldurduk, yağları hakkında bilgiler aldım ve verdim. Bir firma sanıyorum denemek için eski yağlarından bir şişe açıp tadım hakkındaki bilgileri öğrenmek istediğinde yağın bayat kusuruna sahip olduğunu aynı zamanda posa içerisinde beklemekten dolayı posa kusuru



barındırdığını söyleyince diğer yetkili personel de tadıma katıldılar, daha sonra pazarlama müdürleri olduğunu söyleyen arkadaş arka taraftan kutulardan başka bir zeytinyağını çıkararak tatmamı önerdi, şişeyi ellerimle açıp bardağa koyarken erken hasat yapılmış koroneiki zeytinlerinin kokusu çoktan burun deliklerimi geçmiş genzime doğru ilerliyordu. Tadımı yaptıktan sonra kuzey yamaçlardan toplanmış erken hasat edilen koroneiki zeytinlerinden kusursuz bir extra virgin olive oil olduğunu söyleyince yüzlerindeki mutlu ifadeyi görmeliydiniz. Bu tadımın anısına bir şişe EVOO erken hasat zeytinyağını hediye ettiler. Bu standı öğleden sonra başka bir Türk grubu ziyaret etmiş ve güzellikleri karşısında şaşırmışlar. Bol bol fotoğraf çektiklerini sonradan öğrendiğim arkadaşlarım Hasan KÖŞKLÜ, Ünal IRKDAŞ, İrfan Mucit ERİTENEL ve Caner GENÇ’ten bu fotoğrafları özellikle paylaşmalarını rica ediyorum.



Başka bir firma ile şişe tasarımları konusunda bilgi alışverişinde bulunduk, özel tasarım şişeler üretebileceklerini ve özel fiyat verebileceklerini anlattılar. Karşılıklı konuşmalar ve iletişim bilgileri alışverişinden sonra fuar alanından ayrıldım.



Yukarıda dile getirdiğim sevgili dostlarım fuar alanı gezim bitip ayrıldıktan sonra bile halen İzmir’de Atina’ya gelmek için uçak bekliyorlardı.



Fuar alanından ayrıldığımda saat 11.00 civarına gelmiş hava da iyice ısınmıştı. Güneş yolda yürürken insanı yakacak kadar parlak ve sıcaktı, deniz kıyısından yürümeye devam ederek marinalarda bağlı tekneleri seyrederek, denize giren insanları, parklarda tavla oynayan yaşlı insanları seyrederek yoluma devam ettim, zamanın ve yolun farkında olmayarak 27 km yolu yürüyerek geçmiştim. Yorgunluğumu anladığımda Pire limanı civarındaydım deniz kenarındaki banklarda oturarak ara sıra dinlenmeye çalışmıştım. Saat 15.00 civarı olmuş Atina’nın kenar ve orta mahallerinde bulunan sokak aralarına kendimi bırakmıştım. Özellikle kentin dokusunu ve kültürünü izlemek için mükemmel bir seçim oluyor, sokaklarda ‘’kaybolmak’’. Karşınıza çıkan semt pazarları ülkemizi aratmıyor, satıcıların bağırma şekli bile aynı, küçük dört teker arabalarda domates, patates, elma, portakal satan seyyar satıcılar var, camlardan, balkonlardan sarkan çamaşırları görünce yabancılık hissetmiyorsunuz. Kâh Beyoğlu sokakları, kâh İzmir Kordon yada Karşıyaka, kâh Antalya bulvarlarında yürüyormuş hissine kapılıyorsunuz. Kulaklarınızı kapatıp konuşulanları duymasanız yabancı bir ülkede olduğunuzun farkına bile varamayabilirsiniz.



Birkaç semt pazarı gezip meyve alışverişi yaptıktan sonra merkeze Stigma meydanına ve oradan Akropole gitmeye karar verdim, yolların birçoğu inişli ve çıkışlı olmaya başlamıştı, yol üzerinde bir kavşakta tramvay durağına rastlayınca otomatik makinalardan biletimi alarak tramvayı beklemeye başladım. Tramvay yarısı boş gelince derinden bir oh çekerek kendime bir koltuk bulmanın rahatlığı ile ilerlemeye başladık. Dar sokaklardan geniş sokaklara açılan tramvay hatları kent ulaşımında büyük bir kolaylık. 20 dakika sonra Atina kent meydanı Stigma’ya vardım. Tramvay durağının hemen karşısında bulunan parlamento binasının önündeki askerleri ve fotoğraf çekmeye çalışan turistleri görmek daha sonra askerlerin eteklerinde bulunan 400 plinin (kıvrım) Osmanlı esareti altında geçen süreyi yansıtması bilgisine ulaşmam ardından çorapların üzerinde bulunan ponponların neden dikildiğini anlayamamam garibime gitmişti.



Stigma meydanındaki parlamento binasına sırtınızı verdiğinizde geniş bulvarın karşısına geçip metro istasyonundan çıkan yolcularla karışıp eski kilise sokağına girdiğinizde kendinizi Beyoğlu sokaklarında dolaşıyormuş gibi hissedeceksiniz. Kiliseye doğru yol alırken kesişen sokaklardan sol tarafınıza baktığınızda tepenin üzerindeki Akropolü bütün ihtişamı ile göreceksiniz.



Akşam olması havanın erken kararması ile otelime dönmek üzere Stigma meydanına gelerek 5 nolu BOYAA tramvayına binerek bütün gün yürüyerek dolaştığım yerleri akşam karanlığında seyrederek geri döndüm. Akşam saatlerinde öğleden sonra gelen arkadaşlarımızla buluştuk ve hasret giderdik, akşam sahilde gittiğimiz bir balıkçı lokantasında birçok balık ürününün yanında zeytinyağı görememek Yunan Zeytinyağı tüketiminin abartıldığı gerçeğini bir kez daha doğrulamaktaydı.



Ancak daha üzüldüğüm konu sabah yaptığımız ortak kahvaltıda ortaya çıkmıştı, hediye edilen erken hasat yağı masaya bıraktığımda kimsenin kullanmaması zorla tabaklarına dökmem içimi burkmuştu. Bizler ürettiğimiz yağları nasıl tüketecektik? Zeytinyağını bilen, üreten insanlar kullanmıyorlarsa bilmeyen insanlara nasıl anlatıp ikna edecektik? Ülkemizde zeytinyağını anlatan bilim insanları bile tüketmezken bazı arkadaşlarımız halen margarin tüketirken nasıl başarıya ulaşacağız, anlayamıyorum.



Yunanistan ve bağlı adalarda zeytinyağı tüketiminin söylenildiği gibi kişi başına 20-25 kg/lt olması aldatmaca ve söylentiden başka bir şey değildir. Ülke sınırları içerisinde turistik pazarlaması ve tanıtımı mükemmel yapıldığından turistlere satış iç tüketime yansımakta ve gerçekle bağdaşmamaktadır.



Ertesi gün kahvaltının ardından hep beraber tramvay ile yeniden Stigma meydanına giderek gezimize kaldığımız yerden devam ettik, hatta gezdiğim yerleri yeni gelen arkadaşlarıma göstererek rehberliği de üstlendim. Beyoğlu’nu andıran sokakları, mağazaları, sokak çalgıcılarını izleyerek kilisenin arkasından Osmanlı İmparatorluğu zamanından kalan camilerin bulunduğu alanı ve çarşıları gezdik alışveriş yaptık. Öğle üzeri Akropol altında bir restoranda atıştırmalıklarla midelerimizi düzelterek Akropole doğru tırmanmaya başladık. Akropole varmadan solundaki tepeden Atina’yı seyrettik ve bol bol fotoğraflar çektik. Hatta bir ara İrfan ağabeyimiz kapkaç kurbanı oluyordu da son dakika direkten döndü yerine İngiliz bir çiftin fotoğraf makinesi kurban verildi.



Ekonomik krizin sokaklara kapkaç ve yardım dileyen insanlar olarak döndüğünü anlıyor ve görüyorsunuz. Çarşı pazar gezerken zeytin motifli ya da konulu birçok hediyelik eşya almak mümkün, pazarlamasını çok iyi yapıyorlar. Hediyelik ambalajı biliyorlar, küçük ve taşınması rahat ambalajları seçiyorlar.

Akropolün yanındaki tepe üzerindeki manzaraya kendimizi kaptırınca saat 15.00’de kapandığını bilemediğimiz Akropolü gezemeden geri dönüyoruz. Ancak bugün Atina sokaklarında yaşlı insanların birçoğunun, hediyelik eşya satan dükkanlardaki çalışanların Türkçe öğrendiğini anlıyoruz. Akşam televizyon kanallarında Türk dizileri alt yazı ile seyrediliyor. Globalleşen dünyada savaş ve baskı ile elde edemediğiniz egemenlik haklarını televizyon dizileri ve medya ile ele geçirebiliyorsunuz.



Ertesi gün dönüş yolculuğuna hazırlanmam gerekiyor, akşam yine Glayfa’da civarında bir kafeye gidiyoruz, bize yakın yiyeceklerden oluşan akşam yemeğinin ardından otelimize dönüyoruz. Sabaha karşı yağmur ve fırtına ile uyanıyorum, doğa da 3 günlük gezinin yeterli olduğunu hatırlatıyor, sabah kahvaltısında yine mükemmel bir öğün yapıyorum elimde kalan bir şişe hediye zeytinyağını arkadaşlarıma devrederek havaalanına doğru gitmek için otelin karşısında bulunan otobüs durağında beklemeye başlıyorum. Durak kapalı olmasa yağan yağmur ve fırtına etki edecek ıslanacağım. 15 dakikalık bir bekleme süresinin ardından 35 dakika süren Venezilos havaalanı yolculuğunun ardından İstanbul aktarmalı olarak Ankara’ya dönüyorum.

Bilgi notları:

Atina havaalanı – Şehir merkezi otobüs numaralarını danışmadan alabilirsiniz.
Havaalanı şehir merkezi otobüs biletleri 5.00 EU 180 dk
Şehir içi biletler : 1.20 EU 90 dk
Taksicilere pazarlık yapmadan binmeyin, fazladan gezdiriyorlar dikkatli olmalısınız.
Şehir merkezinde çantanıza ve yanınızdaki eşyalara sahip olun.
Haritasız seyahat etmeyin. /trafik, metro, tramvay, otobüs, sokak haritaları.

Eleotechnia 2013 Fuarı ile ilgili detaylı fotoğrafları www.hangizeytinyagi.com sitesinde bulabilirsiniz.

Serdar Öçten ÜNSAL
Olivae Horto
0 537 660 42 26
www.hangizeytinyagi.com


Serdar Öçten ÜNSAL



1653













  Siren Kayalıkları
  Foça Tarihi
  Foça Balık Restoranları
  Rasgele Balıkçı
  Foça Harita / Ulaşım

  .:: Yazarlar
  .:: Aşçı Fok'un Mutfağından
Bir güzel ada BOZCAADA
Eylül’de Bozcaada’yı yazmayıp da ne yazacaksın! Salça ve turşuları mı, yoksa tepetaklak ...
  .:: Mizah
Çenesuyu   
NUH TUFANI VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
  .:: Yazılar
SERDE   
Karısını çok seven çiftçi ve Sokrates (1/2018)
Foça’nın Güzel Kalpli Centilmen İnsanı Süleyman Ege ile Nostaljiye Yürüyüş
Foça’da 1940 – 1984 arası her şey…
ELİF'ce   
MÜSAADE İSTEMİYORUZ



Booking.com



Booking.com 1615

* Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
* FocaFoca'da yer alan yazı ve görsellerin, herhangi bir biçimde alınarak basılı ve/veya internet ortamında basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
* Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. focafoca.com harici linklerin sorumluluğunu almaz
* "Otel Arama" ve "Otel Rezervasyonu" hizmeti, Amsterdam / Hollanda merkezli Avrupa'nın lider online otel rezervasyonları şirketi booking.com tarafından sağlanmaktadır.

* Yasal Uyarı
    © FocaFoca.com tüm hakları saklıdır.   (03/2005)   


Tasarım ve Uygulama FocaFoca.com